Mekke’nin Fethi – Siyah Göktaşı – Kabe örtüsü

Mekke’nin Fethi

Eski adı “Bekke” olan, “ev” anlamına gelen “Mekke”nin fethinin 1385. yıldönümü.
Mekke doğumlu Hazreti Muhammed 1 Ocak 630’da ordusuyla Medine’den yola çıktı. Mekke’deki en güçlü kabile, Hazreti Muhammed’in kökenini oluşturan Kureyşiler idi.

Hazreti Muhammed, kendi kabilesini yenerek 11 Ocak’ta Mekke’yi ele geçirdi.
Müslümanlarca “Allah’ın tektanrı inancının” karşılığı olan “tevhid”in merkezi niteliğindeki “Kâbe” Mekke’de idi.

Yazın karanlık gecelerde, gökyüzündeki “yıldız mehtabı”ndan söz edilir, “kayan yıldızlar” görülür. Bunlar “yıldız” değil “göktaşı”dır. Bunları gören vatandaşların yorumu ise, “Gökten nur yağıyor!” biçimindedir. Halbuki yağan, nur değil, göktaşıdır.

Kabe'nin 100 yıl önceki hali
Kabe’nin 100 yıl önceki hali

Siyah Taş – Hacerül Esvet

Bu göktaşı, İslamiyet’ten yaklaşık iki bin yıl önce, “tektanrı inancı”nı yaratan Hazreti İbrahim’in döneminde düşmüş olmalıydı. Hazreti İbrahim, oğlu İsmail’e, “Bana bir taş getir de tavafın nereden başlayacağını işaret edeyim” demiş. İsmail de bunun üzerine yan tepedeki Cebel-i Kubeyş üzerinden bir taş alıp babasına vermişti. O da tavafın başlangıcını belirlemek için bugünkü Kabe’nin köşesine taşı koydu.Mekke’de “tavaf edilen /çevresinde dönülen” göktaşı, Sivrihisar’ın Ballıhisar köyündeki Pessinus antik kentine düşen kara göktaşından farksızdı. Frigler o noktayı anatanrıça Kibele için tapınak yapmışlardı!
“Güney” anlamındaki “kıble” sözcüğü Arapça değil, Anadolu kökenli “kibele”den gelir, Arapçası “Hacer-ül Esvet”tir. Hacer (taş) esvet (kara) yani “kara taş” demektir.

Mekke’deki kara taş başlangıçta bir bütündü, zamanla on iki parçaya ayrıldı, Mekke’de sekiz parçası kaldı.

Biri İstanbul’da Kanuni’nin Süleymaniye Camisi’nde, üçü de ünlü sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa’nın camisinde “kutsal emanet” olarak bulunmaktadır. Parçaları Mekke’den İstanbul’a bir haremağası getirmişti! Garip bir rastlantı, Kibele’nin rahipleri de hadımdılar!
Romalılar, Pessinus’tan Kibele’nin kara göktaşını Roma’ya götürdüler, orada bir tepede tapınak yaptılar. Kibele inancı Ballıhisar köyünden Roma’ya ihraç edildi.

Osmanlı’da Kabe

Kabeyi çevreleyen Mescid-i Haram (Hürmetli Mescit). Kâbe’nin avlusu Kanuni’nin emriyle genişletilmişti. Beş yüz kadar “revaklı / sütunlar üzerindeki kemerli” yapıyı Mimar Sinan planladı, 1590’da mimar Mehmet Ağa uyguladı.

1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı işgali ile Hicaz’ın da egemenliği Osmanlılara geçti.

Yerel kabilelerin Mekke’yi yönetimleri benimsendi. Kabileler arasındaki mezhep kavgaları üzerine Sultan II. Mahmud, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’yı Mekke’de Osmanlı egemenliğini yeniden kurması için görevlendirdi. İstek 1813 yılında gerçekleşti.

2002 yılında Suudiler Mekke’de Kâbe’yi de koruyan Osmanlıların Ecyad Kalesi’ni yıktılar.

Bu yıkım üzerine Türkiye Suudilere nota verdiyse de aldıran olmadı. Yerine gökdelenler, oteller yapıldı. Dini bütün varlıklı Türkler de bu binalarda Kâbe’ye nazır daireler satın aldılar!

Şimdi sıra, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde Kâbe çevresinde, kalabalık ziyaret günlerinde güneşten ya da yağmurdan korunulması için yaptırılan Osmanlı “revaklarının” yıkılmasına geldi! (Not: Türkiye Devletinin yoğun baskısından dolayı revaklar yıkılmadı)

Kabe örtüsü

2015 yılı Ocak ayındaki Mekke kutlamalarından biri de Ankara’da Etimesgut’taki “Tevhid Camisi”nde idi. Sabah namazı sonrası sunum yapılmış, öğrenci korosu da ilahiler söylemişti.
Bu kutlamada en ilginç olay ise hiç kuşkusuz namaza katılacaklar arasında çekilecek kurada beş kişiye “Kâbe örtüsü” hediye edilecekti!. Kurayı düzenleyen Ankara Ferda Koleji idi.
Bundan bir gün önce, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in bir gazetede demeci yayınlandı. Başkan, “Noel, çam ağacı, kumar, içki, spor-toto, loto gibi insanı kendisinden geçiren ve Rabbinden uzaklaştıracak davranışlarla birleşerek toplumun yozlaşacağını” söylemişti. Peki, camide kura ile çekim yapılması yozlaşma değil miydi?

Kaldı ki “Kâbe örtülerinin” ilginç bir de geleneği vardı. Osmanlı, her yıl bu örtüleri Bursa ipeğinden dokutarak Mekke’ye gönderir, eskileri Kâbe’nin bakıcısı aileye bırakırdı. Bazıları da Topkapı Sarayı’ndadır.

Bakıcı aileler zamanla bu örtüleri zengin Müslümanlara yüksek bedelle satar oldular. Sonraları yabancı müzayede evlerince açık artırmaya çıkarıldılar. 2006 yılında Bonhams müzayede evi, III. Selim’in Kâbe’ye gönderdiği (!) bir örtüyü satışa sundu. Hint kökenli Bhailok 275 bin sterline (yaklaşık 1 milyar lira) örtüyü kazandıysa da biri kulağına, “Perde, özgün değil, çakma.” sözlerini fısıldadı.

Çakma Kâbe örtüsü kurbanlarının sonuncusu Bhailok’a “Estarül Haremeyn” kitabı ile dünyada bu konunun en önemli uzmanı olduğunu kanıtlayan Doç.Dr. Hülya Tezcan önerildi. Londra’ya giden Tezcan, “Özgün Osmanlı değil, dönemin kopyası.” görüşünü bildirdi. Sothby’s müzayede evinin “değer biçemediği (!)” bir başka çakma Kâbe örtüsüne ise alıcı çıkmadı.


(ÖZGEN ACAR’ın 2 Ocak 2015 tarihli “Cumhuriyet” gazetesinde yayınlanan yazısından derlenmiştir.)


Leave a reply:

Your email address will not be published.