Türklerin zayıf yönleri̇

Türk toplumu, yöneticiye bağlı bir özellik göstermiştir. Türk devlet yöneticileri, egemen olma güdüsünü yitirdiklerinde komşu imparatorluklarla işbirliğine gitmişlerdir. Böylece, toplum da yöneticiler gibi kurtuluşu dışarıda aramaya başlamış, devlet parçalanma sürecine girmiştir.

 

Egemen olma güdüsünün yok oluş nedeni bellidir: Yöneticilerin toplum ihtiyacını karşılayacak çözüm yollarını yitirmesi… Topluma verecek bir şeyi kalmayan üst tabaka; dışarıyı taklit etmeye, dışarıyı örnek göstermeye başlar. Halk da yöneticisini takip eder.

Çin etkisine nasıl girildi?

Bu duruma düşen yarı yerleşik yöneticiler, özellikle Çin etkisine girmişlerdir. Güçlü Çin’den yardım alma, onun desteği ile ayakta durma çabası, yerleşik seçkinlerin, lüks tutkusu ile de desteklenmiştir. Böylece, beyi yabancı devletin etkisine giren halk, onu izlemekte bir sakınca görmemiştir. Bu durumda Türk milletinin başına gelenleri de Orhun Yazıtları (Kül Tigin, Bilge Kağan yazıtları) çok trajik biçimde dile getirmiştir: Dış çekime kapılarak milletten ayrılanların durumunu Kül Tigin anıtı şöyle anlatıyor:

“….. Kutsal Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden/gittin. Batıya giden/gittin. Gittiğin yerde kazancın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evladın kul oldu; hanımlık kız çocuğun cariye oldu.

Ne yazık ki yaratıcılığı yok olmuş beyler takımının kurtuluşu dışarıda araması yüzünden devletler önce parçalanmış, sonra da yıkılmışlardır.

İlginçtir ki Çin; topluma verecek bir şeyleri kalmayan Asya Türk yöneticileri için; bugün Türkiye Cumhuriyeti için Avrupa Birliği ne ise o olmuştur. Nüfusu 1 milyon dolayındaki Türk devletinin 56 milyonluk Çin ile yarışması için, Türk gelenek ve kültürünün sarsılmadan yaşatılması gerekiyordu. Fakat Çin İmparatorluğu, Türk yönetici takımını önce ikiye bölüyor; bunlardan birisini lükse boğuyor; halkı ayartıyor; böylece tavanı da tabanı da ana birlikten ayırıyordu.

Çin Türkleri sömürdü

Orhun (Göktürk) Yazıtları; Çin’in adam ayartma ve sonra da bunları eriterek yok etme politikasını çok açık örneklerle ortaya koymaktadır. Yazıtlarda en çok vurgulanan gerçek şudur: Çin milleti hilecidir, sahtekârdır. Bilgisiz kağanın yönettiği devletteki küçük kardeşle büyük kardeşi, beylerle halkı birbirine düşürmüştür. Böylece il (devlet) ve kağan yok olmuş, Türk’ün emeğini 50 yıl boyunca Çin sömürmüştür.

Türk halkı, yöneticisini izlerken basit çıkarlarına tutsak olabilmekte, bu da ili yıkan bir sonuç yaratmaktadır. Çıkarı için Çin’i taklit eden kesimlerden yakınan Göktürk hakanı, Türk milletinin bu zayıf yönünü gözler önüne sermektedir.

Yani lüks tutkusu ve günlük ihtiyaç uğruna, devletini de yöneticisini de terk edebilen öğeler de Türk milletinin içinde yer almaktadır. Bu yüzden Türk kimliği içinde, aldatılmaya açık bir yapıdan da söz edilebilir. Özetle; Türk kandırılmaya açıktır. Yazıtların tanıklığından anlıyoruz ki Çin; “Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş.” Durum bu olmasına karşın; Türk milleti acı gerçeği de görmek istememektedir. Çin’in bu işte uyguladığı yöntem, asimilasyon ile yöneticileri birbirlerine karşı kışkırtmadır. Öyle ki Çin; kendilerine en sadık Türk yöneticilerinin yanına bile bir casus yerleştirmişlerdir. Göktürk tarihinin yüz karası Cangar’a eş gönderilen Sui hanedanı prensesi i-cheng’in asıl görevi casusluk idi (Eski Türkler, s. 211)”. Casus Chang Sun- Seng’in yıkıcı çalışmalarını daha önce görmüştük.

Çinliler Türkleri nasıl böldü?

Farklı kabilelerin ayartılıp Çin’e çekilerek gücün emilmesi, ili (devleti) güçsüzleştiren nedenlerden birisiydi. Çin yönetimi eritme ve çatıştırma yöntemi ile Türk devletini Türk’e yıktırma yolunu icat etmiş ve kullanmıştır.

Bu iş için:

  • Politik olarak Türk yabgularını, hanlarını birbirlerine düşman gibi gösteren yalanlar üretip birliği çatışmaya dönüştürüyorlardı: Küçük kardeşle büyük kardeşin savaşımı… 
  • Çin ipeği ve altını ile etkili beyleri satın alıyorlardı.
  • Çin’in çok zengin olduğunu yayıyorlar; halkı Çin’e çekmeye uğraşıyorlardı. Türk beylerine yaptıkları gösterilerde ağaçlara bile ipek sararak onların gözlerini kamaştırıyorlardı. Sui yönetimi, geniş çaplı bir adam ayartma politikası başlatmış, bunun için merkezden kaçmaya hazır Türk beylerine pahalı ve bol hediyeler vermişlerdir. Öyle ki bu hediyelerle bir ordu donatılabilirdi. Ayartılan beylerle birlikte on binlerce kabile üyesi de Çin’in egemenliğine giriyordu.
  • Yaklaşan Türk kabilelerini Çinlileştirmeye çalışıyorlardı. Bunun sonucunda da Türklerin oğulları kul, kızları cariye haline gelebiliyordu. Çin’le işbirliği yapan Türk beyleri Çince isimler bile aliyorlardı. Ayrılıkçı Türk beylerinin Çinlileşmesi ile Çin, Türk tehlikesini azaltıyor; sonra da bu Çinlileşmiş Türkleri bozkırdaki asıl kitleye karşı kullanuyorlardı. Çin ordusu; bozkırdaki Türk güçlerine, yanına mutlaka birkaç büyük Türk halkından asker alarak saldırmıştır.
  • Çinlileşmiş Türkler; Çinli’den bile daha Çinli davranmaya kalkışmıştır. Hain Cangar’ın, yanındaki adamlarını Çin kültürü ile terbiye etmesine Çin İmparatoru izin vermemiş; “Halk senden daha çok nefret eder; gücün zayıflar!” diyerek onu uyarmıştır. (Çin yandaşı Cangar’ın günümüzün AB heveslileri ile benzeşmesi dikkat çekicidir.)
  • Daha sonraki Türk devletlerinin yönetici tabakası da millî kimlikten uzaklaşmayı, bir egemenlik gösterisi gibi görmüştür. İslam din çemberine girişten sonra (10. yüzyılın ortaları) Türk devlet yöneticileri; Türk kimliğinin yerine İslam kimliğini geçirmeye çabalamışlardır. Bu yüzden Türk saraylarında; ilimde Arapça, Arap kültürü ve edebiyatta Farsça-İran kültürü öne çıkartılmıştır.
  • Türk halkları, başka halklardan çok kendileri ile savaşmışlardır. Türk’ün en büyük açmazı da bu olmuştur. Bu dış çatışma, iç çatışmanın bir devamı sayılabilir. Türk halklarının birbirleri ile savaşları, onların Avrasya’da kesin egemen olmalarını önlemiştir.

Türk halklarının birbirleri ile savaşmalarını gösteren bazı tarihlere değinelim:

  • Hun Devleti’nin kurulmasından hemen hemen 2 bin yıl öncesine kadar Doğu Asya’da Hunlar ile Kıpçaklar savaşıyorlardı. Bu iki Türk halkının çatışması; Çin’in bölgede güçlü kalmasını sağlıyordu.
  • MÖ 107: Hun Devleti’nin doğu yöneticisi Tu-yü, Çin’in ipeği uğruna Yabgu Uşilü’yü öldürmeye kalkıştı.
  • MÖ 72: Wu-Sun Türkleri, Çin ile anlaşıp Hunlar’ı batıdan vurdular.
  • MÖ 56: Hunlar, Çin’in kışkırtması ile doğu-batı şeklinde iki kola ayrıldılar. İktidarı yitirenler Çin’e kaçtılar.
  • MS 48: Güney Hunları Çin ordusu ile birleşip Kuzey Hunlari’na saldırdı. Kuzey-Güney çatışması Hun gücünü eritti.
  • 317: Çin’e kaçmış ve Çin’le işbirliği durumundaki Hunlar o kadar güçlendiler ki yönetimi ele geçirdiler. Lakin hızla Çinlileştiler, eriyince de egemenlik ellerinden kaydı gitti. Büyük Türk Hakanlığı döneminde de Türk kabileleri Çin’de egemen olup Tang hanedanını yaratacaklardır. 10. yüzyılda ise Batı Türk Hakanlığı’nın etkili kollarından Çuyu kabilesi Çin’de yönetimi ele geçireceklerdir.

Bu süreçte büyük ölçüde Türk, Çinlileşmiştir.

  • 559: Avarlar’ın da desteklediği Bulgar Türkleri’nin Kuturgur kolunun (9 Oğuz) hükümdarı Zabergan, Bizans’ı kuşattı. Bunun üzerine Bizans İmparatoru 2. Justiniaos, Bulgarlar’ın diğer kabilesi Uturgurlar’dan (30 Oğuz) yardım istedi. İki kardeş kabile birbiri ile savaşınca iyice zayıfladılar ve Bizans da kurtulmuş oldu.
  • 581: Büyük Türk Hakanlığı’nda Şapolyo, Töremen’in yerine hakan olmak için Çin’le işbirliği yaptı ve Çin’in emrine girdi.
  • 583: Çinli casus Chang Sun-Sheng; Hakan Şapolyo ile Apo Han’ı birbirine düşürdü. Kuzey’deki Tarduş Han da Çin’le işbirliği yaptı. Başlayan iç savaş Büyük Türk Hakanlığı’nın önce ikiye ayrılmasına sonra da çökmesine yol açtı.
  • 589: Çin, hakanlığın kuzeydoğu hattına saldırdı. Bölge yöneticisi Cangar, Çin’e yardımcı oldu. Çin de ona hazineler vererek ayrışmayı körükledi.
  • 630: Doğu Hakanı Kat İl Han’ın emrindeki Türk Töles kabileleri Çin’in kışkırtması ve hediyeleri yüzünden ayaklandılar. Bu süreçte hakanın ailesi bile Çin’in emrine girmişti. Çin’in emrine giren Türk beyleri yüzünden Tang ordusu, Doğu Türk Hakanlığı’nı yıktı.
  • 646: Uygur Türkleri, Çin’le işbirliği yapıp Töles kabilelerinin isyanlarını bastırdılar.
  • 659: Batı Türk Hakanlığı Hakanı İşbara Han, saldıran Çin ordusunu bozdu ise de Çin; yarına Uygur ve Töles Türkleri’ni alarak onu yendi, esir aldı. Çin’e götürülen İşbara Han burada serbest bırakıldı ise de halkının ihanetini hazmedemeyen İşbara Han Çin’de kederden öldü.✓ 662: Çin’in tatlı diline kanıp, ipeğine, şarabına tamah edip oraya geçen Türkler; imparator Kao-tsung kendilerine Çin geleneğine göre davranınca öfkelendiler. Yabancılaşmayı kaldıramayan Türkler’den Uygurlar, Yuan-ko, Paye-ku, Sih-ke, Puku, Tonla gibi Töles kabileleri bir beyin kızkardeşi olan Hanşa Pi-su-tu (Bisudu) liderliğinde isyan ettiler. İsyan bastırıldı, ama Bisudu kaçtı.
  • Çin egemenliğine karşı isyan başlatan İlteriş (Kutlug) Han; Çin’le 17 kez, Kitaylarla 7 kez kendi halkından Oğuzlarla 5 kez savaşmak zorunda kalmıştı.
  • Hakanlığın yeniden kuruluşu sürecinde Göktürkler (Açinalar) şu Türk halklarıyla savaştılar: Dokuz Oğuz (Uygur), Kırgız, Kurikan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabi, Türgiş, On Oklar, Az (As), Kengeres (Peçenek), Karluk, İzgil, Ediz…
  • 734: Çin’de elçilik göreviyle bulunan bir Türk beyi; hakanlık merkezine gelip Bilge Kağan’ı zehirledi. Bu olay, Çin’in Türk devletini yıkmak için Türk egemen kesiminden kişileri kullandığını gösteren örneklerden birisidir.

Çünkü Türkler; Çin emperyalizminin Asya’yı sömürgeleştirmesi önüne bir set çekiyorlardı.

Bizans Türkleri Türklere karşı kullandı

Türk halklarının sadece Doğu Asya’da değil Orta Asya’da, Batı Asya’da ve Güney Avrupa’da da komşu devletler tarafından (Bizans, Ross/Rus) kullanıldığını görüyoruz. Birbirleri ile mücadele ederek zayıflayan Türk halklarının bu bölgelerdeki egemenlikleri çökmüştür. Bu tarihlerden birkaçı şunlardır:

  • 889; Hazarlar ve Guzlar birleşerek Peçenekler’e saldırdılar ve onları yenip sürdüler.
  • 893: Hazarlar, Grekler ve Madyarla birleşip Peçenek ve Bulgarlar’a saldırdılar.
  • 913: Hazarlar ve Guzlar’dan oluşan ordu, Peçenek Türkleri’ne saldırıp yine yendi.
  • 950: Ruslar, Hazar Türk Hakanlığı’na saldırılarını sürdürdüler. Bu saldırılarda Peçenek Türkleri Ruslar’a yardım ettiler.
  • 965: Ruslar (Ross), Guzlar (Oğuzlar) ile birleşerek Hazar Türk Hakanlığı’na saldırdılar. Hazar devleti çöktü.
  • 969: Ruslarla Peçenekler savaştı. Bu çatışmada da Bulgar Türkleri, Ruslar’a yardım ettiler.
  • 985: Ruslar ile Kama Bulgarları savaştılar. Bu savaşta ise Guzlar (Oğuzlar) Ruslar’ın yanında yer aldı.
  • 1091: Büyük Türk beyi Çakan İzmir tarafından, Peçenekler ise kuzeyden Bizans’ı kuşattılar. Bizans hükümeti, Peçenek Türklerine karşı Kuman Türkleri’ni kullandi. Kuman hanları Tugorkan ve Bonyak komutasındaki Türk kuvveti, Peçenekler’i arkadan vurarak kılıçtan geçirdiler. Enez’in 7 kilometre doğusundaki Hisarlıdağ’da yapılan bu savaş, Bizans’ın çökertilmesini engelledi.

Batı Avrasya’daki Türkler; Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Kipçaklar, Guzlar ve diğer ufak kabileler birbirlerini boğazlayarak yaşam alanlarını açmaya çalıştılar. Bunun için birbirlerine karşı ittifaklar oluşturdular. Bu amaçla kimi zaman Bizans’ın, kimi zaman Ruslar’ın yanında yer aldılar.

Büyük Türk Hakanlığı’nın çökertilmesi

Batı Türk dünyasında meydana gelen bu çatışmalar, aynı şiddette doğuda da devam etti. Büyük Türk Hakanlığı’nın çökertilmesi, tamamen kardeş halkların kavgasının eseri oldu. Uygur, Kırgız, Karluk ittifakında yer alan Türk halkları daha sonra birbirlerini kılıçtan geçirdiler.

Türk halkları arasındaki savaşlar daha sonra da devam etti. Misir-Suriye hattında bu durum açıklıkla gözlendi. Memluklar’la komşu devletlerin ve daha sonra Osmanlı Devleti’nin çatışmaları gibi. Timur ile Yıldırım Bayezid’in Ankara’da vuruşmaları da dünyaya egemen olmaya çalışan Türk güçlerinin birbirini kırmasıdır.

Osmanlı Devleti ile (Fatih) Akkoyunlu (Uzun Hasan) çatışması da böyledir. 1514 yılında Çaldıran Ovası’nda Osmanlı Türkleri ile Safevi Türkleri arasındaki savaş da cihana sığmayan Türk gücünün birbirini kırmasıdır. Bu çatışma; kuzeyde oluşacak Safevi devletinin baskısını emen bir süreç yarattı ve Rusların güçlenmesine yol açtı.

Yukarıdaki bilgileri özetlersek:

Türk yönetici kesimi, toplumu mutlu edecek yolları yitirdiğinde kurtuluşu, yabancı devletlere benzemekte aramıştır; toplumda bunları taklit etmiştir

21. yüzyıl başında Türkiye Cumhuriyeti de böyle bir durumla karşı karşıyadır: Büyük devlet, kabilelerin (Kürt vb…) ayrışma hakkı istemesiyle parçalanma dönemine sokulmuştur.

Bugünkü Türkiye’nin konumu ile 7. yüzyılın başlarındaki Büyük Türk Hakanlığı’nın durumu birbirine son derece benzemektedir. O dönemde Çin kültürüne, Çin’in zenginliğine, Çin’in olmayacak vaatlerine kanan Türkler; kendi devletlerini bile bile yıkmışlardır.

Bugün de Türkiye’de yaratıcılığını yitiren, sorunlara çözüm üretemeyen siyasal-ekonomik egemen kesim, kurtuluşu yeni Çin’de yani AB’de görmektedir. Türk halkının bir bölümü de bu hayali satanların peşinden koşmakta, oyu ile bunları desteklemektedir.

Türkler’de millî kimliğini ilk terk edenler; devletin yöneticileri oluyor. Bu da halkla yönetim arasında ayrışmaya, sonra da çatışmaya yol açıyor. Süreç vara vara devletin çöküşüne varıyor. Devlet-halk çatışmasından Türkiye Cumhuriyeti de etkilenmektedir ve bugün bu süreci ya AB’cileşerek ya da ümmetçileşerek parça parça yaşamaktayız.

Türkler asimilasyona uğradı

Dirençli bir millet olmasına karşın Türkler Doğu – Güneydoğu Avrupa coğrafyasında asimilasyona da uğradılar. Özellikle Hristiyanlığın etkisi ile iki büyük Türk halkı, eridi, gitti. Bunlardan birincisini Kumanlar oluşturmaktadır. Genelde Macarlarla eşleştirilen bu Türk halkı, Hıristiyan olduktan sonra Macarlaşmıştır. Kalan Kumanlar da Ruslar ile yüzyıllara dayanan ilişkilerinden dolayı onların arasında erimişlerdir. Prof Gumilev diyor ki: “Vladimir Monomah tarafından bozguna uğratılan Polovesler, Rus knaz-larıyla dostluk kurmanın yollarını arıyorlar; kabileler halinde Hıristiyanlığa geçiyorlar; o sıralar birçok rakip sultanlığa bölünmüş olan İslam dünyasının temsilcisi Selçuklular’ın saldırılarını püskürtüyorlardı (Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları, I, s. 391).

Bu Hıristiyanlaşma ve peşinden gelen Slavlaşma; Bulgar Türkleri’nin Balkan kolunun da kaçınılmaz kaderi olarak daha önce başlamış bulunuyordu. Bugün komşumuz olan Bulgarlar, hakiki Türk halklarının başında gelenlerdendir. Ne acıdır ki Bulgaristan halki, şimdi Türk düşmanlığını bayrak edinmiş bulunuyor. Bulgarlardan küçük gruplar Kırım’da Kırım Tatarları adıyla anılmakta ve Başkurt Türkleri arasında da bunlardan bulunmaktadır.

Hıristiyanlık, Türk halklarının millî kimliklerinin yitmesine yol açarken İslam dini Türkler üzerinde eritici bir etki yapamadı. Türk halkı, eski inancını, bir biçimde İslam dinine ekleyerek, İslam’ı kendi geleneğine göre yorumlayarak kimlik değiştirme zorunluluğuna girmedi.

Bunda temel etken şu olsa gerektir: Türk halklarının yağma seferleri ile İslam devletlerinin cihat hareketi birbirine çok benziyordu. Türkler, İslam dinine geçince bölge devletlerini yağmalama eylemlerine dinsel bir gerekçe de bulmuş oldular. Gaza ve cihat hareketi; kutsal bir eylem olarak, apayrı bir coşku yaratarak malmülkköle-cariye elde etme dürtüsünü pekiştiriyordu. Böyle olunca Türk halklarının milli kimliklerinden kopmalarına gerek kalmıyordu. Günümüzde Türk dünyasının çok büyük bölümünün Müslüman olmasının sebeplerinden biri de budur.

Türklerin-Zayif-Yönleri1

Leave a reply:

Your email address will not be published.