İkinci Dünya Savaşı: Nasyonal Sosyalizm



İkinci Dünya Savaşı’na damgasını en sert bir şekilde basan olgulardan biri devletleri birbirinden keskin bir çizgiyle ayıran siyasî ve ekonomik ideolojilerdir; İtalya Krallığı’nda Faşizm, İspanya Krallığı’nda Falanjizm, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde Komünizm, Türkiye Cumhuriyeti’nde Atatürkçülük ve Pantürkizm (Turancılık), Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya, Fransız Üçüncü Cumhuriyet ve diğer Avrupa demokrasilerindeki Kapitalizm ve Liberalizm gibi. Ancak bu yazımızda son Alman monarşisi Üçüncü Reich’ın ideolojisi olan ve kendisinden dünya çapında en çok söz ettiren dünya görüşünü ele alacağız; Nasyonal Sosyalizm ya da başka bir deyişle Nazizm.

Nasyonal Sosyalizmin meydana geliş ve yükseliş hikâyelerini anlatmadan önce bu ideolojinin kurulmasının ardındaki en etkili isimlerinin hayatlarına ve fikirlerine dair kısa bir özet geçme ihtiyacı duyduk; Adolf Josef Lanz, Rudolf von Freiherr Sebottendorf ve Guido Karl Anton List. Adolf Hitler’in hayatını ise daha detaylı olarak ele aldık. Alman etnik milliyetçilerini tek çatı altında toplayan ve Nasyonal Sosyalizmin ‘akademisi’ olarak betimleyebileceğimiz gizemli bir oluşum olan Thule Cemiyeti hakkında da bilgiler vermeyi ihmal etmedik.
20 Nisan 1889 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Yukarı Avusturya Eyaleti’nde yer alan Alman popülasyonunun çoğunluk olduğu bir sınır kasabası olan Braunau am Inn’de gümrük memuru olan Alois Hitler’in üçüncü hanımı olan Klara Pölzl Hitler’in altı çocuğundan dördüncüsü olan bir çocuk doğdu. Ebeveynleri bu çocuğa Adolf adını verdi. Adolf kelimesinin etimolojik anlamı Eski Almancada ‘asil kurt’ anlamına gelir. Hitler soy isminin hikâyesi ise oldukça ilginçtir; Alois Hitler’in soy ağacının baba kanadı Hiedler soyadıyla çağrılıyordu. Alois Hitler’in biyolojik babası Johann Georg Hiedler gezgin bir tüccardı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Aşağı Avusturya Eyaleti’nde yer alan Strones Köyü civarlarında ticarî seyahatlerinden birini gerçekleştirdiği sırada 7 Haziran 1837’de köylü bir kadın olan Maria Anna Schicklgruber’le gayrimeşru bir çocuk yaptılar ve bu çocuğa Alois adını verdiler. Çift, Alois’in doğumundan yaklaşık beş yıl sonra evlendi. Ancak Johann Georg Hiedler Alman aile geleneklerine aykırı hareket ederek çocuğu meşrulaştırmadı ve soyadını vermedi, dolayısıyla Alois, biyolojik annesinin soy ismini aldı. Maria Anna Schicklgruber’in 1848 yılındaki ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra Johann Georg Hiedler, Alois’i noter onayıyla meşrulaştırarak onun yasal babası olarak kaydını yaptırdı. Ancak çocuğun soyadı hanesine nedeni bilinmez bir hareketle Hiedler değil, Hitler yazdırdı ve yıllarca Schicklgruber soy ismiyle büyüyen ve ilerde Adolf Hitler’in babası olacak olan Alois, yasal olarak Hitler soyadını taşımaya başladı. Kısaca bir özetle; Adolf Hitler, ‘Adolf Schicklgruber’ gibi telaffuzu ve akılda kalıcılığı zor bir isimle tanınmaktan son anda kurtuldu.
Adolf Hitler ilköğrenim tahsilini doğduğu kasabada Volksschule Lambach’ta yaptı. Ortaöğrenim eğitimine ise Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Yukarı Avusturya Eyaleti’nin başkenti olan Linz Şehri’nde yer alan Bundesrealgymnasium Linz okulunda başladı. Adolf Hitler sevmediği ve ilgi göstermediği dersleri sürekli asarak ve takip etmeyerek birinci sınıf tekrarı yapma durumunda kaldı. Adolf Hitler bu günlerini Kavgam’ında şöyle anlatır: ‘En çok Tarih ve Coğrafya derslerinde başarı gösteriyordum. İşte bu sıralarda milliyetçi oldum ve tarihin gerçek anlamını anlamayı, idrak etmeyi ve bu konuda nüfuz edebilmeyi öğrendim. (…). Konuşma yeteneğim, çocukluk arkadaşlarıma verdiğim, ikna edici ve daha doğrusu kandırıcı söylevlerle oluşmaya başladı. Kendi kendimi zor idare edebilen küçük bir lider olmuştum.’
Babasıyla sürekli meslek seçimi konusunda tartışıyordu, Alois Hitler onu tıpkı kendisi gibi devlet memuru olması için zorluyordu, bu baskıya sürekli direnen Adolf Hitler’in hayalleri ise ressamlık doğrultusundaydı; kendisinin Birinci Dünya Savaşı’na katılmasından önce bizzat çizdiği iki binden fazla çizimi ve resmi mevcuttu. Adolf Hitler Kavgam’ında bu tartışmaları şöyle özetledi: ‘Bir vakitler kendi hayatının en büyük halkalarını oluşturan şeyin, benim tarafımdan kabul edilmemesine bir türlü akıl erdiremiyordu, işte bu yüzden babamın kararı basit, emin ve çok doğaldı. Hayat kavgasının kazandırdığı çelik gibi bir karaktere sahip olan babam, benim, daha doğrusu tecrübesiz bir delikanlının geleceği hakkında (kendi kendine) karar vermesine izin vermiyordu. Fakat sonunda iş bambaşka oldu.’
3 Ocak 1903 tarihinde Alois Hitler tüberküloz hastalığından dolayı hayatını kaybetti. Adolf Hitler ise çok daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş ve doktorun tavsiyesiyle okuluna ara vermek zorunda kalmış, sonra da maddî imkânsızlıklar dolayısıyla okuluna bir daha geri dönememişti. Çizim ve resim çalışmalarına hâlâ devam eden Adolf Hitler annesine bakma sorumluluğunu üstlenerek inşaat işlerinde hamallık yapmaya başladı. Kavgam’ında babasının ölümü hakkında şu satırları yazdı: ‘Bir felç darbesi, babamı en güçlü döneminde iken yere vurdu. O dünyadaki hayatını acı çekmeden sona erdirdi. Fakat bizi büyük bir üzüntünün içine attı. Babamın en büyük isteği, oğlunu, kendisinin ilk günlerinde çektiği yokluklardan kurtarmak için bana meslek sahibi olmamda yardım etmekti. Bu isteğini gerçekleştiremedi. Fakat bilinçsiz bir biçimde benim içime, ikimizin de aklımızdan geçirmediğimiz bir geleceğin tohumlarını ekmişti.’

Antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) görüşü ise Alman coğrafyasında yayılmaya başlamıştı, Adolf Hitler başlarda bu görüşe karşı çıksa da Yahudilerin birbirlerini sanat, siyaset, spor, bilim, kültür, iş dünyası, eğitim gibi önemli iş alanlarında yoğun bir biçimde kayırdıklarına şahit oldu ve Antisemitizme olan karşıtlığı tersine dönmeye başladı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kendisine verdiği aylık yetim maaşıyla geçinen Adolf Hitler, annesinin hastalığı neticesinde geçim kaynağının kuruması nedeniyle büyük umutlarla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun eyaleti ve başkenti olan Viyana Şehri’ne gitmeye karar verdi. Kavgam’ında bu kararını şöyle aktarır: ‘Bir çanta dolusu elbise ve çamaşırla Viyana’nın yolunu tuttum, içimde sarsılmaz bir irade vardı.’
Adolf Hitler, 1907 yılında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne profesyonel ressamlık eğitimi almak amacıyla başvurdu, ancak jüri tarafından çalışmalarının mimarlık sektöründe daha iyi gerçekleştirebileceği öğüdüyle reddedildi. Bu öğüdü gerçekleştirme konusundaki büyük arzusuna rağmen yeterince teknik altyapısı olmaması ve lise diplomasi olmaması sebebiyle tekrar jüri tarafından reddedildi. 21 Aralık 1907 tarihinde annesi göğüs kanseri hastalığı nedeniyle vefat etmesinin ardından küçük çaplı bir travma yaşayan Adolf Hitler Kavgam’ında şöyle der: ‘Babama saygıyla bağlanmıştım annemi ise sevmiştim’. Tüm bu olumsuzlukların ardından son bir umutla 1908 yılında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne tekrar başvuran ve yine aynı sebeplerden ötürü jüri tarafından reddedilen Adolf Hitler tüm umudunu yitirdi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından kendisine bağlanan aylık yetim maaşını da kız kardeşi Paula Hitler’e bırakarak 1909 yılında evsizler yurduna yerleşti, tek geçim kaynağı çizdiği çizimleri ve resimleri sokak satıcılığı yoluyla satarak ticaret yapmaktı. 1910 yılında gelir düzeylerinin ortalamanın altında olan bir grup insanın yaşadığı eve yerleşti ve işte bu sıralarda Alman topraklarında yaşanan kültürel yozlaşmalara daha fazla şahit olmaya başladı ve bu yozlaşmaların sebebini Yahudilere bağlayarak içindeki Antisemitizmi gün geçtikçe kabartıyordu.
Adolf Hitler’in ressamlık dışında bir başka büyük hayali de vardı; İkinci Reich’ta yaşamak. Bu sebepten ötürü cebindeki son birikmiş parasıyla 1912 yılında İkinci Reich’a bağlı olan Bavyera Krallığı’nın başkenti Münih Şehri’ne doğru yola çıktı. Lâkin bu sıralarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu için zorunlu askerlik görevini yerine getirmesi gerekiyordu, kendisine asker kaçağı sıfatı konularak askerî inzibatlar tarafından tutuklandı, yargılandı. Adolf Hitler mahkemede sağlam bir pişmanlık savunması yaptıktan kısa bir süre sonra serbest bırakıldı ve Münih Şehri’ne dönmesine izin verildi. Daha sonrasında ise Adolf Hitler 1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşı’na İkinci Reich adına katılmak için dönemin Bavyera Kralı Üçüncü Ludwig’ten Bavyera Ordusu’na katılmak için izin ricasında bulundu ve kabul edildi. Kısa bir temel askerî eğitimin ardından kendisine onbaşı rütbesi verilerek Batı Cephesi’nde konuşlanan Alman Albay Julius List komutasındaki 16. Bavyera Yedek Piyade Alayı’na verildi.
Olumsuz siper koşullarından ve verimsiz yemek mönülerinden hiç şikâyet etmeyen Adolf Hitler, subaylarının ve kurmaylarının gözünde parlamaya başlamıştı. Birinci Ypres Muharebesi, Somme Muharebesi, Arras Muharebesi ve Passchendaele Muharebesi gibi Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı çarpışmalarına ve sayısız süngü hücumuna katılmıştı. Ekim 1916 tarihinde Fransız Üçüncü Cumhuriyet torpaklarında, 15 Ekim 1918 tarihinde de Belçika Krallığı topraklarında ağır bir biçimde yaralandı. İkinci Reich’a sağladığı başarılar karşısında kendisine Aralık 1914 tarihinde İkinci Sınıf Demir Haç, 18 Mayıs 1918 tarihinde Siyah Gazi Nişanı verildi, ayrıca 4 Ağustos 1914 tarihinde onbaşı düzeyindeki askerlere nadir olarak olağanüstü durumlarda verilen, büyük bir gurur ve onur kaynağı olan Birinci Sınıf Demir Haç bile verilmişti. Antisemitist bir birey olan Adolf Hitler’i Birinci Sınıf Demir Haç için aday gösteren subay olan Teğmen Hugo Gutmann’ın Yahudi olması ise ilginç bir ironidir. Tüm bu başarılarına rağmen onbaşı rütbesinde çakılı kalan Adolf Hitler’in terfi alamamasının sebebi kendisinin İkinci Reich vatandaşı olmamasıydı, çünkü İkinci Reich adına savaşmasına rağmen kendisi hâlâ Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşıydı.

Reichsheer’in (İkinci Reich’ın kara kuvvetleri) hâlâ İtilaf topraklarında sağlam bir şekilde barınmasına rağmen İkinci Reich’ın beklenmedik bir şekilde teslimiyeti Adolf Hitler’i de şoka soktu. Kendisi birçok Alman milliyetçisi gibi savaşın, savaş meydanlarında değil, diplomatik masada kaybedildiğine inanıyordu ve haklı bir şekilde bu durumu çok tehlikeli bulduğu Yahudi lobilerine bağlıyordu, herkes gibi o da meşhur ‘arkadan bıçaklanma’ hikâyesine inanmıştı.
İkinci Reich’ın yıkılması ve yerine Weimar Cumhuriyeti’nin kurulması Alman tarihine Kasım Devrimi olarak geçen olayla meydana gelmiştir. Adolf Hitler bu devrimin sorumlusu olan politikacıları ‘Kasım Hainleri’ olarak çağıracaktı. İkinci Reich’ın dağılmasına rağmen hiçbir resmî eğitimi ve kariyeri olmadığı için Reichswehr’de (Versailles Antlaşması’ndan sonra kurulan ve yetkileri olağanüstü sınırlı olan Weimar Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri) kalmayı tercih etti. Reichswehr’in bir kolu olan Bavyera Ordusu’na bağlı Alman Yüzbaşı Karl Mair komutasındaki Bayerische Reichswehr Gruppenkommando Nr.4’a yani İstihbarat Şubesi’ne katıldı, eğitim aldı ve Komünist ayaklanmalara karşı, karşı devrim eylemlerine katıldı. Adolf Hitler bu sıralarda yakın arkadaşı Dietrich Eckart’ın referansıyla Thule Cemiyeti’ne üye oldu. Thule Cemiyeti’nin sağladığı imkânlarla Georg Ritter von Schönerer, Karl Lueger, Guido von List, Rudolf Freiherr von Sebottendorf ve Adolf Josef Lanz gibi Alman etnik milliyetçisi ve Pancermenist yazarların makalelerini ve teorilerini okuyarak Adolf Hitler içindeki Antisemitizmi, Antikomünizmi, etnik milliyetçiliğini ve beyaz ırkçılığını doruğa çıkardı.
Thule Cemiyeti, Alman etnik milliyetçisi Rudolf Freiherr von Sebottendorf tarafından 17 Ağustos 1918 tarihinde Münih Şehri’nde yer alan Vier Jahreszeiten Oteli’nde kuruldu. Thule ismi Grönland Adası’nın kuzeybatısında kalan bir adanın adıydı ve birçok Nasyonal Sosyalist antropoloğuna göre üstün ırk olan Ari Irk’ın dünyaya yayıldığı yerleşim yeriydi; bu görüş bir teori olmaktan ileri gidememiştir ve Nasyonal Sosyalist bilim adamları tarafından üstün ırk olan Ari Irk’ın doğduğu coğrafya İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle yarıda kesilen çalışmaların sonuca varamaması yüzünden tespit edilememiştir. Thule Cemiyeti Nasyonal Sosyalizmin akademisi olarak betimleyebileceğimiz, hakkında pek az bir bilgiye sahip bir kuruluştur. Adolf Hitler gibi birçok Nasyonal Sosyalistin buluşma ve tartışma platformuydu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında kurulan Müttefik Devletleri’nin kurduğu Nürnberg Askerî Mahkemeleri’ninde birçok Nasyonal Sosyalist bürokratın ve ideoloğun idam edilmesiyle ve hayatta kalanlara da hapis cezası verilmesiyle Thule Cemiyeti Alman coğrafyasındaki eski hegemonyasını kaybetti. Cemiyet günümüzde hâlâ varlığını gizemli bir şekilde sürdürmektedir.
Rudolf Freiherr von Sebottendorf, belki de Alman ve dünya tarihinin en gizemli insanı. Hiç kimse ne doğduğu yeri ya da öldüğü yeri kesin olarak biliyor. Ama kullandığımız birçok kaynağa güvenme mecburiyetine kalıp, olduğunca bu ideolog hakkında tatmin edici bilgiler vermeye çalışacağız. Gerçek adı Adam Alfred Rudolf Glauer idi. 9 Kasım 1875 tarihinde İkinci Reich’a bağlı olan Saksonya Krallığı’nın Hoyerswerda Şehri’nde doğdu. Biyolojik annesinin adı Christiane Henriette-Müller idi, biyolojik babası ise Ernst Rudolf Glauer adlı bir lokomotif sürücüsüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul Şehri’nde yaşayan Alman kökenli bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olan ve Hoyerswerda Şehri’nde geniş arazilere sahip Baron Heinrich von Sebottendorf adında, Alman coğrafyasında tanınmış, yaklaşık yedi yüz yıldır varlığını sürdüren aristokrat bir aile olan Sebottendorf Ailesi’ne mensup bu soylu, Adam Alfred Rudolf Glauer’i çocuksuzluk özlemini gidermek amacıyla evlat edindi. Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olan Baron Heinrich von Sebottendorf Osmanlı İmparatorluğu’nun kanunlarına göre Adam Alfred Rudolf Glauer’i bünyesine almıştı ama İkinci Reich yetkilileri bu durumu reddetti. Baron Heinrich von Sebottendorf bu durumda İkinci Reich’a dava açtı ve lehine karar alınmasını sağladı. Mayıs 1914 tarihinde gerçekleşen ve İkinci Reich’a bağlı olan Hessen Krallığı’nın başkenti Weisbaden Şehri’nde geçen davada diğer aile üyeleri olan Siegmund von Sebottendorf von der Rose ve Baron Heinrich von Sebottendorf’un hanımı Maria Sebottendorf’un çıkan davada tanıklık yapmasıyla Adam Alfred Rudolf Glauer’in adı yasal olarak Rudolf Freiherr von Sebottendorf oldu.
Thule Cemiyeti’ni kurması belki de onun siyasî kariyerinin en büyük atılımıydı. Bu cemiyetin çatısı altında ileride kurulacak olan Üçüncü Reich’ın en kilit isimlerini eğitti ve Nasyonal Sosyalistlerin ‘başöğretmeni’ oldu. Adolf Hitler’in Weimar Cumhuriyeti’ndeki propagandasının arkasındaki en güçlü el oldu. Nerede ve ne zaman öldüğü hâlâ büyük bir tartışma konusudur. Ancak piyasadaki en güvenilir veriler onun 10 Aralık 1965 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin İstanbul Şehri’nin Üsküdar İlçesi’nde bir parkta tek başına öldüğünün doğrultusundadır.
Adolf Josef Lanz, Nasyonal Sosyalist ideolojisinin büyük mimarlarından ve okültistlerindendi. Adolf Josef Lanz 19 Temmuz 1874 tarihinde Viyana Şehri’nin on dördüncü merkez ilçesi olan ve Alman popülasyonunun çoğunlukta olduğu Penzing İlçesi’nde doğdu. Uzun bir dönem boyunca Roman Katolik Hristiyanlığın Orta Avrupa’daki önemli yerleşkelerinden biri olan Heiligenkreuz Manastırı’nda keşiş ve rahip olarak yaşadı. Ancak sonra Roman Katolik Hristiyanlıkla olan bağını kopardı ve şiddetli bir biçimde Cermen Paganizmine inanmaya başladı hatta defalarca Antik Pagan Cermen kavimlerinin taptığı tanrılardan biri olan Wotan’a (İskandinav Mitolojisindeki Bilgelik Tanrısı Odin olduğuna inanılır) ibadet ettiğini dile getirdi. Ona göre Cermen Paganizmi Alman ulusunun gerçek diniydi ve Alman halkı bu dinden uzaklaştıkça millî benliğinden de uzaklaşıyordu. Düzenli olarak kendisi çıkarmış olduğu Ostara adlı dergiyi yayımlayarak ideolojisini ve dinî görüşlerini Alman ulusuna aktarıyordu. Kısacası Adolf Josef Lanz ve onun kurduğu Ordo Novi Templi tarikatı, kendilerini Cermen Paganizminin yeniden doğuşuna adamıştı. Üstelik kendisi eski Cermen Pagan kaynaklarından ilham alarak Nasyonal Sosyalizmin meşhur tamgası olan gamalı haçını, başka bir deyişle Swastika’yı yaratmıştı. Başta Adolf Hitler olmak üzere birçok Antisemitist ve Alman etnik milliyetçisi, Adolf Josef Lanz’ın öğretilerinden çok etkilenmişti. Adolf Josef Lanz 22 Nisan 1954 tarihinde Avusturya Cumhuriyeti’nin eyaleti ve başkenti Viyana Şehri’nde öldü.

Guido Karl Andon List ise Adolf Josef Lanz ve Rudolf Freiherr von Sebottendorf’un öğretmeni diyebileceğimiz Alman filozof ve ideolog. 5 Ekim 1848 tarihinde Viyana Şehri’nde zengin bir tüccar olan Karl List’in ve dönemin başarılı müteahhitlerinden olan Franz Anton Killan’ın kızı Marian List’in oğulu olarak doğdu. Aile bireyleri fanatik bir Roman Katolik Hristiyandı. Çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği şehir olan, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Aşağı Avusturya Eyaleti’nin Moravia Şehri’nin civarlarında Antik Pagan Cermen kavimlerinin zamanından kalma yazıtlar ve kalıntılar buldu. Bu yazıtları ve kalıntıları aldığı eğitim sayesinde okudu ve çok etkilendi. O kadar çok etkilenmişti ki Roman Katolik Hristiyanlıkta olan bağından kurtuldu ve Cermen Paganisti oldu. Cermen Paganizmini Alman etnik milliyetçiliği ile harmanlayarak Nasyonal Sosyalizmin temellerini attı. Yazdığı onlarca kitapla ve yüzlerce makalelerle dönemindeki ve sonrasındaki neslin ideolojik olarak ilham kaynağı oldu. 17 Mayıs 1919 tarihinde hastalığının ilerlemesi dolayısıyla İkinci Reich’ın eyaleti ve başkenti Berlin Şehri’nde vefat etti.
Not: Rudolf Freiherr von Sebottendorf, Adolf Josef Lanz ve Guido Karl Andon List. Bu üç dahi ideoloğun siyasî, askerî, ticarî, dinî, sosyal ve okültik hayatlarını ve faaliyetlerini çok daha detaylı bir biçimde İkinci Dünya Savaşı serimiz dâhilinde olmadan ele alacağız.
Adolf Hitler ise ismini yavaş yavaş duyurmaya devam ediyordu. Ordu içindeki hizmetlerinden dolayı Bavyera Ordusu Bölge Komutanlığı’ndaki Siyasî Şube, Basın Ve Haberler Bürosu’nda iş verildi. Ve bu büroda iken Bavyera Ordusu tarafından, askeriyenin tutucu görüşlerini yaymak amacıyla kurulan Siyasî Eğitim Kursları’na öğrenci statüsüyle düzenli olarak katılıyordu. Derslerdeki başarısı ve subayların gözüne çarpan azmi sayesinde Bildungsoffizier (Eğitim Subayı) rütbesine terfi edildi; Komünizmle, Demokrasiyle ve Hümanist fikirlerle savaşacaktı. Kendisine Eylül 1919 tarihinde Siyasî Şube, Basın Ve Haberler Bürosu’ndan Thule Cemiyeti üyeleri tarafından kurulan Alman İşçi Partisi’ni (Deutsche Arbeiterpartie; DAP) incelemesi hususunda emir geldi. Alman İşçi Partisi’nin kurucusu olan Gottfried Feder’in konuşmasını dinlemek için bir konferansa katıldı. Planına göre konuşmayı dinleyip gidecekti ancak Gottfried Feder’in konuşmasından sonra çıkan başka bir konuşmacı Bavyera Krallığı’nın Prusya Krallığı’ndan ayrılması hususundaki fikrini ortaya sundu, bu fikir Adolf Hitler’i çok sinirlendirdi ve münazara başlattı. Münazarayı kazanan Adolf Hitler siyasî parti üyelerinin dikkatini oldukça üstüne çekmişti, bu kişilerden biri Nasyonal Sosyalizmin siyasî teşkilatlanmasında önemli rolleri bulunan Anton Drexler idi.
Adolf Hitler, 1920 yılında, bu münazaranın ertesi gününde Alman İşçi Partisi’ne kabul edildiğini beyan eden bir belge teslim aldı. Bu onun için şaşırtıcıydı çünkü kendisi bu siyasî partiye üyelik için başvurmamıştı. Birkaç gün düşünme evresinin ardından bu pek tanınmamış olan Alman İşçi Partisi’ne üye olarak girmeyi kabul etti. Böylece asıl mesleği inşaat mühendisliği olan Gottfried Feder’in ve beraberindeki altı isimle birlikte kurmuş olduğu Alman İşçi Partisi’nin yedinci üyesi oldu. Adolf Hitler siyasî partinin propagandasını yapma görevini üstlenmişti. 24 Şubat 1920 tarihinde Alman İşçi Partisi’nin adını Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartie; NSDAP) olarak değiştirdi. Thule Cemiyeti’nin zemini üstünde büyüyen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, Rudolf Freiherr von Sebottendorf tarafından fanatikçe destekleniyordu ve Thule Cemiyeti’nin Weimar Cumhuriyeti’ndeki en büyük propaganda materyali olan Völkischer Beobachter gazetesini Adolf Hitler’in üstüne devretti. Adolf Hitler ve ölümüne değin en yakın arkadaşlarından ve takipçilerinden olan, Nasyonal Sosyalizmin en güçlü isimlerinden ve ileride Üçüncü Reich’ın Reichspropagandaminister’i (Halkı Aydınlatma Ve Propaganda Bakanı) olacak olan Joseph Goebbels ile birlikte başarılı bir propaganda siyaseti güttü ve nihayetinde 29 Temmuz 1921 tarihinde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin Başkanı oldu.
Adolf Hitler bu gelişmenin ardından geçen bir süre sonra darbe planı yaptı; Reichswehr’in ve bölgedeki diğer paramiliter örgütlerin desteğini kazanıp Weimar Cumhuriyeti’ne bağlı olan Bavyera Hükümeti’ni devirmek ardından Weimar Cumhuriyeti’nin eyaleti ve başkenti olan Berlin Şehri’ne yürüyüp Weimar Hükümeti’ni de yıkarak cumhuriyete son vermek. Birçok askerî ve siyasî tarihçiye göre Adolf Hitler’in darbe yapma isteminin asıl sebebinin bir nevi propaganda yapmak olduğunu söyler, çünkü bu yıllarda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin Bavyera Eyaleti dışında Weimar Cumhuriyeti’nde adı çok bilinmiyordu. Bavyera Hükümeti’nde üçlü diktatörlük havası esiyordu; Weimar Cumhuriyeti Devlet Komiseri Gustav von Kahr, Reichswehr Bavyera Bölge Komutanı Alman General Otto von Lossow, Weimar Cumhuriyeti Devlet Polisi Başkanı Alman Albay Hans von Seisser.

Tarihe ‘Birahane Darbesi’ olarak geçecek olan darbe girişimi 8 Kasım 1923 akşamı Weimar Cumhuriyeti’ne bağlı olan Bavyera Eyaleti’nin başkenti olan Münih Şehri’nde yer alan Bürgerbräukeller adında bir birahanede Weimar Cumhuriyeti Devlet Komiseri Gustav von Kahr’ın düzenlediği bir konferans esnasında Adolf Hitler ve ona bağlı altı yüz silahlı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi üyesinin toplantıyı basıp oradaki bütün yönetim ekibini esir almasıyla başlar. Adolf Hitler Bavyera Hükümeti’nin yönetim kadrosunun kendisiyle iş birliğine girmesi hususunda baskı yaptı. İlk başta bu iş birliğine yönetim kadrosunca sıcak bakılmasa da Birinci Dünya Savaşı’nın efsanevi komutanlarından olan Alman General Erich Ludendorff’un çabalarıyla müzakereler başlamış oldu. Ancak Bürgerbräukeller Birahanesi’nde çıkan bir kargaşada yönetim kadrosu kaçmayı başardı. 9 Kasım 1923 tarihinde, olayın ertesi gününde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi üyelerinden oluşan hücum taburunun önünde Adolf Hitler ve Erich Ludendorff şehrin meydanına doğru yürüyüşe geçti. Parti üyeleri ve Weimar Cumhuriyeti’ne bağlı olan Bavyera Hükümeti arasında çıkan çatışmalarda, on altı Nasyonal Sosyalist, dört de Bavyera Hükümeti’ne bağlı polis memuru öldü. Erich Ludendorff olay yerinde tutuklandı, Adolf Hitler ise yaralandığı bu başarısız darbe girişiminin ardından kaçmış ancak 11 Kasım 1923 tarihinde tutuklanmıştır.
Birahane Darbesi sanıklarının duruşmaları Şubat 1924 tarihinde başladı. Erich Ludendorff geçmişte İkinci Reich’a verdiği büyük hizmetlerden dolayı ceza almadı. Adolf Hitler ise olağanüstü bir propaganda aracı olarak kullandığı başarılı savunmasına rağmen beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Rudolf Freiherr von Sebottendorf’un çabalarıyla hapiste dokuz ay kalan Adolf Hitler bu hapis günlerinde dünyayı değiştirecek olan otobiyografi ve siyasî manifesto özelliklerini taşıyan Kavgam kitabını yazdı.
Adolf Hitler siyasî kariyerine devam ederken 1925 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla kurulan ve dolaylı olarak vatandaşı olduğu Avusturya Cumhuriyeti’nin vatandaşlığından çıktı. Ancak hâlâ Weimar Cumhuriyeti’nin vatandaşı değildi ve bu da seçimlerde adaylığını koyamayacağı anlamına geliyordu ki bu Adolf Hitler’in isteyeceği son şeydi. Ancak Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin üyelerinden biri ve Weimar Cumhuriyeti’ne bağlı olan Brunswick Devleti’nin İçişleri Bakanı, Adolf Hitler’i Weimar Cumhuriyeti’nin eyaleti ve başkenti olan Berlin Şehri’ndeki Brunswick Elçiliği’ne Ataşe tayin etti. Bu manevranın ardından Adolf Hitler Brunswick Devleti vatandaşı ve dolaylı olarak Weimar Cumhuriyeti vatandaşı oldu böylece 13 Mart 1932 tarihinde yapılacak olan Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmaya hak kazandı. Büyük bir sinerjiyle seçim çalışmalarına başlayan Adolf Hitler’in başkanı olduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi 1930’a gelindiğinde Alman demokrasisinin en eski siyasî partisi olan Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (Sozialdemokratischepartei Deutschlands; SDPD) ardından en çok oy alan ikinci siyasî parti oldu. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi en çok Protestan Hristiyanlardan, kırsal kesimden, orta ve üst sınıftan oylarını topluyordu.
Adolf Hitler’in Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üç tane rakibi bulunuyordu; 1925 tarihinden beri Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan bağımsız aday Paul von Hindenburg, Almanya Komünist Partisi (Kommunistischepartei Deutschlands; KPD) Başkanı Ernst Thälmann, Alman Ulusal Halk Partisi (Deutschnationale Volkspartei; DNVP, Stahlhelm) Başkanı Theodor Duesterberg. Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunda Adolf Hitler 11.339.446 oy aldı, bu sayı yüzdelik dilimle ifade edildiği zaman %30,1’e tekabül ediyordu. En güçlü rakibi olan bağımsız aday Paul von Hindenburg ise 18.651.497 oy aldı, bu sayı yüzdelik dilimle ifade edildiği zaman %49,6’ya tekabül ediyordu. %50’yi geçen hiçbir aday olmadığı için Weimar Cumhuriyeti Anayasası gereği siyasî seçimler ikinci tura kaldı. Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci ayağı 10 Nisan 1932 tarihinde gerçekleşti. Adolf Hitler bu turda 13.418.574 oy aldı, bu sayı yüzdelik dilimle ifade edildiği zaman %36,8’ denk geldi. Bağımsız aday Paul von Hindenburg ise 19.359.983 oy alınca %53’lük bir oran elde etti ve tekrar Weimar Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı seçildi, Adolf Hitler ikinci olarak ayrılarak bu seçimlerde yüzü gülmedi.
31 Temmuz 1932 tarihinde Nasyonal Sosyalist Parti üçüncü kez genel seçimlere katıldı. Weimar Cumhuriyeti Genel Seçimleri’nin ardından 13.467.486 oy alan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, Reichstag’da (Alman Parlamento Binası) en çok koltuk sayısına sahip siyasî parti oldu ancak hâlâ tek başına hükümet oluşturabilen bir siyasî parti çıkamadı. 27 Şubat 1933 akşamında Reichstag’da yangın başladı. Bu yangının Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin paramiliter bir grubu ve bir nevi ‘Gizli Polis Örgütü’ olan Gestapo’nun başlattığına dair iddialar ortaya atıldı ancak Weimar Cumhuriyeti Polis Teşkilatı soruşturmayı Komünistlerin üstünde yoğunlaştırdı. Soruşturma sonucunda kundakçı şahısın Almanya Komünist Partisi’nin eski üyelerinden biri olduğu ortaya çıkınca Weimar Cumhuriyeti’nde Komünist azınlığın iç savaş çıkarma konusunda rahatsızlıklar ortaya çıktı. Ardından 1933 yılında Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Adolf Hitler’i istikrarlı bir hükûmet kurması amacıyla Katolik Hristiyan bir oluşum olan Merkez Partisi (Zentrumspartei; ZP) ile koalisyon yaptırarak Şansölye (Alman başbakanlarına verilen unvan) olarak atadı. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, Merkez Partisi ile iyi anlaşamadı ancak Alman Ulusal Halk Partisi’nin desteğini aldı. Bu olayın üstüne Weimar Cumhuriyeti Şansölyesi Adolf Hitler, Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’a Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ve Alman Ulusal Halk Partisi dışındaki bütün siyasî partilerin seçim çalışmalarını durdurmasını öngören bir bildiri imzalattı.
Weimar Cumhuriyeti Şansölyesi Adolf Hitler’in kararıyla 5 Mart 1933 tarihinde ülke genel seçimlere gitti. Bu siyasî seçimlerin ardından Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi %44 oy oranına erişerek nihayetinde meclisteki çoğunluğu sağladı. Alman halkının Adolf Hitler’e ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne bu kadar güvenmesinin tonlarca sebebi vardı; 1929 yılında dünya geneli bir ekonomik bunalım olan Büyük Buhran’dan Alman halkını kurtaracağına dair vaatler, Alman toplumu için utanç kaynağı olan Versailles Antlaşması’nı geçersiz bırakacağına dair fikirler, etnik milliyetçilik ve Nasyonal Sosyalizm üzerinde toplum üzerinde ikna yöntemiyle kurduğu hegemonya, Alman toplumunun Birinci Dünya Savaşı’nın ardından içinde oluşturduğu intikam dürtüsünün Adolf Hitler’den ve onun demagogluğundan tatmin olması…
Siyasî seçimlerin hemen ardından Reichstag’dan bir kanun çıkarıldı; Yetki Kanunu. Yetki Kanunu’na göre Reichstag yetkilerini dört yıllığına kabineye devredecekti. Böylece tüm ülkenin hükümdarlık yetkisi Weimar Cumhuriyeti Şansölyesi Adolf Hitler’in kurduğu hükûmette olacaktı. Ancak bu kanun tasarısının onaydan geçmesi için mecliste üçte iki oranında bir orana sahip olunması gerekiyordu. Oylamanın yapılacağı gün Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne bağlı paramiliter bir güç olan Sturmabteilung (SA; ya da halk arasında; Kahverengi Gömlekliler) meclisi sabote etti, Komünist ve muhalif siyasî parti üyelerini zor kullanarak Reichstag’a almadı. Böylece Yetki Kanunu minimum muhalefetle oylamadan olumlu sonuç aldı. 23 Mart 1933 tarihinde ise Halkta Ve İmparatorlukta Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yasa (Gesetz Zur Behebung Der Not Von Volk Und Reich) adındaki yetki tasarısı kabul edildi, böylece Weimar Cumhuriyeti’nde Parlamenter Demokrasi sona ermiş oldu; Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Alman ulusunun meşru temsilcisi olan siyasî parti oldu, artık hiç bir Demokratik seçim yapılmayacaktı.
Weimar Cumhuriyeti Şansölyesi Adolf Hitler, Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’u parlamentodan lehine çıkarttığı yasalarla etkisiz hale getirdi. Bütün siyasî partiler yasaklandı ve kapatıldı. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Weimar Cumhuriyeti’nin tek siyasî partisi oldu. 2 Ağustos 1934 tarihinde Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg vefat etmesinin ardından Adolf Hitler boşalan Weimar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğunu da üstlendi. Bu durumu Alman milletinin onayına sunması içinde referandum yaptı; Volksabstimmung Über Das Staat Des Deutschen Reichs. 38.394.848 ‘Evet’ oyu çıkarak yüzdelik dilimin %89,93’ü oluştu. Adolf Hitler bütün siyasî yetkiyi Alman halkının onayıyla elinde topladı. Weimar Cumhuriyeti’ni feshederek Üçüncü Reich’ı resmen ilan etti ve Alman İmparatoru oldu ve meşhur ‘Führer’ unvanını aldı. Bu tarihten sonra Nasyonal Sosyalizm kanatlarını artık sadece Alman topraklarına değil bütün Avrupa Kıt’ası’na ve dünyaya açacaktı.

Yararlanılan Kaynaklar

Adolf Hitler, Kavgam, Sonsuz Yayınları, İstanbul, 2016.
Atakan Büyükdağ, Hitler’e Sordunuz Mu?, Gece Kitaplığı, 14. Baskı, İstanbul, 2016.
Aytunç Altındal, Bilinmeyen Hitler, İstanbul, 2000.
William L. Shirer, The Rise And Fall Of The Third Reich, New York, 1960.
William L. Shirer, The Rise And Fall Of Adolf Hitler, New York, 1961.
Detlef Berghorn, Essential Visual History Of The World, Peter Delius Verlag, Berlin, 2007.
Markus, Hattstein, Essential Visual History Of The World, Peter Delius Verlag, Berlin, 2007.
Isai Symens, Mystiek Antisemitisme – Waar Sprookjes en Watenschap elkaar ontmoeten, North Charleston.
Nicholas Goodrick-Clarke, Nicholas, The Occult Roots of Nazism: Secret Aryan Cults and Their Influence on Nazi Ideology, 1985.

Leave a reply:

Your email address will not be published.