BlogTarih

İnsanlık Tarihinin En Güçlü 5 Ekonomik İmparatorluğu Hangileridir?

Günümüzün birçok önemli ölçüt açısından en önde gelen süpergücü, Amerika Birleşik Devletleri’dir.Ama Amerikalılara (özellikle de muhafazakar Amerikalılara) soracak olursanız, birçoğunun endişesi, ülkelerinin bu liderlik pozisyonunu giderek kaybediyor olduğu yönündedir.

Büyük bir mali kriz, sonrasında gelen ılımlı bir toparlanma, yirmi yıldır maaşların artmamış olması; buna ek olarak sınırsız bir potansiyele sahip 1.3 milyar nüfuslu ve hızla yükselen Çin’den gelen sürekli haber akışını düşünecek olursak, Amerikalıların dünyadaki yerleri konusunda endişelenmeleri belki de kaçınılmazdır.

Ve gerçekten de, Amerika’nın göreli gücünün her açıdan düşüşte olduğu da doğrudur! Ancak Amerika’nın durumuna dünya tarihinin geniş kapsamı bağlamında bakıldığında, Amerika’nın ekonomik açıdan ne kadar baskın hale geldiği yine de şaşırtıcıdır. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde, en güçlü ekonomik güçler (ya da daha spesifik tabiriyle, “küresel ekonomik çıktının en büyük payını üretenler”), en fazla insanı barındıran ve en fazla toprağı kontrol eden ülkelerdi. Bunun nedenlerinden biri, sanayileşmenin çok yeni bir olgu olmasıdır. Yaklaşık 300 yıl öncesine kadar dünya genelinde ekonomiler ağırlıklı olarak tarımsaldı ve üretilen değerin çoğu topraktan elde ediliyordu. Dolayısıyla ne kadar büyük nüfus, o kadar büyük ekonomik çıktı demekti.

Bununla birlikte, bazı medeniyetler rakiplerine karşı büyük avantajlar geliştirdi. Ekonomi tarihçisi Ian Morris, insanlık tarihinin büyük bir bölümünde bir uygarlığın ekonomik gücünün büyük ölçüde ne zaman bir tarım devrimi yaşadığına bağlı olduğunu söylüyor. Bu aşamadan sonra bir ulusun gerçek bir ekonomik güç merkezine dönüşmesiyse genellikle binlerce yıl alıyordu. Ta ki endüstriyel devrim, her şeyi altüst edene kadar… İşte kronolojik sırayla, tüm zamanların en güçlü beş ekonomik imparatorluğu:

Roma İmparatorluğu (~100’ler): Küresel Üretimin %25-30’u!

Günümüz Irak topraklarında gerçekleşen ilk tarım devriminin uzaktan torunu olan Roma, birkaç yüzyıl içinde, küçük bir cumhuriyetten baskın bir küresel imparatorluğa hızla yükselmiştir. Antik Kartaca ile yaptığı ve Pön Savaşları olarak bilinen bir dizi savaşla, süper güç statüsünü pekiştirmiştir. Bu çatışmalar Roma’ya, Roma şehri ve Mısır gibi imparatorluğun ekonomik olarak canlı bölgelerinden ticaretin kolayca akmasını sağlayan bir su kütlesi olan Akdeniz’de tam bir hakimiyet sağlamıştır.

Bugün ekonomistlerin de bildiği gibi ticaret, ekonomik büyüme için hayati bir unsurdur ve Romalılar, en parlak dönemlerinde, bu konuda herkesten daha iyiydiler. Ayrıca Romalıların, tüccarların değerli metalleri uzun mesafeler boyunca taşımalarına gerek kalmamasını sağlayan banka senetlerini ve diğer kredi biçimlerini yaygın olarak kullanan sofistike bir finansal sisteme sahip olduklarına dair kanıtlar da vardır.

Çin’deki Song Hanedanlığı (~1200’ler): Küresel Üretimin %25-30’u!

Tarım, Çin’e günümüz Orta Doğu’sundan daha geç gelmiştir. Ancak Çin uygarlığı, tarım toplumunun faydalarını iyi bir şekilde kullandığı MS 1200 civarında, dünyanın gördüğü en görkemli uygarlıklardan birini yaratmıştı. Tamkang Üniversitesi’nde Çin’in Song Hanedanlığı üzerine çalışan ekonomi tarihçisi Ronald A. Edwards gibi bazı akademisyenler, dünyanın ilk sanayi devrimini yaşayan ülkenin İngiltere değil, Çin olduğunu savunmaktadır. Edwards tarafından ileri sürülen ve bazı Japon ve Çinli akademisyenler tarafından da sürdürülen bu iddia, Çin’in, Avrupa’nın daha yüzlerce yıl boyunca başaramayacağı bir şekilde, nüfusu artarken aynı zamanda kişi başına ekonomik büyüme yaşadığını gösteren araştırmalara dayanmaktadır.

Hindistan’daki Babür İmparatorluğu (~1700’ler): Küresel Üretimin %25’i!

Hint medeniyeti, dünyanın en eski medeniyetlerinden biridir ve bugün Hindistan’ın bulunduğu alt kıtada, yüzyıllar boyunca birçok imparatorluk yükselmiş ve çökmüştür. Ancak ekonomik açıdan en canlı imparatorluklardan biri, on altıncı yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarında İngiliz Raj’ının kurulmasına kadar süren Babürlüler’dir (Moghul İmparatorluğu). Merhum ekonomi tarihçisi Angus Maddison’a göre, Babür dönemi Hindistan’ında kişi başına düşen üretim, muhtemelen o dönemde İngiltere veya Fransa’dakiyle aynıydı! Maddison, şöyle yazıyor:

Öyle ki Hindistan’daki yönetici sınıfın savurgan yaşam tarzı Avrupa toplumununkini bile aşıyordu. Ne var ki bu yüksek savurganlık, nüfusun inanılmaz bir şekilde sömürüye maruz bırakılması nedeniyle mümkün olmuştur.

Bu dönemde Hindistan’ı ziyaret eden Avrupalı tüccarlar, Maddison’ın “dünyanın en parlak saraylarından biri” olarak tanımladığı Babür sarayından, duvarlarla çevrili şatolarından, bahçelerinden, çeşmelerinden, edebiyatından ve resimlerinden etkilenmiş olsalar da, Hint halkı, Batılıların ticaretini yapmak zorunda oldukları mallara ilgi duymuyordu (altın dışında). Bu durum, yeni keşfedilen Amerika kıtasının değerli metal zenginlikleri için yağmalanmasını körüklemiştir. Babür dönemi boyunca da Avrupalı kaşifler, Hint toplumunun içine daha fazla girmeye devam etmiştir. Babür imparatorluğu, 19. yüzyılın ortalarında alt kıtayı resmen sömürgeleştiren sanayileşmiş Britanya İmparatorluğu’nun yükselişiyle birlikte yavaş yavaş çökmüştür.

Britanya İmparatorluğu (1870): Küresel Üretimin %21’i!

Ekonomistlerin elinde, insanlık tarihinin büyük bölümüne ait tarihsel GSYH’yi tahmin etmek için çok az kanıt vardır. Bu durum, kapsamlı vergi ve diğer kayıtların işi biraz daha kolaylaştırdığı Britanya İmparatorluğu’nun zirvesine ulaştığında değişmiştir. İngilizler, aynı zamanda küresel nüfusun eşit derecede büyük bir yüzdesini sıkı bir şekilde kontrol etmeksizin dünyaya ekonomik olarak hükmeden ilk imparatorluktur. Britanya’nın avantajı, sanayi devriminin getirdiği muazzam teknolojik gelişmenin yanı sıra sömürgelerinden kâr elde etme konusundaki becerisinden kaynaklanmaktadır. Britanya İmparatorluğu doruk noktasındayken, toplam üretiminin yaklaşık %6’sı sömürgelerinden geliyordu ve bu oran diğer tüm Batılı güçlerden daha fazlaydı.

Amerika Birleşik Devletleri (~1950): Küresel Üretimin %50’si!

Bazı tahminlere göre, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ABD dünyadaki ekonomik çıktının yarısını üretiyordu. Ancak bu istatistik biraz yanıltıcı olabilmektedir: Bu oran, Amerika’nın bu listedeki diğer devletlerden iki kat daha baskın olduğu anlamına gelmemektedir. Sonuçta, Amerika’nın kısa bir süre için bu kadar baskın olmasının nedeni, gelişmiş dünya ekonomilerinin çoğunun İkinci Dünya Savaşı sırasında tahrip edilmiş olmasıdır. Evet, Amerika büyük olasılıkla büyük nüfusu, geniş doğal kaynakları ve girişimci ruhu sayesinde 19. yüzyılın sonlarında dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmiştir. Ancak geçen yüzyılın ortalarındaki bu topyekûn ekonomik hakimiyeti, aslen savaşın bir ürünüdür.

O zamandan bu yana Amerika’nın göreli gücü, ülkedeki yavaş büyüme nedeniyle değilse bile dünyanın geri kalanının Amerika’yı yakalaması nedeniyle azalmıştır. Ancak bu makalemizdeki önceki örneklerden de görebileceğiniz gibi bu, geniş bir tarihsel kalıbı takip etmektedir: Ekonomik devrimler, dünyanın bir yerinde meydana gelmektedir ve sonra başka yerlere yayılmaktadır. Ekonomik tepenin krallarını tahttan indirmek zordur ve genellikle ancak büyük çatışmaların ardından ya da başka bir yerdeki ekonomik devrim nedeniyle devrilirler. İngiltere bu statüsünü, tarım ekonomilerinin karşı karşıya kaldığı büyüme tavanını aşmasını sağlayan sanayi devrimi sayesinde kazanmıştır. Ian Morris, şöyle diyor:

Fosil yakıt toplumları için de benzer bir tavanla karşı karşıya kalabiliriz. Aynı tarihsel ritimler devam ederse, o zaman bunu aşmanın tek yolu, işleri yapma şeklimizde de devrim yapmamız olacaktır.

Manolya

Ben Manolya. Hakkımda bişiler yazmak istemiyorum, zira bişiler öğrenmek isteyenler hakkımda sayfasına bakabilirler efenim..

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu