Kategori: Diğer

32 ) CASUS : HAİN Mİ, KAHRAMAN MI ?

   Çok güzel iri yeşil gözleri olan kadın, tedirgin bir tavırla çevresini kontrol ettikten sonra büyük kiliseye girdi ve biraz sonra da bir günah çıkartma hücresinin içinde günahlarını veya günah kabul ettiklerini anlatmaya başladı.. Yandaki bölümde ise ne yazık ki papaz efendi değil, yerine geçen bir Gestapo ajanı bulunuyor ve elindeki küçük deftere not alıp duruyordu !.. Biraz sonra kadın iç huzuruyla dışarı çıktığı zaman, uzun siyah deri pardesülü, Alman gizli polisinin kucağına düşüyordu… Önce polis merkezinde sorgulama, işkence ; sonra büyük, soğuk bir binanın avlusunda bir idam mangasının karşısında, bir duvara sırtını vermiş durumda görüyoruz güzel yeşil gözlü genç ... Read more

M A D D İ B Ü H A L !…

        2. Abdülhamid herkesten ve her şeyden kuşku duyardı. Kısacası vesveseli bir tipti.. Sarayında bile sıradan muhafızlara güvenememiş ve kendisine yeni bir muhafız alayı kurdurmuştu. “Karakeçili Alayı” denilen bu alaydaki askerler ; Söğüt, Bilecik ve Eskişehir yörelerinde ikamet eden ; mertlikleri, cesaretleri ve dürüstlükleriyle tanınan Karakeçili Aşiretindendi. Osmanlı soyunun da bu aşiretten geldiğini savunan padişah, onlara “hemşehrilerim” diye hitap ediyordu…Onlara o kadar güveniyordu ki, her gece yatak odasının kapısının önünde bile bu askerlerden birisi nöbet tutardı..   Yatak odasında ise, genellikle yatmadan önce polisiye öyküler okumaya bayılırdı Hünkar.. Kuşkucu olduğu için mi seviyordu bu türü, yoksa polisiye öykü ve ... Read more

52) HAFTA SONU “GÖZ”LEMESİ !..

       Gözler.. Siyah, kahverengi, ela, yeşil, hareli, mavi, lacivert, bal rengi gözler… Ruhun ve kalbin dünyaya açılan penceresi.. Karşımızdaki insanlarla kurulan ruh köprüsünün bir ayağı, duygu geçidi..   “Gözler kalbin aynasıdır” derler, bence çok doğru.. Gözlerini kaçırarak konuşan ve eli gevşekçe sıkanları hiç sevmem. Bir de gevşekçe sıktığı yetmiyormuş gibi, farketmeden elini üstüne başına silen de vardır !..    “Senin en güzel yerin, kahverengi gözlerin” diye bir şarkı mırıldanırdı anneannem.. Görme şansı bulamadığım dedemin gözleri kahverengi miydi acaba ?.. Benim de çocukluğumda ve gençliğimde dinlediğim, sözleri dilime takılan parçalar vardı. Örneğin ilk aklıma gelen “Reflection in a Golden Eye” ... Read more

51) BEYOĞLU’NDA GEZERSİN, GÖZLERİNİ SÜZERSİN !..

       Gerard de Nerval, 1843 yazında İstanbul’a geldiğinde, bir yüzü İstiklal Caddesi’ne, bir yüzü de Tepebaşı’na bakan bir kahve saptamıştır. Mevsim dolayısıyla yola masalar da atılmış olduğundan, Nerval burasını Paris’in Champs-Elysées Bulvarı’ndaki kibar kahvelere benzetmiştir.   Beyoğlu’nun bütün zenginleri buradadır. Dondurma yenir, limonata, sütlü kahve içilir. Leylekler masa masa dolaşır, müşterilerin kendilerine şeker ve bisküvi şöleni çekmesini bekler. Kahvede Osmanlı’nın Fransızca yayınlanan bütün gazeteleri vardır : “Journal de Constantinople”, “Echo de Smyrne”, “Portofolıo Maltese”, “Courrier d’Athénes”, “Monıteur Ottoman”….       Beyoğlu’ndaki bir başka kahveden ise, 1852 yılında Türkiye’ye gelen Théophile Gautıer bahseder. Bu kahve, Tünelbaşı’ndaki Mevlevi tekkesinin karşısındadır. Kahvenin duvarları ... Read more

49) AMERİKA’NIN “KEŞİF BEDELİ” !..

         Üç tane yelkenli gemi, uzun zamandır esmeyen ve tayfaları neredeyse isyana sürükleyen rüzgarsız bir havadan sonra, şimdi güçlü esen bir rüzgarı ardına almış Atlantik Okyanusu’nun lacivert sularını yararak ilerlemektedir. En önde giden geminin adı “Pinta”dır. Adını Armatör Pinto’dan almaktadır. Uzunluğu yirmi iki metre, genişliği yedi metre olan geminin kaptanı  Alonsa Pinson’dur.   En arkadan gelmekte olanın adı  “Santa Clara” dır ama gemiciler ona “Nina” demektedirler çünkü gemi, Nino di Palos ailesinindir. Kaptanı Vincente Yanez Pinzon’dur. Bunun uzunluğu yirmi metre, genişliği ise yedi metredir.    Ortadaki gemi aslında en güçlüleridir ama sürati diğerlerine göre daha azdır.Uzunluğu otuz metrenin biraz ... Read more

48) BABALAR VE ÇOCUKLAR !…

         Babalar Günü… “Her zaman Anneler Gününün gölgesinde kalan bir tüketim ekonomisi icadı olup..” diyerek sizi baymayacağım merak etmeyin !.. Ama gerçekten de öyle değil midir ? Kıdem yönünden de ast durumundadır… Gerek kutlanmaya başlandığı tarih, gerekse kutlanma tarihinde sona kalmasıyla da…   Şimdi şöyle bir düşünün :   Anadolu-Anayasa-Anadil-Ana vatan (Anayurt)-Ana yol (ana cadde)-Ana çizgi-Ana fikir-Ana mal-Ana kapı- Ana kraliçe-Ana kucağı-Ana kuzusu-Ana motif-Ana muhalefet-Ana damar-Ana yapı-Ana yüreği-Anadan doğma-Anasının kızı-Anasının nikahını istemek..   Arada biraz kötü olanları da var tabii ;   Ananın örekesi-Anasını ağlatmak-Anasını eşek arısı kovalasın-Anasını satayım !.. gibi…     Bir de baba ile ilgili olanlara bakalım ;   Baba (iskele ... Read more

82)HEM SUÇLU,HEM GÜÇLÜ !..(BÖLÜM 2)

   Birinci bölümde bahsettiğim gibi, Vanunu on sekiz yıl hapis yattıktan sonra çıkmıştı ama, aynı suçtan yani casusluktan hüküm giyen Jonathan Pollard ise 21 Kasım 1985 tarihinden bu yana ABD’de, Kuzey Carolina’da Bulmer Hapishanesinde yatmakta ; çünkü cezası müebbet hapis..    1954 doğumlu Pollard, ABD Deniz Kuvvetleri Soruşturma Servisi Anti Terör Uyarı Merkezi’ de (NIS), istihbarat analisti idi… Karıştığı casusluk operasyonu, Başbakan Ariel Sharon’un istihbarat danışmanı Rafael Eitan’ın emirleriyle yürütüldü.   Pollard, 1980’lerin ortalarından itibaren çalıştığı bölümden, Pentagon’dan bir milyonu aşkın belge çaldı ve bunları Albay Avrem Sella aracılığıyla İsrail’e ulaştırdı. Bir ara Paris’e giderek Eitan ve Sella ile görüştü..   ABD’de İsrail ... Read more

78) İKİNCİ ADAM !…

   Mustafa Kemal ayrıntılarla uğraşmayı pek sevmezdi. Yalnızca dış politikaya devamlı bir ilgi göstermiştir. Bunun dışında hükumet İsmet Paşa’ya, Ordu Fevzi Paşa’ya emanet idi…    1923 yılında İsmet Paşa’yı seçmesinin nedenleri şunlardır : Mustafa Kemal’e karşı özel bir rakiplik duygusu taşımaması, onun otoritesine kesin gereksinimi olması, son derece çalışkan ve ciddi bir hükumet adamı olması ve onun devrim davasına en az onun kadar inanmış olması..   Arkasında desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Atatürk gibi bir irade olmasaydı, zorlu görevleri başarabilmesi mümkün olmayabilirdi..   Atatürk’ün cumhurbaşkanı olarak aldığı maaşların miktarlarıyla aylık gelirini nerelerde kullandığına göz atmak İnönü ile yakın ilişkilerine ışık tutuyor : Atatürk ... Read more

73)HENÜZ OKUMAYANLAR İÇİN,CARLOS RUIZ ZAFON…

   Son on gün içinde okuduğum kitaplardan biri Carlos Ruız Zafon adlı bir İspanyol yazarın “Meleğin Oyunu” adlı kitabıydı. Bu yazarla ilk olarak 2005 Şubat ayında çıkan “Rüzgarın Gölgesi” adlı  kitabıyla tanışmış ve çok etkilenmiştim.    1964 Barcelona doğumlu yazar, ilk romanı “The Prince of the Mist” ‘in yayımlandığı 1993 yılından bu yana Los Angeles’ta yaşamakta.. Çok fazla sayıda kitap okumuş olduğu, yazdığı kitapların neredeyse her satırında belli oluyor..   “Rüzgarın Gölgesi”nin 2. sayfasındaki şu bölüm beni hemen esir almıştı :   “O Haziran sabahı günün ilk ışıklarıyla çığlık atarak uyandım. Kalbim göğüs kafesimde gümbür gümbür atıyor, ruhum kafesinden kaçmaya çalışan bir ... Read more

70) RÜŞVET

Rüşvet… Tarihin en eski olgularından birisi.. Toplumun en alt ve en küçük birimlerinden en üsttekilere kadar binlerce yıldır alınmış, verilmiş.. Bazen belgesi de olmuş. Özal dönemi iş adamlarından Selim Edes’in bir banka genel müdürüne, “rüşvetin de belgesi mi olur p.z.v.k..” demesine rağmen… En küçük birim olan aileyi ele alalım örneğin. Arası şekerrenk olan bir karı kocayı düşünün.. Akşam işinden dönen kocanın eve elinde bir demet çiçekle girdiğinde düzelmeye başlayan ilişki, yemekten önce verilen bir takı ile tamamen normale dönüşmüştür.. Şimdi, adamın verdiği bir tür rüşvet değil de nedir ? Ters davranışlarını değiştirip tekrar “ideal eş” konumuna giren kadın da rüşveti ... Read more