Veba salgınları tarihi

Bütün dünyayı yaklaşık 1350 yıl sallayan, can almaya doymayan bir salgın hastalık varmış.
İyi ki “mış” ekini kullanıyoruz. Çünkü gerçekten bela imiş bu VEBA!

Yazılı tarihin ilk küresel salgını 540 yılında başladı. Mısır’dan hastalık taşıyan sıçanlar, liman şehri Pelisium’den (bugünkü Port Said) İskenderiye’ye sonra da Doğu Roma başkenti Konstantinoples’a yayıldı.

Justinianos Veba Salgını

Hastalık sıçanların taşıdığı pirelerle başlamış; savaşa giden askerlerle yayılmış; ticari ve diğer askeri hareketliliklerle Batı Avrupa’ya taşınmıştı.

542 yılının ilkbaharında, günde on bin insan ölüyor ve İstanbul’da ölüm çanları çalıyordu. Sokaklar ceset doluydu, mezarlıklar yetmiyordu. Veba kurbanları Haliç’in karşı kıyısında Galata’da açılan dev çukurlara atılıyor; her biri yetmiş bin ceset alan çukurlar da kısa sürede doluyordu. Zengin, fakir herkesi etkileyen salgın şehir hayatına büyük darbe vurmuş, ticaret durmuştu; ekmek bulunmuyordu ve insanların bir kısmı da açlıktan ölüyordu.

Dört ay içinde şehir nüfusunun % 40’ı yok olmuş, sokaklar ıssızlaşmıştı. İmparator Justinian da hastalığa yakalananlar arasındaydı.

Justinianos Veba Salgınının özelliği elin nekroz olması
Justinianos Veba Salgınının özelliği elin nekroz olması

Avrupa’da Kara Ölüm

1300’lü yılların ortalarında, Haçlı Seferleri sona ermiş, Avrupa’da büyük kıtlık yaşanmıştı. İngiltere ile Fransa arasında Yüz Yıl Savaşları sürüyor, Bizans güçten düşüyordu. Bir önceki salgının üzerinden 800 yıl geçmişti ki, bu uzun sessizliğin ardından “Kara Ölüm” Avrupa’ya en kara çağında geri döndü.

Kurbanlarında deri altı kanamalara yol açıyor, doku ölümü ve kangrene neden oluyor; uzuvların rengini siyaha döndürüyordu. Bu yüzden kara ölüm diye anılıyordu.

Batılılara göre Veba, Orta Asya steplerinden ticaret yolları boyunca batıya doğru ilerledi. 1334’te Karadeniz üzerinden bir kez daha İstanbul’a uzandı. Liman şehirlerini vurdu. 1347’de Kırım yarımadasındaki Kefe kentinden Ceneviz gemileriyle gelen veba, Avrupa’ya Sicilya’nın Messina Limanı’ndan girdi. Şehir kısa sürede kıyıma uğramış, neredeyse terk edilmiş gibiydi. Bir yıl içinde tüm İtalya’ya yayılmış, Fransa’da Papa VI. Clement’in yaşadığı Avignon’a ulaşmıştı.

Altmış bin kişinin öldüğü, Floransa’nın tarihte gördüğü en büyük yıkım, Boccacio’nun “Decameron“unda betimleniyordu. Venedik’te yüz bin kişi ölmüştü. Londra’da yüz bin kişi ölmüştü.

O devirlerin henüz az olan nüfusunu düşünürsek korkunç rakamlardı.

Marsilya veba salgını 1720
Marsilya veba salgını 1720

Yaşanan felaket kitlesel bir cinnete yol açmış, ahlaki değerler yıkılıp gitmişti. Çaresizlik azınlıklara karşı öfke ve nefrete dönüşmüş; Yahudiler, dilenciler, cüzzamlılar acımasızca katledilmeye başlanmıştı.

Tanrı’nın gazabı

Kilise çaresizdi; salgını durduramıyordu. Din adamları ve kutsal günlerde doğan çocuklar bile herkes gibi ölüp gidiyordu. Buna karşılık, vebanın günahkarlar için Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği gazap olduğuna ve salgın sona erdiğinde insanların hoşgörü, sevgi ve adaletle dolacaklarına inanılıyordu.

Yaklaşan kaçınılmaz ölümü tevekkülle kabullenen, hatta ümitle bekleyenler de vardı.
Yükselen ağır kadavra kokusunu hafifletmek için cesetlerin arasına çiçek demetleri atılıyordu. Çürümüş cesetlerin kokusuna dayanabilmek için kuş gagası gibi maskeler takarak çalışan hekimler ellerinden geleni yapıyori ama onlar da diğerleri gibi ölüyordu.

Veba salgını sadece 6 yıl içinde Avrupa nüfusunun yarıya yakınını, 20-30 milyon kişiyi öldürdü. Dünya genelinde ise 75 milyon can aldı.

Veba Doktoru - Kuş gagalı kokulu maddelerle dolu maske
Veba Doktoru – Kuş gagalı kokulu maddelerle dolu maske

Osmanlıda VEBA TAUN

1494 ve 1502’de Avrupa’dan yayılan iki veba salgını İstanbul’da pek çok insanın ölümüne neden oldu ve yıllarca sürdü. 28 Temmuz 1584’te halkın aymazlığından ötürü, Tanrı’nın bir cezası sayılan ve bu nedenle “mübarek taun” denilen bir salgın daha başladı. Ölenlerin sayısı belli değildi. Bu defa Ağustos 1586’da, iki yıl öncekinden daha beter bir salgın, İstanbul ve ülkenin diğer bölgelerinde öylesine etkili oldu ki, yakıp yıkmadık ev bırakmadı ve ancak 1590’a doğru etkisini kaybetti.

Temmuz 1592’de bir kez daha ortalığı kasıp kavurdu “kara ölüm“.

3. Murad, “Taun u vebadan halaş için” halkı Alemdağı’na duaya çağırdı. Bütün din bilginleri, şeyhler ve halk, donanma kadırgalarıyla Anadolu hisarına geçirildiler. Hemen herkes bu çağrıya uyduğundan İstanbul’da kimse kalmadı. Çarşılar ve dükkanlar kapandı. On binlerce insan, yaya ya da arabalarla Alemdağı’na yürüdü. Bir gece orada kalınıp, ertesi sabah seherde “cemiyet-i azim”le dualar edildi. Padişah sadakası kurbanlar kesilip Bostancıbaşı tarafından onca kalabalığa sofralar donatıldı.

Kadı sicillerine göre, dua öncesinde her gün İstanbul kapılarından 325 cenaze çıkarken, duadan sonra bu sayı 100’e düştü! Veba illetinin İstanbul’dan uzaklaşması dileği ile kent zindanlarındaki mahkumlardan yeteri kadar ceza çekmiş olanları serbest bırakıldı.”Veba affı” denmiştir herhalde sonradan!

Osmanlı 1453-1600 yılları arasındaki Veba haritası
Osmanlı 1453-1600 yılları arasındaki Veba haritası

Mübarek Maraz salgını

1598’in yaz aylarında kolera ve veba salgınları birlikte başladı. Din adamlarının “mübarek maraz” dediği salgın yüzlerce ocağı söndürdü. Çoluk çocuk birer ikişer herkes ölüyordu. Eski Saray’daki 3. Murad ailesinden 11 kız ve kadın, birçok hadımağası ve cariye de ölenlerin arasındaydı. Ağustos sonuna kadar Eski Saray’dan 150 cenaze çıktı. Aralarında 3. Murad’ın 16 kızı daha vardı.

Londra’da 1563 ile 1603 yılları arasında 5 veba salgını yaşanmış, bunların sonuncusunda nüfusun beşte biri yaşamını yitirmişti.

1625 yazında başlayan ve “Bayrampaşa vebası” denen salgın, İstanbul’un nüfusunu tehdit edecek boyutta yayıldı. Her gün ortalama bin kişi ölmekteydi. Halk Okmeydanı’nda duaya çıktı.

1751’de önce büyük bir sel felaketi, ardından kolera ve veba ortalığı ezdi geçti. Aynı evden dört ölünün ardı ardına çıktığı bile görüldü.

İngiliz elçilerden Hussey 1762’de vebadan ölmüş,  bir başka elçi Greenville ise, gecenin bir yarısı hizmetkarlarından birinde hastalığın belirtilerini görünce elçilikten kaçmak zorunda kalmıştı.Yine İngiliz elçilerden Lord Winchilsea 1778’deki salgında kızını kaybetmiş, İstanbul şehri ise nüfusunun yaklaşık üçte birini kaybetmişti. İş dünyası durmuştu.

1812 yazında, İzmir’den gelen bir ticaret gemisinden yayıldığı sanılan Veba salgınında herkes evlerine kapandı. Sokaklar ölülerden geçilmez oldu. Temmuz ayı boyunca İstanbul’un bütün çöplükleri, sokakları temizlenip yıkandı. Bununla birlikte, Eylül ayında, sur kapılarından günde yaklaşık 1.500 cenaze çıkıyordu.

Salgınların genellikle bekar odalarından yayıldığı gerekçesiyle Galata’nın arka mahalleleriyle İstanbul’daki ünlü Melekgirmez Mahallesi yerle bir edildi, yerine “Hidayet” adı verilen yeni bir mahalle yapıldı ve aynı adı taşıyan ahşap bir cami yaptırıldı. 1812-13 kışında yağan karla birlikte salgın durdu.

1813 yılında İngiliz elçi Liston bütün ailesiyle beraber salgın nedeniyle üç ay boyunca evinde oturmuş, bir tek hizmetkarın bile kapı dışına çıkışına izin vermemişti.

Veba salgınları, 1830’lara kadar, imparatorluğun siyasi ve askeri konumunun zayıflamasının nedenlerinden birisiydi.

Avrupa’da ise 1720 yılında Marsilya’yı arkasında bir milyon ölü bırakarak terk ettikten sonra; yaklaşık yüz yıl sonra Asya seferine çıkmış, 1855’te Çin ve Hindistan’dan başlayarak, 1894’te Hong Kong’a ulaştığında 12 milyon can almış bulunuyordu.

(NTV Tarih, Necdet Sakaoğlu)

Leave a reply:

Your email address will not be published.