Yeni “Şah Yolu” Bağdat Hattı

İlk Çağda, Şah Yolu, Orta Çağın, Çin’le Bizans arasındaki İpek Yolu gibi, dünyanın en uzun ulaştırma yollarından biriydi. Bu Şah Yolu, Ege denizinde Milet, Efes limanlarından başlar, Lidya’yı, Frigya’yı, Kapadokya’yı, Torosları geçerek; Klikya, Suriye, Mezopotamya üzerinden İran’a ulaşırdı. İran İmparatorluğu başkenti olan Astahar-Persepolis’e varırdı. İran’dan, Hindistan’a da gidilebilirdi karadan. Nitekim Büyük İskender, bu yolu izledi.

Alman-Osmanlı Projesi „Bağdat hattı“ yeni bir Şah Yolu‘ydu

Almanların Osmanlı hükumetinden 1899’da imtiyazını aldıkları Bağdat hattı da bir „Şah Yolu“ idi. Bu hat, İstanbul’dan başlayarak; Anadolu, Klikya, Suriye’yi geçerek Mezopotamya’ya varacaktı. Fırat-Dicle vadilerini geçecek, Bağdat’a ulaşacaktı. Oradan, evvela Basra limanında Basra körfezine çıkacak, sonra da Kuveyt kıyılarında, Hint denizine açılacaktı. Bu hattın da hedefi Hindistan’dı. Yani, Hint ticaretinin, biraz da bu hat üzerine çekilmesiydi.

Proje büyüktü, azametliydi. Hatta bu projeyi daha ilk adımda Almanların diğer rakipleri, hattın amacı, Anadolu, Klikya ve Irak’a Alman göçmenlerini akıtmaktır, onları orada yerleştirmektir diye yorumladılar. Hindistan imparatorluğunu elinde tutan İngilizler için ise, bundan daha korkulu bir rüya olamazdı.

İmtiyaz, şahane törenlerle kutlandı. Alman İmparatoru II.Wilhelm İstanbul’a gelerek padişahı ziyaret etti. Kudüs’te, dünya Müslümanlarının koruyucusu imiş gibi jestler yaptı.

Almanlaşan Osmanlı Ordusu

Osmanlı devleti geleneksel İngiliz-Fransız siyasetinden ayrılıyor, Almanya’ya dönüyor gibiydi. Nitekim az sonra ve silahlandırma kredileriyle orduda da Alman silahları kabullenildi. Hatta Türkiye’ye, Von der Goltz (Golç Paşa) gibi kurmay hocaları getirtildi. Kurmay akademisine Alman eğitim usulleri ve disiplini yerleşti. Bizim 1900-1908 arasındaki kurmaylar ve aktif subaylar neslimiz, bu dönemin ürünüdür. Enver Paşa, Cemal Paşa, Mustafa Kemal, İsmet, Ali Fuat ve Karabekir paşalar ve diğerleri gibi, İkinci Meşrutiyet ve hatta Cumhuriyet devrinin seçkin subayları, belki Abdülhamid dahi farkına varmadan, böyle yetiştiler.

von-der-goltz-paşa
Osmanlı Ordusuna 30 Bin Mark rüşvet veren – Von der Goltz Paşa –

Özetle Bağdat hattı imtiyazı ile beraber Türkiye’de Türk-Alman ilişkilerinin, bir gün Türkiye’yi Almanlar safında harbe sürükleyecek kadar güçlü şartları ve elemanları hazırlanıyordu…

Nitekim imtiyazın karşısına daha ilk adımda, gene bir gün bizim Almanlar safında kendileriyle savaşacağımız Üçlü Antlaşma Devletleri dikildi: İngiltere, Rusya ve Fransa. Çünkü Türkiye Devleti bağımsız görünüyordu ama, aslında bağımsız değildi. Kapitülasyonları bir tarafa bıraksak bile, daha önceki belge ile değindiğimiz dış borçlar zincirinin düğümleri, her an devletin boynundaydı. Hükumet bu nedenle, direniş ve müdahalelerin bin bir çeşidiyle bunalıp duruyordu.

 

İngiltere karşı çıkıyor

İngiltere, imtiyaz mukavelesinin akdi ile beraber Basra körfezinde, Hint denizi ağzındaki Kuveyt’e yöneldi. Osmanlı himaye ve haklarından tek kelime söz etmeden, Kuveyt Emiri ile geniş bir himaye antlaşması imzaladılar. Kuveyt yelkenli veya balıkçı gemileri İngiliz bayrağı taşıyacaklardı. Bunlara tecavüz, İngiltere’ye saldırı sayılacaktı. Kısacası, İngilizler Hindistan yolunu emniyet altına almak istiyorlardı. Daha sonraları bu yönde, daha başka girişimlere de geçtiler.

Bu girişimlerin en önemlisi, Mezopotamya topraklarının Fırat-Dicle’den sulanarak işletilmesi için oralara mühendisler, iktisatçılar göndermeleri oldu. Örneğin Mr. Wilcox adında bir uzman ve siyasetçi, bu yolda geniş haritalar çıkardı. Fakat bunlardan bazılarını hükumete de verdiler. Yani İngiltere, Mezopotamya’yı, Almanlara ve söylendiği gibi Alman muhacirlerine, sömürgecilerine bırakmamakta azimliydi.

 

Fakat daha sert direnişler Rusya’dan geldi…

Rusya, önce Kuzey ve Doğu Anadolu’da demiryolları yapılacaksa ve bunlar devlet tarafından yapılmadığı taktirde, bu hatların inşasının Rus uyruklulara verilmesini istedi. “Devlet tarafından yapılmadığı taktirde” kaydı, şekilden ibaretti! Çünkü Abdülhamid devrinde, Türkiye’de, demiryolu yapacak veya kontrol edecek para ve elemanlar bulmak şöyle dursun, lokomotif makinistleri, kondüktörler, hatta gişelerde biletçiler bile, Ermeni şivesiyle yazılmıştı. Örneğin, “Bilet mahalli” değil, “Bilet mahali” şeklinde yazılırdı.

İlk planda hattın güzergahı için Ankara-Sivas-Harput-Diyarbakır-Musul yönü gösterilmişti. Rusya, Kafkasya’da kendi topraklarında dilediği gibi demiryolları yapabildiği halde, Türkiye topraklarındaki bu plana itiraz etti. Bu yönleri, kendi sınırlarına yakın sayıyordu. Bu plan değiştirildi. Demiryolunu Ankara-Kayseri-Harput-Diyarbakır üzerinden geçirecek başka bir plan düzenlendi. Fakat Rusya, buna da itiraz etti. Türkiye bu itirazı da kabul etmek zorunda kaldı. Nihayet bugünkü Anadolu hattı güzergahı çizildi. Yani Haydarpaşa-Konya-Adana yönü ele alındı.

alman haritasinda bağdat hattı - Şah yolu
alman haritasinda bağdat hattı –

8 yılda 200 km’lik Demiryolu yapıldı

Fakat projeye karşı direnişler, engellemeler o kadar sürüp gidiyordu ki, aslında 8 yılda Bağdat’a varması planlanan Bağdat hattının, 8 yılda, yalnız Konya Ereğlisi’ne doğru 200 km’lik Bulgurlu kısmı yapılabildi. Böylece, 1908 ihtilalinden sonradır ki, Almanya hükumeti Türkiye ile yeni anlaşmalar imzalayabildi. Bulgurlu’dan Diyarbakır güneyinde Halif mevkiine kadar olan 800 km’lik kısmın inşasına geçildi. Fakat hat, imparatorluk idaresinde hiçbir zaman Bağdat’a varamadı. Türkiye için ekonomik değeri ne olacağı zaten ve kesinlikle anlaşılamayan bu hat üzerinde böylece bin bir engelle karşılaşıldı.

Karadeniz, Erzurum, Van yönünde uzanan geniş topraklar üzerinde ise Rusya korkusundan, tek km’lik demiryolu değil, karayolu, hatta kışla, karakol bile yapılamadı.

 

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR’in “Enver Paşa” adlı kitabının 1. cildinden derlenmiştir.

Kitap: Şevket Süreyya Aydemir - Enver-Paşa 1. Cilt
Kitap: Şevket Süreyya Aydemir – Enver-Paşa 1. Cilt

Leave a reply:

Your email address will not be published.