Siyaset Devlet adamı Turgut Özal Tonton Cumhurbaşkan

Özal dendiğinde, şort giyip Semra Hanım ile el ele poz veren, kendi kullandığı makam arabasında İbrahim Tatlıses dinleyerek “halka inen” sıradışı bir cumhurbaşkanı akla geliyor. 29 yıl sonra ilk sivil cumhurbaşkanı. Şeref kıtası’nı eşofmanla selamlayan ilk cumhurbaşkanı. Eşinin bu kadar ön plana çıktığı ilk ve belki de tek cumhurbaşkanı. Türkiye’ye iyisiyle, kötüsüyle birçok “ilk”i yaşatan adam.

Süleyman Demirel ile Turgut Özal benzerlikleri

Süleyman Demirel ile Turgut Özal’ın yaşamlarında o kadar çok kesişme var ki, insan hayretler içinde kalıyor. Örneğin İTÜ’de birlikte okuyorlar. Ama Demirel üç sınıf büyük. Özal, Şevket Demirel ile aynı sınıfta.

Özal, İTÜ’den elektrik yüksek mühendisi olarak mezun oluyor. Devletten burslu olduğu için, Ankara’da EİEİ (Elektrik İşleri Etüd İdaresi) ne giriyor. İTÜ yıllarından beri “Abi” diye hitap ettiği Demirel’le birlikte çalışmaktadır. Demirel bir süre sonra DSİ’ye geçer. Özal ise kalır.

Özal, aynı çatı altında çalışan Semra Hanım ile ikinci evliliğini yapar. İlk eşinden çok kısa süre içinde ayrılmıştır. Uzun süre Kavaklıdere’de, Güniz sokakta Demirel ile komşu otururlar.

Bu komşuluk sırasında ilişkiler iyice gelişir, gidip gelmeler, ailece gece ziyaretleri.

1950‘li yılların sonunda Turgut Özal EİEİ’deki görevine devam ederken, Menderes, 30 yaşındaki genç mühendis Demirel’i DSİ Genel Müdürü yapar.

1959 yılında Özal yedek subay olur. Ankara’da Ordonat Okulunda yapmaktadır askerliğini.

Bir dönem sonra Demirel de aynı okula gelir! O sırada okul dönemini bitiren Özal, Genelkurmay Araştırma Geliştirme Dairesi Başkanlığı emrine verilmiştir.

Aynı zamanda Ordonat okulunda kendinden sonraki döneme matematik dersi verecektir. Öğrencileri arasında kim vardır dersiniz?”Abi” dediği Demirel!

Turgut’un Ordonat Okulunda yedek subay öğrenci olduğu 1960 yılında, okulun kurmay başkanı olan bir kurmay albay vardır. Bu kurmay albay, öğrencilerle sohbet etmeyi ve her fırsatta onlara uzun nutuklar atmayı sever. Onları sık sık toplar ve sıkı bir “esas duruş” çektikten sonra konuşmaya başlar. Özal ise böyle uzun konuşmalardan hiç hazz etmez. Sonraki yıllarda bu kurmay albay ile çok yakın ilişkilere gireceğini henüz bilmemektedir.

Kurmay albayın adı Kenan Evren‘dir!

1961‘de Özal askerlik görevini bitirip EİEİ’deki görevine döner.
1965‘de Demirel 42 yaşında başbakan olur. O sırada Özal genel müdür yardımcısıdır. Demirel, EİEİ Genel Müdürü İbrahim Deriner’i dışarıdan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak atar. Özal, genel müdürlük için dört koldan saldırır ama eski genel müdür, yeni bakan Deriner’e  bu atamayı kabul ettiremez Demirel.

AP içinde onu tutan diğer muhafazakar isimlerin baskısı sonucu, Demirel önce onu pasif bir görev olan Başbakanlık müsteşarlığına, sonra da Planlama müsteşarlığı görevlerine atar.

Turgut Özal - Süleyman Demirel
Turgut Özal – Süleyman Demirel

Özal Amerikan Dostluğu

Özal’ın Planlama müsteşarlığı zamanında evine girip çıkmaya başlayan bir Amerikalı vardır: Rodney Wagner.

Karısı Suky de Semra Hanımla dostluğu ilerletmiştir. Wagner, Amerikan yardım örgütü AID’ nin Ankara’daki ikinci adamıdır, İstanbul’da Robert Kolej mütevelli heyeti üyesidir, ABD Büyükelçiliğine sık sık girip çıkmaktadır ve Ankara’da ısrarla CIA’den olduğundan bahsedilmektedir!

Birbirleriyle epey bilgiler paylaşan Özal ve Wagner’in dostluğu, Wagner ülkesine kesin dönüş yaptıktan sonra da devam eder. Bu arada Wagner, Morgan Trust Bankasının ikinci adamlığına kadar yükselir.

Özal’ın oğlu Ahmet ABD’de okurken onun evinde bile kalır! Bu dostluğun meyvelerinden birisi, meşhur “Özelleştirme Planı”nın Morgan Trust’a yaptırılmasıdır!

Yine bu bankadan, çift uyruklu bir genç, Cengiz İsrafil, Türkiye’ye getirilerek özelleştirme işinin başına getirilir.

Özal, ABD, IMF ve Dünya Bankası ile o kadar iyi ilişkiler kurmuştur ki; 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra Planlama’dan istifa ettiği zaman, Dünya Bankası tarafından çalışma teklifi alır ve ABD’ye gider.

İyi bir maaşla huzurlu bir yaşama girmiştir. “Abi“si ile görüşmeye, yazışmaya devam eder. Bir yandan da Sakıp Sabancı‘nın ABD’deki işlerini takip etmektedir. Bunun sonucunda da 1973 sonlarında Sabancı’nın ona ABD’ye gelerek yaptığı teklif sonucu Sabancı Holding Koordinatörlüğü görevini kabul eder.

Birkaç yıl Sabancı’da çalıştıktan, birkaç yıl da  kendisinin ticari denemelerinden sonra 1977 seçimleri için MSP’den İzmir 1.Sıra adayı olur. Ve İzmir onu seçmez!

Bir süre sonra “Abi” onu yine göreve çağırır: Planlama Müsteşarlığı.

Özal, bu görevi daha önce yaptığını, bürokrasiye söz geçirmesi için aynı zamanda Başbakan Müsteşarlığını da ister. Demirel çift görevi sevmemesine rağmen kabul eder.
3 Aralık 1979 Pazartesi günü Özal yeni görevine başlar.

24 Ocak 1980 Kararları’na doğru zemin artık hazırlanmıştır.

Türkiye’nin önemi artıyor

1979 başında ABD’nin Orta Doğu’daki en büyük kalelerinden biri düşer: Humeyni Şah’ı devirir! Aynı yılın sonunda Sovyetler Afganistan’a girer!

Doğu-Batı ilişkilerinde kriz doruk noktasına çıkmıştır.

Böylece Türkiye’nin stratejik önemi Batının gözünde bir kat daha artar. Türkiye ayrıca, hazırladığı “24 Ocak Programı” yetersiz olsa da, IMF ve Dünya Bankası “reçetesi” çerçevesinde yer alır; böylece “yapısal uyum” kredilerinden yararlanmaya hak kazanmıştır.

1980 Eylül ayında Körfez Savaşı, İran-Irak arasında patlak verince Türkiye’nin önemi bir kat daha artar. Ama artık Türkiye’de Washington’ı “rahatlatmış” olan bir askeri yönetim vardır.

Zamanın ABD Başkanı Carter “12 Eylül’le ferahlamıştık” der; “bu girişimin bölgede şiddetle ihtiyaç duyulan istikrara doğru ilk adım olduğunu düşünüyordum. 12 Eylül’den önce Türkiye’nin durumu savunma açısından tehlike arz ediyordu.”

Ekonomik açıdan ise “24 Ocak + 12 Eylül”, hem Washington’da hem iş çevrelerinde harika bir formül olarak karşılandı!

Demirel’in koalisyonlarla ve azınlık hükumetleri ile asla uygulayamayacağı 24 Ocak kararları, Evren sürücülüğündeki 12 Eylül buldozerinin dümdüz ettiği Türkiye’de, hiç kimsenin ‘çıt’ çıkaramadığı bir ortamda rahatça uygulandı.

“Sol” diye bir şey kalmadı.
“Sendika” diye bir şey kalmadı.

ABD memnun, 1981’de seçilen Cumhuriyetçiler ve eski aktör, Başkan Reagan memnun. Çünkü “Boys” Türkiye’de duruma hakim!
Böylece dış basında “ekonomik çar” diye ün salan başbakan yardımcısı Özal sayesinde Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’nın “örnek çocuğu” olur!

Demirel, 24 Ocak Kararları ile ilgili brifing vermesi için Genelkurmay’a Özal’ı göndermiştir. Özal bu brifingi verirken, ekonomiye olan yatkınlığını da askerlere kanıtlamıştır.

11 Eylül 1980 akşamı Genelkurmay’daki yemekli toplantıda “Turgut Özal” adını; piyasa ekonomisini ve 24 Ocak Kararlarını savunan Orgeneral Haydar Saltık telaffuz eder. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Necdet Öztorun da Özal’dan yanadır ve ekonominin ona teslim edilmesini ister.

İçlerinden biri, Özal’ın bu görevi kabul etmeyeceğini söylediğinde, bir başkasının tepkisi, “tutuklayalım onu!” şeklinde olur. Haydar Saltık her zamanki gibi serinkanlıdır. “Tutuklayacağınız adamı sonra nasıl işbaşına getireceksiniz?” diye sorar.

Askeri yönetimin bir kanadından kaynaklanan baskı, 1980 yılı Kasımında Özal’ı sıkıştırmaya başlamıştır. Bu arada bir başka muhalif olan Adnan Başer Kafaoğlu da Evren’in danışmanı olarak Çankaya’ya çıkmıştır. Onun hedefi de Özal’ın ayağını kaydırarak yerine geçmektir.

Turgut Özal - Kenan Evren
Turgut Özal – Kenan Evren

Amerika Özal’a sahip çıkıyor

12 Eylül’ün “24 Ocak”la birlikte Özal’a da sahip çıkması hem iç hem de dış iş çevrelerini ferahlatmıştır. Bir ABD’li diplomat, Daniel Newberry, Özal’ın ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildiğinin öğrenilmesi üzerine, Ankara’daki ABD makamlarının çektiği “Ohh!” un büyükelçilik koridorlarında çıkardığı sesi anlatır.

12 Eylül idaresinin Özal’ı seçmesiyle rahatlayan İstanbul’daki büyük iş çevrelerini temsilen Vehbi Koç da Kenan Evren‘e ilginç bir mektup yazmıştır. Mektubunda Özal’a sahip çıkılmasını isteyen Koç, “Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal hakkında bir takım dedikodular başlatılmıştır. Özal bir dahi değildir, onun da hataları olabilir. Fakat bu nazik dönemde, mevcudun içinde, sorunlarımızı en iyi bilen insandır. Dedikodulara bakmadan, kendisini tutmakta fayda vardır.”

Özal’dan hiç hazzetmeyen komutanlardan biri de, Evren’in en büyük destekçisi, Orgeneral Necdet Üruğ’dur.

1981 yılı Ağustosunda MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık’ın yerine geçtiği sırada bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, Özal’a ilişkin ekonomik içerikli eleştirilerin gerçekte 12 Eylül’ü hedef aldığını belirtir ve şöyle der: “Eleştiriyorsunuz ama, siz bunları bakan mı sanıyorsunuz? Bunlar yedek subay! Emrimizle gelmiş adamlar. Biz emir veririz gelirler, emir veririz giderler.”

Emir, 1982 yazında gelir. 14 Temmuz günü Özal başbakan yardımcılığından, Kaya Erdem Maliye Bakanlığından istifa ederler. Banker skandalı ve Kastelli’nin yurt dışına kaçmasıyla Özal’ın sonu belli olmuştur. Ankara’daki köşebaşı bankerlerine para kaptıran ordu mensuplarının oluşturdukları lobi, askeri yönetim içindeki Özal karşıtlarını birleştirince, Evren de Özal’a “Git!” demek zorunda kalır.

1982 Anayasasının kabulünden sonra Özal, ANAP’ın kuruluş dilekçesini vermeden önce, Ekrem Ceyhun aracılığı ile “Abi”si Süleyman Demirel’e şu mesajı gönderir: “Size parti kurdurmayacaklar, bana katılın! Benim genel başkanlığımı kabul edin. Partinin genel idare kurulunu, tabanını siz örgütleyin. Zaten sonra size devredeceğim.”

Özal Cumhurbaşkanı oluyor

Ekrem Ceyhun bu mesajı ilettiğinde, Demirel şu cevabı verir: “Ben onun parti kurmasını sakıncalı buluyorum”. “Abi” den gelen cevap Özal’ı hiç şaşırtmaz. “Ben kararlıyım, kuracağım” der cevabında.

Tekrar Demirel’e giden Ceyhun, oradan Özal’a şu mesajı getirir: “Gitsin, Saadettin Bilgiç ile konuşsun”. Bilgiç de parti kurmamasını söyler ama Özal’ın kararlılığında bir değişiklik olmaz. Çünkü Demirel’in bu tavrını zaten daha işin başında öngörmüştür.

Hareketinin amacı, bu girişimde bulunarak, AP seçmeni ve kamuoyu karşısında zevahiri kurtarmaktır. Kuracağı partinin, AP tabanı olmaksızın hiçbir varlık gösteremeyeceğinin bilincinde olacak kadar zeki ve akıllıdır. Bir yandan da askeri yönetime şu mesajı vermektedir: “Sizler için en büyük tehlike eskilerdir. Onlarla da en iyi ben başa çıkarım.” Hatta Evren’e, çıktığı Çankaya Köşkünde, “Kurma derseniz kurmam; kenarda otururum; hiç kimseyle de birleşmem.” demiştir.

Hükümetin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, askerlere Özal için büyük kulis yapar: “Paşam, inanın ki son derece değerli bir insandır. Batı dünyası kendisine büyük güven besler” demiştir. Özal da başbakan seçildikten sonra bu iyiliğin altında kalmaz ve bu seçkin diplomatımızı en iyi görevlere atayacaktır.

12 Eylül 1983 günü hiç beklenmedik bir konuk Evren’i Evren’i ziyarete gelir; hem de ta Amerika’dan! Gelen, Alexander Haig‘dir. NATO eski başkomutanı, ABD eski dışişleri bakanı ve şimdi de uçak alım satımı yapan bir iş adamı. Evren’le yakın ilişkileri vardır; eski dostturlar. O gün Evren’e küçük bir “istirhamını” iletir: “Biz Mr. Özal’ı çok severiz ve güveniriz. Seçimlere partisiyle birlikte katılmasını isteriz. Kendisi, Batı dünyasının son derece güvendiği bir insandır. Elbette karar sizindir ama.”
Böylece seçimlere rahatça katılabilmek için önündeki bütün engeller temizlenmiştir artık.

Parti kurdu, lideri oldu. 1980 darbesinden sonraki ilk genel seçimlerde tek başına iktidar oldu. Kesmedi, cumhurbaşkanı da oldu!

Turgut Özal - Cumhurbaşkanlığı seçimi
Turgut Özal – Cumhurbaşkanlığı seçimi

 

Kimileri çok sevdi; “Atatürk’ten sonra Türkiye’nin gördüğü en büyük lider” dedi. Kimisi sevmedi, “Ülkeyi Batı egemenliğine soktu” dedi.

Değişik bir lider olduğu kesin. Gösterişsiz dış görünüşünün altında, müthiş bir hafızaya sahip, atacağı adımları hesaplayan ve uygulamaya koyan ihtiraslı bir kimliğe sahip olduğunu da kimse inkar edemez.

1987 seçimlerinde 292 milletvekilliği kazanarak yine tek başına iktidar olmuştu ama aile yaşamı (örneğin Semra Hanımın “papatyaları”, puro içmesi, kimi söylemleri ve sergilediği görüntüler) hemen her gün medyada konu ediliyor, siyasal kararları eleştiriliyordu. Mecliste Demirel 59 kişilik grubuyla ona zor anlar yaşatıyordu.

1989 yerel seçimleri ANAP’a ve tabii Özal’a ağır bir darbe vurdu. ANAP’ın oyları %36’dan %21.75’e düştü. SHP %27, DYP %25’e yükseldi. Dalan‘ın başkan olduğu İstanbul dahil, belediyelerin çoğunu kaybetti. Partinin önde gelen isimlerinden Oltan Sungurlu, partinin durumunu, “sanki üzerimizden bir kamyon geçti” diye yorumluyordu.

Yalanlanamayan haberlere göre o gece seçim sonuçları gelince Özal, başbakanlık konutunda bir koltuğa yığıldı. Ailesine, “artık politikadan çekilmeye karar verdiğini” söyledi. “Çevre” harekete geçti; Semra Hanım ve diğerleri. Özal’ı kararından vazgeçirdiler.

Turgut Özal - Semra Özal
Turgut Özal – Semra Özal

Özal’ın Cumhurbaşkanlığı engelleniyor

Halk ANAP’ı, dolayısıyla Özal’ı uyarmıştı ve gerekli mesaj alınmıştı! Ama Mecliste çoğunluk hala ANAP’taydı. Yerel seçim sonuçları Özal’ı yolundan alıkoyamazdı. Hedef Çankaya idi!

Özal’la Demirel arasında yıllarca sürecek bir oyunu, Melih Aşık gazetedeki köşesinde “Trafing” başlıklı bir şiirle anlatıyordu:

Özal is going / Demirel is coming
Demirel is going / Askerler is coming
Demokrasi is going / Özal is coming
Lavantalar is going / Avantalar is coming
Tonton is going / Baba is coming
Ve milletçe / sürünüyoring!

Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığıyla ilgili karşı çıkışları “İki ay içinde her şeyi unuturlar” şeklinde değerlendiriyordu.

DYP, illerde “Çankaya’ya Çıkma!” mitingleri düzenledi.

Ekim 1989‘da kulislerde söylentiler başladı. Deniliyordu ki, “Özal’ın cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet’in başlıca esaslarına meydan okumaktır. Ancak iki müessese vardır ki, henüz onlar ele geçirilememiştir. Cumhurbaşkanlığı ve TSK. Özal başkan olursa birincisi ele geçirilmiş olacak ve başkomutan sıfatıyla, örneğin imam-hatiplilerin orduya kabullerini kaçınılmaz hale getirmek için uğraşacaktır.”

Mart 1989 seçimlerinden önce Ordu, bir sivil aracılığıyla, Özal’ın dört noktada dikkatini çekmişti: “Din kökenli faaliyetlerin artması, 300 bin çocuk ve gencin Süleymancılara ait bölge okullarında ve bölge yurtlarında barındırılması, birçok ilin milli eğitim müdürlerinin dini eğitimi laik eğitimin önünde tutan bir anlayışa sahip olduklarının saptanması, İlahiyat Fakültesi ve İmam-Hatip lisesi mezunlarının yalnız milli eğitim müdürlüklerine değil, devletin önemli ‘kilit’ kademelerine hızla yerleştirilmekte olması”.

Özal’ın bu uyarıya kızdığı gözlemlendi.

Turgut Özal - Mekke'de hac görevi
Turgut Özal – Mekke’de hac görevi

Özal Cumhurbaşkanı oluyor

Neticede 31 Ekim günü, 3. turda 263 oy alarak cumhurbaşkanı seçildi Özal.
9 Kasım 1989 günü Kenan Evren’den görevi teslim aldı ve bir bomba patlattı: Yıldırım Akbulut’a, “Parti başkanı ve başbakan olacaksınız” dedi.

16 Ocak‘da sağlığı için gittiği ABD’de araya bir Beyaz Saray ziyareti de sıkıştırdı! Başkan Bush ile yarım saat görüştü, birlikte öğle yemeği yedi.

Sonra, Türkiye’de olaylar çıkmaya başladı. Ocak ayı sonlarında Muammer Aksoy, Mart 1990’da gazeteci Çetin Emeç öldürüldü.
Bütün Türkiye ayağa kalktı.

Nisan 1990‘da Özal, muhalefeti, Güneydoğu sorununu görüşmek üzere toplantıya çağırdı.
Muhalefet açmaza düştü. Sürekli olarak Özal’ı o makamdan indirmekten söz eden, Çankaya’daki davetlere gitmeyen liderler, Çankaya’daki zirveye katılacak mıydı?

Demirel ve İnönü bu zirveye katıldı. Zirveden sonra Özal, “Bütün siyasi parti liderlerinin ülkenin bölünmez bütünlüğü konusunda tek vücut halinde hareket ettiklerini” söylerken, İnönü ise, “Zirvede aradığımı bulamadım. Cumhurbaşkanı ile Başbakan sorunun çözümüne ilişkin hiçbir somut öneri getiremediler” diyordu!

2 Ağustos 1990‘da Saddam Kuveyt’e saldırdı.

Doğal olarak ABD buna göz yumamazdı. Özal da Saddam’dan nefret ediyordu ve ABD ile ortak harekete hazırdı. “Bir koyup üç almak” söylemi o zaman meşhur oldu.
İçeride sert tepki görmese, Kerkük’e asker gönderip, Kerkük petrollerini ele geçirecekti!

Turgut Özal ölmeden önce, yakın danışmanı Kaya Toperi’nin ısrarla söylediğine göre, bir süre sonra cumhurbaşkanlığından ayrılacak ve yeni bir parti kurup yeniden fiili siyasete dönecekti.

Ama kalp ameliyatı geçirmişti, son zamanlarda prostat kanserinden muzdaripti ve son çıktığı Türki cumhuriyetlerindeki resmi ziyaretlerde aşırı ölçüde yemek yemişti.

Bu arada, büyük olasılıkla, ölmemiş olsaydı, bir gün sonra PKK için af kararını açıklayacaktı?

Leave a reply:

Your email address will not be published.