Ömer Hayyam ve Rubailer

Ömer Hayyam’ın asıl adı Ebul Feth Ömer bin İbrahim. İran’ın Nişapur kentinde doğmuş. Hayyam adının anlamı: Çadırcı. Bu adı, atalarının çadırcı olmasından ötürü aldığı söylenir.

Çocukluk ve gençliğiyle ilgili fazla bilgi yok. Selçuklu hükümdarı Melik Şah’tan çok yakınlık gördüğü, ünlü Selçuklu veziri Nizamülmülk ve Alamut Kalesinden yolladığı suikastçıları ile Selçukluların başına dert olan Hasan Sabbah ile okul arkadaşı olduğu biliniyor.
Edebi alanda tanınmasını sağlayan, Rubaiyat’tır (Dörtlükler).
Bu türün İran ve Doğu edebiyatında kurucusu kabul edilir.

Ömer Hayyam
Ömer Hayyam

Zamanından çok ileride bir bilim adamı

“Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen”

Hayyam Doğulu bir düşünce ve şiir adamı olmasına rağmen, daha çok Batıda gerçek değerini bulmuş. Yunan filozoflarıyla bir yakınlığı, gelenekleri ceviz kabuğu gibi kırıp öze gitmek istediği, başkalarından çok kendini söylediği, dünya ötesini inkar ettiği, bilgin olduğu kadar bilimden kuşkulandığı için mi?

Hayyam Doğuda filozof yanından çok şair yanıyla tanınır. Atalarımız da onu ya ermiş bir din adamı, ya da sadece bir keyif adamı olarak görmüş ve göstermişler. Kaldı ki Doğuda eskiden, onun şiirlerini kaç kişi okuyabilmiş ki? O zamanlar ve çok daha sonraları, basın yok ki, Hayyam padişahlardan daha çok sevdiği halka sesini duyursun.

“Yarım somunun var mı? Bir ufak da evin?
Kimselerin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?
Keyfine bak: En hoş dünyası olan sensin”

İşte, onun kalender ruhunu en güzel anlatan dörtlüklerinden biri.

Ömer Hayyam’ın değeri geç anlaşıldı

Zamanında dörtlükleri, yıldızlar bilgisi, bir terazi buluşu, dünyasına küsmüşlüğü, ermişliği, mantık- matematik -felsefe ve Astronomi konularında düzenli eğitim görmüş biri olduğu anlaşılamamış, ta ki ölümünden yaklaşık üç yüz yıl sonra, 15. yüzyılda!

Ömer-Hayyam-Cebir-Matematik-el-yazması
Ömer-Hayyam-Cebir-Matematik-el-yazması

“O bilginler ki evrenin özetidirler,
düşüncelerinin atı göklerde gezer,
iş kavramaya gelince Senin özünü,
şaşkınlıktan Felek gibi başları döner”

Rubailer dönemin münafıklara göndermeydi

Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşadıklarını, gördüklerini; çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri, hiç yapmacıksız, olduğu gibi dile getirir. Ona göre gerçek olan, yaşanandır. Dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir. Gerçek ise, yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. En iyi ölçü, en iyi yol gösterici, akıldır. Gerçeğe de ancak akıl yoluyla ulaşılabilir.

“Bu kubbe altındaki bin bir belayı gör,
dostlar gideli boşalan dünyayı gör,
tek soluk yitirme kendini bilmeden,
bırak yarını, dünü, yaşadığın anı gör”


“Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca
Gökler  ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?

Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra,
ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca”

Onun şiirinde zamanın haksızlıkları, softaların akıl almaz saçmalıkları; ince, alaycı ve iğneleyici bir dille yerilir.

“İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para!

Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara?”


“Yetmiş iki ayrı millet, bir o kadar da din,
Tek kaygısı Seni sevmek benim milletimin.

Kafirlik Müslümanlık neymiş, sevap günah ne?
Maksat Sensin, araya dolambaçlar girmesin”


“Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;
Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradanın sanatı peşindeler,

Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde”


“Seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler?
Küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler.
İşin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar,
Müslüman geçinirken gavurdan beterdirler”  

Şiirlerindeki mecazlar

Dörtlüklerinin konusu aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi, gerçek eylem ve davranışlardır.

“Şarabım, kasem,sevgilim bir de çimen,
Bırak bana bunları, al cenneti sen.
Cehennemmiş, cennetmiş, kuru laf bunlar:
Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten?“


“Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:
En boş geçen günün o gündür, inan bana”       

Şiirlerinde işlediği konulara, çoğunlukla felsefe açısından bakar. Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam’a göre vazgeçilemez insan duygularıdır. İnsan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Bazı dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, açık seçik bir insanseverlik duygusu; gösterişten, aşırılıktan uzak bir yaşama anlayışı görülür. Rubailerde geçen şarabı mecazi anlamda kullandığı söylenir. Şiir yazmaza kırk yaşından sonra başlamıştır. Bu yaşa gelene kadar matematik astronomi fizik gibi bilimsel çalışmalarla geçirmiştir. Zamanının Selçuklu Sultanı için bir takvim yapmıştır. Bu takvim Celali takvimidir ve günümüzde Avrupa’da kullanılan Gregoryen (miladi) takviminden çok daha doğrudur. 5000 yılda bir gün hata payı vermektedir. İran’da resmi takvim olarak kullanılmaktadır.

Ömer-Hayyam-astrolobe-usturlap- astronomi cihazı
Ömer-Hayyam-astrolobe-usturlap- astronomi cihazı

“Ah, Tanrı dünyayı yeniden yarataydı,
yaratırken de beni yanında tutaydı;
derdim: ya benim adımı sil defterinden, 
ya da benim dilediğimce yarat dünyayı”


“Dünya, yıldıramazsın beni ne yapsan;
ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan”

Ne mutlu, düşündüğünü onun kadar rahat söyleyebilene!

Leave a reply:

Your email address will not be published.