Atatürk ve Kitaplar

Atatürk’ün okuduğu romanlara ait ilk bilgiye ; Ruşen Eşref (Ünaydın)’in 1918 yılında “Yeni Mecmua”nın “Çanakkale Özel Sayısı”nda yayımlanan “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat” röportajında rastlıyoruz. Ünaydın, Mustafa Kemal’in Şişli’deki evinde yaptığı röportajda, çalışma odasını ve bu odada gördüğü kitapları şöyle anlatır: “..Yalnız kaldığım sürece odayı izledim. Duvarlarda hep asker resimleri, Balkan ve Trablus Muharebelerinin anıları asılıydı. Yazıhanesi üzerinde, bir Çerkez kamasının yanı başında Balzac’ın ‘Colonel Charbet’i, Maupassant’ın ‘Boule de Suif’i, Lavedan’ın ‘Servir’i duruyordu. Şüphe yok ki Paşa, sakin anlarının boşluğunu edebiyatla dolduruyor.”

Atatürk, yaşamı boyunca, fırsat bulduğu heran, hemen her konuda binlerce kitap okumuş gerçek bir entelektüeldir aynı zamanda.

Türk dili üzerine okuduğu onlarca kitaptan bazıları şunlardır:  B.Carra de Vaux – “Etrüsk Dili”, Leonard Wolley – “Sümerler”, V.V.Radlov – “Türk Lehçeleri Sözlüğü”, E. Pekarsky – “Yakut Sözlüğü”.

Siirt Milletvekili Mahmut Bey’in günlük notlarından öğrendiklerimiz ise şunlar: “21 Ağustos 1922-Akhisar. Düşmanda bir hassasiyet var. Bizim tarafta fevkalade bir hareket, bir şey olduğunu hissetmiş gibi. Temenni edelim ki asıl hedefi keşfetmemiş olsun. İki gündür Paşa, ‘Çalıkuşu’nu okuyor. Öyle beğendi ve sevdi ki. Büyük hareketlerin arifesinde böyle bir şey okumak da çok dinlendirici.”

“22 Ağustos 1922-Akhisar. Bugün de buradayız. Paşa, daireden çıkmadı. Akşama kadar ‘Çalıkuşu’nu okudu. Çok memnun oldu ve takdir etti.”

Çağdaş Türk şairlerinden birçoğunu da okumuştur. Servet-i Fünun koleksiyonunu da dikkatle okuduğu yakınlarınca anlatılır. Bu ciltlerden birine kırmızı kalemle şu kanısını belirtmiştir: “Servet-i Fünun edebiyatının en lirik şairi Hüseyin Siret (Özsever)’ dir.”

Resmi kayıtlara göre Atatürk’ün kütüphanesinde 4.280 kitap var. Bu kitapların 2.280’i Anıtkabir’de, 1.900 kitap ise Çankaya Köşkü Atatürk Kitaplığı’nda korunuyor. Geriye kalan 100 kitap ise İstanbul Üniversitesi  ve Sofya’daki Türk Büyükelçiliği’nde bulunuyor .Böylelikle, bu güzel mirasın halka ulaşması da engellenmiş oluyor.

Oysa kitaplar Atatürk’e yaraşır bir kütüphanede toplanabilse, dijital ortama aktarılabilse, tıpkı basımları yapılıp halka açılabilse, Ata’nın bu kitapların kenarına düştüğü notlar, altını çizdiği satırlar ve bu kitaplara ait, bir not defterine (ATASE’de saklanıyor ) yazdığı yazılar da aynı kütüphane içinde sergilenebilse, işte o zaman Cumhuriyet’in esin kaynaklarına ulaşabileceğiz..
Atatürk, kitaplarda okuduğu cümlelerin altını bazen kırmızı, bazen de mavi kalemle çizmiştir. Kırmızı kalemle çizdikleri, fikri kuvvetli bulduğuna ve kendisinin de bu fikre katıldığını gösterirdi. Bir de, dikkatini çeken cümlelerin altına özel işaretler koymuştur: “xx”: Önemli , “xxx”: Çok Önemli, “Müh”: Mühim, “Ç.Müh”: Çok Mühim, “D”: Dikkat, “?”: Belirtilen fikri kabul etmediğini ya da şüpheli gördüğünü belirtir.

Atatürk’ün kütüphanesi Çankaya’daki eski köşkünde, kahverengi ve bir kısmı camlı dolaplı, köşe odada idi. Güzel ciltli bu kitaplar askerlik, hukuk, tarih ve edebiyat konularına ait idi. 1929-30 yılından sonra büyük miktarda ve bilhassa Fransızca basılmış tarih kitaplarının getirilmesiyle bu odadaki yerler yeterli gelmemiş ve ona bitişik, “Kule Odası” denilen yere siyah-beyaz çizgili meşeden bir ikinci kütüphane ve çalışma masası eklenmişti.

Yeni Pembe Köşk yapılacağı zaman Atatürk’ün mimardan istediği bilhassa şu olmuştu: Çok geniş bir kütüphane ve üzerinde haritaların açılıp tetkikler yapılabilmesi mümkün bir masanın bulunacağı ferah bir yer ve çok miktarda kitap koyma yerleri.

Resmi kaynaklarda adı pek geçmez ama, Atatürk’e neler okuması gerektiğini ilk öğreten ya da ona ilk olarak yol gösteren kişi, liseden sınıf arkadaşı olan Ömer Naci’dir.

Ömer Naci şairdir. Askeri İdadi’de yatılı okurken Mustafa Kemal’e gelip okuyacak kitap istemiş, onun verdiği kitapları görünce hiçbirini beğenmemiş ve bunlar yerine başka kitaplar okumasını önermiştir. Atatürk anılarında, “Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğunu o zaman öğrendim. Şiir bana cazip göründü.” diyecektir.

Namık Kemal’le, “hürriyet” ideali ile ve ihtilalci fikirlerle o kitaplar sayesinde tanışır. Henüz 15-16 yaşlarında, Osmanlı İmparatorluğu’ nun son zamanlarına tanık olmaktadır ve uzunca bir süre okumaya fırsat bile  bulamayacaktır.

Atatürk’ün günlüğü incelendiğinde, onun düşünce dünyasında dönüşüm yaratan asıl kitapları, 1916 yılında Doğu cephesinde okuduğu anlaşılır. Artık 35 yaşındadır ve genç yaşta Paşa olmuştur. Bitlis’te gündüzleri cephededir, geceleri ise çadır ışığında, öksürük nöbetleri içinde kitap okur.

Bu kitaplar arasında Alphonse Daudet’nin “Paris Adetleri” adlı aşk romanı da vardır, Mehmet Emin’in “Türkçe Şiirler”i de. Her biri ayrı bir iz bırakır üzerinde. Örneğin iki aşk arasında sıkışmış bir kadının özgürlük tutkusunu anlatan “Paris Adetleri”ni 19 Kasım 1916 günü bitirir. Üç gün sonra Bitlis’ten Silvan’a dönerken yolda Kurmay Başkanı olan İzzettin Yarbay’la (Çalışlar) “kadınlara özgürlük verilmesi, örtünmenin kaldırılması” konularında sohbet eder.
Kadınların sokağa bile çıkmadıkları bu uzak Anadolu köşesindeki sohbette ” kadınlarla bir arada bulunmanın erkeklerin ahlakı, duygu ve düşünceleri üzerinde yapacağı olumlu etkiden” bahsedilir.

Auguste Comte ve pozitivitizmle tanışmıştır artık.Dini ideolojiye karşı fen bilimlerinin yükselişinin farkına varmış, “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir” inancının temelleri de bu şekilde atılmıştır.

Mustafa Kemal’in 1923’e kadar olan düşünce serüveni üç aşamadan geçer. İlk aşama “hürriyet” fikriyle donandığı 20’li, 30’lu yaşlarıdır. 1920’lere doğru, zihninde “milli hakimiyet” fikri filizlenir.Ve nihayet Ankara’ya  geldiğinde de “cumhuriyet” fikri olgunlaşır.
Üç yıllık bu son dönemde okuduğu kitaplar ve o kitapların Mustafa Kemal üzerindeki etkisi özellikle incelenmeye değerdir.

O dönem Atatürk’ün başucu kitaplarından biri J. J. Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” adlı kitabıdır. Fransız devrimine de kaynaklık etmiş olan bu kitap 1756’da basıldığı halde, Türkçe’ye çevrilmesi 150 yıl sonra olabilmiştir !.  Çankaya Köşkü Atatürk Kitaplığı’nda bulunan bu kitabın 156. sayfasında Atatürk’ün “müh” yani “mühimdir” işareti vardır. Altı çizili olan satırlarda şu iki cümle yazılıdır: “Egemenlik gücü basit ve tektir. Bu gücü bölmek, onu yok etmek demektir.”

İlk Meclis’te, savaşı yönetebilmek için bütün yetkileri kendisinde toplamaya çalışan Başkumandan’ın, bu satırları neden “mühim” bulduğu da böylece anlaşılıyor.Nitekim Mustafa Kemal Meclis’te olağanüstü yetkilerle donatılmasına itiraz eden ve “kuvvetler ayrılığı” ilkesini savunan muhalefete karşı, “egemenlik gücünün bölünemeyeceği” temasını sık sık kullanacaktır.

Aynı kitabın 169. sayfasında altını çizdiği satırlarda şunlar yazmaktadır: “Bir hükumetin kurulması için gerekli olan fiil, karmadır ; iki ayrı fiilden meydana gelmiştir: Kanun yapma ve onu uygulama fiili.” Şimdi de Mustafa Kemal’in 1921 yılı Aralık ayında yaptığı Meclis konuşmasına dikkat edelim: “Beyler, sorarım size, bir hükumetin kurulması için gerekli olan fiil nedir ? İzninizle tekrar edeyim: Bu fiil, kanun yapmadan ve kanunu uygulamadan oluşan karma bir fiildir.”

Aslında Atatürk Kitaplığı’ndaki her kitabın ve bu kitaplarda altı çizilen her satırın ayrı bir öyküsü vardır. Bunlardan biri de İsmail Hakkı Babanzade’nin “Hukuk-u Esasiyye”sinde (Temel Haklar) yer alıyor. Gazi’nin 1923 yılında, Cumhuriyet ilan edilmeden önce okuduğu bu kitabın 119. sayfasında Montesquieu’den bir alıntı yapılmış. Altı çizili satırlarda şunlar yer almakta: ” Cumhuriyet ve demokrasileri yaşatan genel kural, siyasi fazilettir.”  Bugün ülkenin dört bir yanına asılı “Cumhuriyet Fazilettir” sözünü de herhalde bu alıntıya borçluyuz. Bu kitapta Atatürk’ün el yazısıyla düştüğü küçük bir not daha var ; not değil de bir hesap bu..Kitabın kenarına eski Türkçe olarak alt alta “1923” ve “1789” sayıları yazılıp çıkarma işlemi yapılmış. Sonuna da “134 yıl önce” notu düşülmüş. Bu küçük hesap, Türk devriminin, Fransızlarınkine göre, 134 yıl geciktiğini belgeliyor.

Hep okuduklarından bahsettik, bir de yazdığından bahsedelim. 1936-37’de, Dolmabahçe Sarayı’nda yazdığı bir geometri kitabı bu: “Geometri Öğretmenlerine Kılavuz”. 1937 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Devlet Matbaası’nda bastırıldı. Yazarın adı ise belirtilmedi.
Atatürk’ün en son okuduğu neydi?

15 Ekim 1938.Günlerden cumartesi. Atatürk o gün kendisini iyi hissetmektedir. Profesör Afet İnan’ı çağırıp Tarih Kurumu çalışmaları hakkında bilgi ister. Kendisine sunulan belgeleri dinledikten sonra Tarih Kurumu tarafından çıkarılmakta olan “Belleten”‘i görmek istiyor.
İşte, Atatürk’ün en son gördüğü ve okuduğu yapıt, Belleten’in 5/6 sayılı nüshasıdır.

(Can Dündar yazılarından ve Atatürk Araştırma Merkezi Dergisinden alıntılar yapılmıştır.)

 

 

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.