News

Perşembe
Şubat, 29
More

    Şu Destanı ve Konusu

    Featured in:

    Ana Bulgular: Şu Destanı, MÖ 330-MÖ 327 yıllarındaki olaylarla ilişkilendirilen eski bir Türk destanıdır.

    Şu destanı

    Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla alakalıdır. Bu tarihte Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’a saldırmıştı. Bu dönemde Saka ( İskit ) hükümdarının adı Şu idi. Bu Destan Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmut Divan ü Lügat-it Türk‘te İskender’den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir. Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir:

    İskender, Türk memleketlerini almak üzere saldırdığında Türkistan’da hükümdar Şu isminde bir gençti. İskender’in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu. Bu sebeble de İskender’le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. İskender’in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar.

    Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: “Erler İskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç” dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen “Kalaç” bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. İskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk’e benziyor anlamında ” Türk maned ” dedi. Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de İskender’in yukarıdaki sözünden ortaya çıkmıştır.

    Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ancak Kalaçlar kendilerini ayrı bir boy olarak kabul ederler. Hükümdar Şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak İskender’in öncülerini bozguna uğrattılar. Sonra iskender ile Şu barıştılar. İskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun’a dönerek bugün Şu denilen şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu.

    Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir. Bu destana göre İskender Türkistan‘a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. İskender Türkistan’da mukavemetle karşılaşmamış bu sebeple de ilerlememiştir. Çoğunlukla çadırlarda yaşayan Türkler İskender’in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.

    Özet

    • Tarih ve Olaylar:
      • Şu Destanı, Makedonyalı İskender’in MÖ 330-MÖ 327 yıllarındaki İran ve Türkistan istilalarıyla bağlantılıdır.
      • Destanda, dönemin Saka hükümdarı Şu Kağan’ın liderliğindeki Türklerin İskender’le olan mücadeleleri ve geri çekilmeleri anlatılmaktadır.
    • İçerik ve Tema:
      • Türk boylarının oluşumu, şehir hayatı, bir hakanın kendi milletini işgalden koruma çabaları gibi temalar destanda işlenmektedir.
      • Destan, daha sonraki Türk destanlarının ana figürlerini ve süslemelerini önceden işleyerek öne çıkmaktadır.
    • Destanın Özellikleri:
      • Şu Destanı, İslamiyet öncesi Türk edebiyatının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
      • İskender’in Asya’ya doğru yürüyüşündeki savaşlar ve bu savaşların Türkleri içeren bölümleri detaylı bir şekilde anlatılmaktadır.
    • Kaynak Durumu:
      • Makalede, içeriğin doğruluğunun sorgulandığı ve güvenilir kaynak eksikliği nedeniyle maddeyi geliştirmek için güvenilir kaynaklar eklenmesi gerektiği belirtilmektedir.
      • Ayrıca, maddeye dair hiçbir kaynak bulunmamaktadır.
    • Genel Bilgi:
      • Şu Destanı, İslamiyet öncesi Türk edebiyatı içinde önemli bir konuma sahiptir ve Türk mitolojisiyle ilgili bir dönemi anlatmaktadır.

    Ana Sonuç

    Ana Sonuç: Şu Destanı, Makedonyalı İskender’in İran ve Türkistan istilaları sırasında geçen olayları konu alan eski bir Türk destanıdır ve Türk mitolojisinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.

    Diğer Kaynaklarda Şöyle Geçer

    Şu Kalesi; Balasagun yakınlarında, genç bir Hakan olan Şu tarafından yapılmış bir kaleydi. Ne var ki Hakanın sarayı Balasagun’da idi. Kalede ve Balasagun’da, o çağların en güçlü, en büyük ordusu bulunuyordu. Şehir varsıldı. Öyle ki, her gün, Şu Hakanın sarayının önünde, ordu beyleri için 365 nöbet vurulurdu.

    Bu sıralarda, bir ismine de “Zülkarneyn” denilen Makedonya Kralı İskender; ünlü Doğu seferine çıkmış, Ön Asya’dan İran içlerine doğru önüne neresi gelmişse ordusunu yenmiş, ülkesini ellerinden almıştı. İskender, Semerkand’e kadar gelmiş ve burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti.

    İskender’in, Balasagun’a ve Şu Kalesine doğru yaklaşmakta olduğunu, genç Hakan Şu’nun gözcüleri gelip bildirdiler. Dediler ki:

    “İskender denilen, gün batısından kopup gelen bir kral, ordusuyla bize yaklaşmaktadır. Önüne gelen ülkeleri dize getirmiş, yerle bir etmiştir. Bize ne buyurursun? Savaşalım mı?”

    Genç Hakan, ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Çünkü çok daha önce, en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş, Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsin diye göndermişti. Yiğitler kimseye görünmeden, gizlice gidip Hucend Irmağı’nın kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı. Getirdikleri haberden, Hakanlarının kaygılanıp yerinden kımıldamadığını gördükleri için de şaşmışlardı. Hakanın gönlü rahattı.

    Hakan Şu’nun bir havuzu vardı; gümüştendi. Bu işten çok iyi anlayan ustalara yaptırmıştı. Her yere taşınabilecek biçimdeydi. Bunun için Hakan da gümüş havuzunu, sefere bile çıksa yanına alır, konakladıkları yerlerde içine su doldurtur, kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar, onlarla oyalanırdı, eğlenirdi.

    Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini izlemek Hakan’ı dinlendirir, dinlenir iken seferle ulusunun geleceği ile ilgili taşanları hazırlardı.

    Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları izleyip dinleniyordu.

    Habercilerin:

    – Nasıl buyurursunuz? İskenderle savaşalım mı? diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onlara havuzu, havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi:

    – Görüyor musunuz, Kazlarla ördekler suda nasıl güzel güzel yüzüyor; nasıl dalıp dalıp çıkıyorlar? dedi.

    Haberciler, Hakanlarının bu sözünü olağandışı karşıladılar; ona kuşku ile baktılar. “Herhâlde Hakanımızın hiç bir hazırlığı yok; ne yapacağını bilemiyor.” diye düşündüler. O sırada İskender, Hucend Irmağı’nı geçmişti.

    Vakit, gece yarısına geliyordu. Hucend Irmağı’nın kıyılarında gözcülük yapıp devriye gezen Genç Hakanın en güvendiği kırk yiğit, yıldırım hızıyla atlanıp Şu kalesine geldiler; gece vakti İskender’in Hucend suyunu geçip Balasagun yolunda ilerlemekte olduğunu Şu’ya haber verdiler.

    Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu, yiğitlerin sözü üzerine birden gece yarısı göç davulunun çalınmasını buyurdu. Davulun çalınmasıyla birlikte, Doğuya doğru hızla yola çıktı.

    Bu durum, halkı şaşırttı. Hakanın, gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular. Ellerine ne geçtiyse toplayıp, buldukları ata atlayan halk Hakanla birlikte yola düştü. Sabah olurken, şehirde hemen hemen hiç kimse kalmamıştı; bomboş ve dümdüz bir ova görünüyordu.

    Bütün halkın, Hakan Şu’nun arkasından gitmiş olmasına karşın, gece vakti binecek hiçbir şey bulamayan yirmi iki kişi, ne yapacağını bilemeden Şu Kalesi’nde kalmışlardı.

    Bu yirmi iki kişi, ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. Kap kaçakları toplamışlar, sırtlarına yüklenmişler, öyle taşıyorlardı. Yorgundular. Yine de pek duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi kişi, bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini, kendileri gibi burada kalıp beklemelerini söylediler. Ayrıca:

    – İskender dedikleri her kim ise, burada uzun süre kalamaz: geldiği gibi geri dönüp gider. Burası bizim yurdumuz, yine bize kalır, diye ısrar ettiler.

    Bu yüzden bu iki kişinin ismi “Kalaç” oldu, kaldı; bu iki kişiden olan çocuklar ve torunları “Kalacı” ismiyle anıldılar. Ne var ki bu iki kişi, öteki yirmi iki kişinin sözlerini dinlemedikleri, bırakıp gittikleri için İskender’in geldiğini görmediler.

    İskender gelip de uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: “Türk mânend” dedi. “Bunlar Türk’e benziyorlar” demişti. Bu yüzden yirmi iki kişinin soylarının ismi “Türkmen” olarak kaldı. Giden iki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar. Yirmi dört boydan yirmi ikisi “Türkmen”, kalan ikisi “Kalaç” diye bilindi.

    Bu olaylar gelişe dursun, öte yandan Şu Hakan ordusu ve yanında gidenlerle birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Çin’e yakın Uygur iline vardıklarında Şu, İskender’i artık karşılayabilecek durumda olduğunu, onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğini, kendi soydaşları arasında bulunduğu için İskender’den daha güçlü bir duruma geldiğini düşündü. Bir kısım askerini ayırarak, içlerinden en gençlerini seçerek İskender’in üstüne yolladı. Veziri, gidenlerin hepsinin genç olduğunu, deneyimlerinin olmadığını ileri sürdü. Başaramazlarsa sonucun kötüye varacağını söyledi. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı, deneyimli bir Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi.

    Bunlar, bir zaman sonra İskender’in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar. Türk erleri, İskender’in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı bir baskındı bu; ölüm kalım konusuydu. İskender’in öncü birlikleri bozguna uğradı. Türk erlerinden biri, İskender’in askerlerinden birini bir kılıçta ikiye bölmüş, askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender’in askerinin kanıyla bulanmıştı. Ertesi sabah güneş ışıkları, bu kanlı altınları parıldattı. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp “Altın Kan!. Altın kan!.” diye bağırıştılar. O günden bu yana, bu baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın ismi “Altun Han Dağı” oldu ve öyle söylenip geldi.

    Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar, barış yaptılar. Barışın sonu her iki taraf için de iyi sonuçlar verdi. Birbiri ardınca şehirler yapılmaya başlandı. Uygurlar ile öteki Türk boyları şehirlere yerleşti. Şu Hakan da Balasagun’a döndü. Şu kalesini sağlamlaştırdı, şehri geliştirdi. Bütün bunları yaptıktan sonra bir de tılsım koydu. Bu tılsım öyle bir tılsımdı ki her yanda duyuldu. Leylekler bu şehre geldikleri zaman tılsım yüzünden daha öteye geçemediler, şehri aşamadılar.

    Sosyal Medya

    Son Yazılar

    - Advertisement - spot_imgspot_img

    Diğer Makaleler

    Ekogenetik nedir

    Ekogenetik, son yıllarda çevresel faktörlerin genetik ifadeyi nasıl etkilediğini araştıran yeni bir bilim dalıdır. Geleneksel genetik anlayışımız,...

    Ebeveyn yatırım teorisi nedir

    Çocuk yetiştirme süreci, birçok ebeveyn için heyecan verici ve aynı zamanda zorlayıcı olabilir. Ebeveynler çocuklarına en iyi...

    Down sendromu nedir ve sebebleri nelerdir

    Down sendromu, genetik bir bozukluk olan trizomi 21'den kaynaklanan bir durumdur. Bu durum, bireyin hücrelerinde normalde iki...

    Dönüşüm Mutasyonu

    Dönüşüm mutasyonu, genetik bilimde son yıllarda büyük bir ilgi odağı haline gelmiştir. Bu tür bir mutasyon, organizmaların...

    Doğuştan gelen bağışıklık

    Doğuştan gelen bağışıklık, insan vücudunun doğal savunma mekanizmalarını ifade eder. Bu bağışıklık sistemi, doğuştan gelen bir dizi...

    Doğruluğa Uygunluk Kuramı

    Doğruluğa Uygunluk Kuramı, bilginin gerçeklikle uyumunu açıklayan bir felsefi kavramdır. Bu kurama göre, bir ifade ya da...