İstanbul’un korkulu rüyası – tarihteki büyük yangınlar

İstanbul şehrinin günlük hayatında asayiş ve emniyetin temini, zabıta görevi yeniçerilerin elindeydi. Şehrin her semtinde birer yeniçeri kolluğu (karakolu) kurulmuştu. Savaş zamanı yeniçerilerin tamamı katılmaz, bir kısmı şehri korumak için kalırdı ama Padişah da gidecek olursa o zaman yeniçeri ocağı tam kadro giderdi. İstanbul’un koruması kaymakam paşanın idaresinde İstanbul Ağası ve acemioğlanlarına bırakılırdı.

Osmanlı kaynaklarında büyük yangınları vasıflandırmak için kullanılan “kebîr” sıfatı “en büyük” anlamına gelen “ekber”e dönüşmüş ve yangınlara harîk-i ekber, harîk-i kebir, harik-i azim gibi isimler verilmiştir.

İstanbul’un fethinden Nevşehirli İbrahim Paşa devrine kadar geçen 270 yıl boyunca çıkan 12 büyük yangında, İstanbul’un yarısından fazlası mahvolmuş, atalarımızdan kalan anıtlar, nice muhteşem saraylar, hanlar, hamamlar, çarşılar, nice nadide sanat eserleri, el yazması kitaplarla dolu kütüphaneler bir çırpıda yanıp yok olmuştur.

Şehrin korumasıyla görevli yeniçeriler ve halk tarafından söndürülmeye çalışılan bu yangınlara karşı fazla bir şey yapılamamış, ilk anlarda önlenemeyen ateşler de ahşap beldeyi sömüren bir ejderha olmuştu.

Yeryüzünde yangınlara karşı ilk itfaiye teşkilatı 8 Temmuz 1720‘de Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından, Yeniçeri Ağalığı’na bağlı olarak kurularak başına da Fransız bir dönme olan geçirilmiş, ilk yangın tulumbacıları da acemioğlanlar arasından seçilmişlerdir.

18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren “Devşirme Kanunu” kaldırılmış fakat Acemi Oğlanlar Ocağı korunmuştur ve kapısı Müslüman olmak şartıyla herkese açılmıştır. Dolayısı ile gerek acemi oğlanı, gerekse onlardan tulumbacılığa yazılanlar halkın ayak takımına mensup gençlerdi. 1826 yılına kadar süren bu teşkilat, Yeniçeri Ocağı kaldırılınca, bu tarihten itibaren her semte bir yangın tulumbası kurulmuş ve dillere destan mahalle tulumbacılığı doğmuştur.

istanbul-Yangını-osmanlı-minyatürü2
İstanbul Yangını – Osmanlı Minyatürü

İşte belli başlı İstanbul yangınları:

15.yüzyılda

İstanbul tarihindeki ilk büyük yangın (fetihten sonraki), 1490 yılında çıktı. Önce korkunç bir fırtına, ardından At Meydanı’ndaki baruthaneye düşen yıldırım sonucu çıkan yangında çevredeki mahalleler yandı.

16.yüzyılda

1568 yılında, halkın “Ateş-i Azim”, “İhrak-külli” diye adlandırdığı yangında Yahudilere ait kargir binalar bile yandı. Yangından sonra 2. Selim’in buyruğuyla Bursa, Kastamonu, Amasya ve Merzifon’dan taş ustaları getirtildi. Bir hükümle ana yollar üzerine Şahnişin, çardak ve dükkan yapımları yasaklandı

Kasım 1594‘te Ayasofya-yı Kebir Çarşısı’nda çıkan yangında çok sayıda ev ve dükkan yandı.Sultan 3. Murad, “Civarımızda bu alamet bize işarettir” diyerek olayları, ölümünün yakın olduğuna yorumladı.

1598‘de İstanbullular teravih kılmaktayken Büyükkaraman Pazarı’ndaki semercilerden çıkan yangın kısa zamanda geniş bir çevreyi kül etti. Arasta dükkanları, mücellithaneler yandı. Yeniçeriler ise yangını fırsat bilip her yeri talan ettiler

17. yüzyılda

2 Eylül 1633’te şehrin beşte birini yakan büyük Cibali yangını çıktı. O gün bir kalafatçının Funda yakıp gemi kalafat etmesi sırasında başlayan yangın, surlardan içeriye girdi.Tulumbacı kolları erişinceye kadar Cibali, Küçükmustafapaşa Çarşısı kül oldu. Üç koldan şehre yayılan ateş; zengin fakir dinlemeden evleri, konakları kül yığınına döndürdü. Bir kolu denize doğru indi, Zeyrek’i dönüp Atpazarı’na yürüdü. Diğer kolları Büyükkaraman, Küçükkaraman, Sultanmehmed (Fatih), Saraçhane, Sarıgürz (Sarıgüzel) semtlerini harabeye çevirdi.

4. Murad, tüm vezirler, bostancı ve yeniçeri bölükleri seyretmekten başka bir şey yapamadı. İstanbul’un en güzel semtleri mahvoldu. Otuz saat süren yangın, ancak rüzgar kesildikten sonra durabildi.

2 Ağustos 1640‘taki kasırgada dükkanların kepenkleri, damların kurşunları uçtu. Ertesi günlerde Balat Kapısı’ndaki mumhanelerden yangın çıktı. Rüzgar, yangını Haliç boyundaki yalılara ve surlardan içeriye yaydı. “Harik-i Azim” (büyük yangın) Fethiye, Dırağman, Sultanselim semtlerini kül edip ertesi gün öğleye doğru Çukurbostan’da kesildi.Halk bu felaketleri Sultan İbrahim’in uğursuzluğuna yordu.

26 Haziran 1645 günü Darphane yakınındaki bir kelleci dükkanından çıkan yangın, Bayezid Külliyesi çevresini, Yahnikapan Sarayı’nı kül etti. Bayezid Hamamı yanından Darphane civarına sıçradı. Buradaki çarşı yandı. Ateş, Langa’ya ve Kumkapı’ya yayılarak Yenikapı’daki surlara dayandı. Kumkapı’daki bütün meyhaneler, Langa Limanı’ndaki yapılar, kefere mahalleleri denen Rum ve Ermeni semtleri, kiliseler, kereste mağazaları, Çingene barakaları yandı. Otuz kırk yıldır görülmeyen bu afet 30 saat sürdü. Veziriazam Mehmed Paşa, yangın yerlerini imar ettiremediğinden bütün fukara kışa evsiz barksız girdi. Mehmed Paşa 17 Aralık 1645’te azledildi.

20 Kasım 1652‘de Esir Hanı’nda çıkan yangın, çarşıların yoğun olduğu Çarşıkapı, Gedikpaşa, Çemberlitaş, Mahmutpaşa, Beyazıt,Mecan semtlerini kül etti.

17 Mayıs 1653’te gece Odun Kapısı’nda başlayan yangın ertesi gün kuşluğa kadar sürdü. Başhane, Sebzehane, Yemiş İskelesi, Ketenciler, Zindan Kapısı, Hasır İskelesi, Çiniciler, Ahi Çelebi Camii, Çardak İskelesi civarları, İskelelerde yığılı hububat ve pirinç çuvalları yandı. Karaborsacılar, pirinci 40 akçeden satmaya başladılar. Mercimeğin kilesi iki kuruşa kadar çıktı.

Dünya tarihine giren: Great Fire of 1660 (büyük yangın)

4 Temmuz 1660’ta İstanbul’da Ayazma Kapısı’nda çıkan yangında, Unkapanı’ndan Süleymaniye’ye, Bedesten’e doğru yayılan ateş, kenti mahşere döndürdü. En az 40.000 kişinin öldüğü bu yangında 280.000 ev kül oldu. Yangında su yolları kapandı ve fırınlar çalışmadığı için, halkın büyük bir kısmı aç ve susuz kaldı. Sultan 4. Mehmed’in büyük gayretleri ve yardımlarıyla iki ay içinde Anadolu’dan getirilen ustalarla yanan binaların yerlerine yenileri yaptırıldı. Bu yangında 360 cami ve mescit, 40 hamam, 100 han ve kervansaray, 100 depo, yüzlerce konak, okul, medrese ve tekke yanmıştı. Abdi Paşa’nın anlatımına göre “yangın bir işgal ordugu gibi 

8 Mart 1688 Pazar gecesi, İstanbul’da Balıkpazarı Kapısı dışında bir meyhanede yangın çıktı, sur içine atladı ve şehrin büyük bir kısmını kül etti. Yeniçeriler bu yangına seyirci kaldılar (Yeniçeri isyanları)

18 Mayıs 1690 gecesi Eyüp’te bir kebapçı dükkanında çıkan yangında Eyüp Çarşısı tamamen yandı. Bir minaresiyle bazı kısımları yanan Eyüb Sultan Camii’nde bir süre namaz kılınamadı.

2 Ocak 1691 gecesi, o zaman Yeni Çarşı denen Mısır Çarşısı yandı. Maddi zarar çok büyüktü. Birkaç gün çarşıya girilemedi.

18. yüzyılda

1714’te, Gümrük (Eminönü) İskelesi’ne yanaşık duran bir Mısır kalyonu ateş alıp yandı. Bu olayda 200 kişi öldü.

21-22 Temmuz 1718’de Gedikpaşa yangınında, Kumkapı’dan Surlar’a kadar birçok saray ve konak yandı.

27 Temmuz 1729‘da Balat’taki yangında yüzlerce ev yandı. Bu, yaklaşık olarak şehrin sekizde birine tekabül ediyordu.

Ocak 1750’de Ayazma Kapısı’nda başlayan yangın 19 saat sürdü. Vefa’ya, Süleymaniye Bimarhane’sine varıncaya kadar sayısız dükkan, ev ve konak yandı. 1. Mahmud, yangından sorumlu tuttuğu Boynueğri Abdullah Paşa’yı azlederek 9 Ocak 1750’de Divitdar Mehmed Emin Paşa’yı sadrazam atadı.

31 Mart 1750’de çıkan yangın ise Bitpazarı’nı, Abacılar’ı, Yorgancılar’ı, Yağlıkçılar’ı, Haffaflar’ı tamamen yaktı. Parmakkapı ve Tatlıkuyu’ya yayıldı. Padişah Hazine’den yardımda bulunarak yanan dükkanları yeniden yaptırdı. Yanan Ağakapısı da yenilendi.

1755 Ramazanı Haziran ayında başladığından oruç ve sıcak nedeniyle dükkanlar ve çarşılar geceleri açılmakta ; Galata, Üsküdar, İstanbul Çarşıları “mum donanması” ile ışıklandırılmaktaydı. “Herkes birbirine nisbet mum ve kandil ile dükkanlarını ve kaldırımları düzenleyip israfa cesaret etmişlerdi.”

Ramazan Bayramı ertesinde, 13 Temmuz 1755’te Kadırga Limanı’nda bu mum donanması yüzünden çıkan yangın Köprülü Külliyesi’ne kadar yayıldı ve 20 saat sürdü. Olay nedeniyle, donanma ve ışıklandırma araç gereçlerinin satışı yasaklandı.

27-28 Eylül 1755 gecesi İstanbul yangınlarının en korkunçlarından olan Hocapaşa yangını, Demirkapı’daki bir evden parlayıp dört koldan kente yayıldı. Bir kolu Bahçekapı’ya, oradan surdışına uzanıp Yeşilkiremitli Camii’yi; ikinci kol Paşakapısı’nı, Defterdar Kapısı’nı, Çadır Mehterhanesini ; üçüncü kol Kapalıçarşı’ya yakın Çuhacılar Hanı’nı ve Mahmutpaşa Çarşısı’nın tamamını, dördüncü kol da Ayasofya Çarşısı ile Soğukçeşme civarını kül etti. Bu sayılan yerlere kadar olan mahalleler yandı.

Yangını izleyen 3. Osman üzüntüden ağladı. Sarayın Soğukçeşme kapısını açtırtıp, isteyenlerin kurtardıkları mallarını sarayın Ağa Bahçesi’ne (şimdiki Gülhane Parkı) taşımalarına izin verdi.

istanbul-Yangını-osmanlı-minyatürü
İstanbul Yangını – Osmanlı Minyatürü

Fetih’ten sonraki en büyük yangın

4-5 Temmuz 1756 gecesi İstanbul tarihine “harik-i ekber-i Cübb-Ali” diye geçen Cibali yangını çıktı. Bu korkunç yangın 13 koldan şehri sardı. 48 saat süreyle İstanbul’u tehdit etti ve görülmemiş bir afet halini aldı. Cibali, Unkapanı, Süleymaniye, Vefa Meydanı, Şehzadebaşı, Zeyrek, Saraçhane, Et Meydanı, Aksaray, Yeniodalar, Avratpazarı, Davutpaşa, Fatih, Sultanselim, Alipaşa Çarşısı, Lütfipaşa, Ayakapı, Yenikapı semtleri tamamen yandı kül oldu. İstanbul’un fethinden beri geçirilen yangınların en büyüğü olan bu felakette 2.000 ev, 1.000 dükkan, 200 cami ve mescit, 70 hamam, birçok han ve değirmen yandı ya da zarar gördü. Yanan binaların toplamı 3.851 olarak tarihe geçmiştir.

1777’de Kıztaşı, Tavşanbaşı yangınları oldu.

21 Ağustos 1782’de tarihe “harik-i kebir” adıyla geçen felaket en büyüğüydü. Horoslu Değirmeni yanındaki mavnacı Ali’nin evinden çıkan ve Yedikule’ye kadar genişleyen ve 50 saat süren bu yangında bilanço 20.000 evdi. Yangın sırasında mal kurtarma ve yağmalama derdine düşen yüzlerce insan da öldü.

1784’te, 27 saat süren bir başka yangın Edirnekapı’da Kiremit mahallesinde çıktı.

1. Abdülhamid döneminin sonuncu yangını 1788‘de Babıali’de Kethüda Katibi odasından başladı. Bu ateş, eski Paşakapısı’nın Divanhanesini, Kethüdabeğ, Reis Efendi dairelerini, alt ve üst kat kalemlerini, Çavuşbaşı ve Arz Odalarını, en son  da Havuzlu Köşk’ü yaktı. Tarihçi Cevdet Paşa’nın deyimiyle, yangın, “Babıali’de evrak dolaştıran hademe gibi” girmedik kapı bırakmamıştı.

13 Eylül 1792‘de bir helvacı dükkanından çıkan yangın 18 saat sürdü. Ağakapısı civarı, Dökmeciler, Tahtakale’nin iki tarafı, Mercan Çarşısı, Tarakçılar ve Uzunçarşı yandı.

8 Temmuz 1795’te Balıkpazarı dışında Hasır İskelesi’nden çıkan ve 11 saat içinde Balıkpazarı, Taşçılar, Balmumcular, Keresteciler, Zeytinyağcılar, Nalburlar, Kutucular, Kantarcılar, Sepetçiler çarşılarıyla Pirinç mahzenlerinin yandığı felaketten sonra bir imar düzeni yürürlüğe konuldu.

28 Nisan 1796’da Azapkapı’daki yangın 7 saat sürdü ve söndürmede görev alanlardan 30-40 kişi yandı ya da yaralandı.

28 Nisan 1798’deki Arnavutköy yangını ise Boğaziçi’nin bu büyük yerleşim yerini kül etti. Çarşıdaki bütün dükkanlar, yeni yapılan biniş köşkü, Hamid Paşa, Aziz Efendi, Hasan Halife, Mektupçu İbrahim Efendi yalıları ve sadrazamın sahilhanesi yandı.

19. yüzyılda

25 Eylül 1815’te Beşiktaş Sahil Sarayı’nda çıkan yangında 2. Mahmud’un bir yaşındaki kızı Emine Sultan ve dadısı da yandı. Haremağalarının çabasıyla sarayın değerli eşyaları kurtarılarak Çinili Köşk’e konuldu.

2 Ağustos 1826’da çıkan ve 36 saat süren Hocapaşa yangını, Demirkapı, Salkımsöğüt, Cağaloğlu, Çiftesaraylar, Babıali semtlerine büyük zarar verdi.

istanbul-Yangını-William-Turner
İstanbul Yangını – İngiliz Ressam WilliamTurner

20. yüzyılda

19 Ocak 1910’da Çırağan Sarayı yandı.

6 Şubat 1911’de Babıali yandı

Cemil Paşa’nın 1912’de, Ayasofya ile Sultanahmet camileri arasında kalan ahşap evlerle örülü mahalleleri, yeni bir park yeri kazanmak için kasten yaktırdığı ya da en azından başka bir nedenle çıkan yangına itfaiye göndermediği o günlerde çokça konuşulmuştur.

10 Haziran 1918’de Fatih yangını oldu. Küçükmustafapaşa’dan Samatya’ya kadar Sur-içi’ni silip süpürdü. 7.500 yapı, içlerindeki eşya ve aile birikimleri ile kül oldu.

Akıllandık mı?

Ne kadar üzücü değil mi? İnsan bu yangınları, depremleri ve diğer doğal felaketleri, hiç bitmeyen savaşları, yaptırılan sarayları, yalıları, konakları, gereksiz israfları okuyup anlayınca bu kadar fazla servetin, gelirin nasıl olup da eriyip 1850 yıllarından itibaren borç almaya başladığımıza da hayret etmiyor!

Dileriz bu güzel kentimiz daha fazla felaket görmesin, yaşamasın.

Leave a reply:

Your email address will not be published.