86) “ENSTİTÜ” NÜN UÇAK HIRSIZLIĞI !..

   Mart 1963’de Başkan Isser Harel’in emekliye ayrılmasından sonra, çalışanlarının “Enstitü” adını taktıkları Mossad’ın başına Meir Amit geçti.
  
   Kısa bir süre sonra, adının “Salman” olduğunu söyleyen bir adam Paris’teki İsrail Büyükelçiliği’ne gelerek bir milyon Amerikan doları karşılığında, o zamanlar dünyanın en korkunç silahı olarak bilinen, Sovyetler Birliği yapımı MİG-21 uçağının bir örneğini kendilerine sağlayacağını söyledi !..

   Salman, İsrailli diplomatın şaşkın bakışları altında teklifini şöyle tamamladı : “Birini Bağdat’a gönderin, şu numarayı arayın ve Joseph’i isteyin. Bu arada bir milyon doları da hazırlayın !..”
   Diplomat, raporunu bölgedeki “katsa” ya, o da Salman’ın verdiği telefon numarasıyla birlikte raporunu Tel-Aviv’e gönderdi..
   Yakıt kapasitesi, yüksek irtifası, hızı, silahları ve servis süresiyle bir efsane olan ve Arap dünyasının elindeki en büyük koz durumundaki bu uçağı ele geçirmek yeni Başkan Meir Amit’in rüyalarına giriyordu, hatta hiç aklından çıkmıyordu…
   Bu iş, sonunda kaybetmek riskinin daha fazla olduğu bir kumardı ama Amit sonunda işe girişti.. Önce pasaportunda yazan isim kadar İngiliz olan birini seçti : George Bacon. Hastanelere röntgen cihazı satan Londra merkezli bir şirketin satış müdürü olarak Bağdat’a gidecekti..
   Bacon, yanında çok sayıda örnek ekipmanla birlikte bir Irak Havayolları uçağında Bağdat’a indi ve çok sayıda satış yaparak görevine başladı. İkinci haftanın başında, verilen numarayı ankesörlü telefondan aradı. Bir yandan da Irak gizli servisi tarafından yakalanabileceği korkusunu içinde taşıyordu.
   Telefona çıkan önce Farsça konuştu. Bacon İngilizce olarak yanlış numara olduğunu söyleyip özür dileyerek telefonu kapatmak üzereyken karşıdaki bu defa İngilizce olarak arayanın kim olduğunu sordu. Joseph’in bir arkadaşı olduğunu söyleyince biraz beklemesini istediler. Sonra, karşı taraftan oldukça kültürlü bir ses Joseph olduğunu söyledi ve ona Paris’i bilip bilmediğini sordu. Bağlantı tamamdı !..
   Ertesi gün öğle vakti Bağdat’taki kafeteryalardan birinde buluştular. Joseph, beyaz saçlı, yüzü çizgilerle dolu bir adamdı… Salman’ın Paris’te yaşayan yeğeni olduğunu, eğer MİG-21 için geldiyse bunun onlara bir milyon dolara patlayacağını söyledi. Daha fazla uzatmayarak ertesi gün Fırat Nehri kıyısındaki bir parkta buluşmak üzere sözleştiler..
   Ertesi gün Joseph’in öyküsünü dinledi. Yoksul bir Iraklı Yahudi ailesindendi. Zengin bir Maruni Hıristiyan ailesinin yanında otuz yıl sadık bir şekilde hizmet verdikten sonra, haksız yere, yiyecek çalmakla suçlanarak işten atılmıştı. Ellinci yaş gününde, kendini beş parasız sokakta bulmuştu. Sadece cüzi bir emekli maaşıyla.. Dul kız kardeşinin oğlu Mumin Irak Hava Kuvvetlerinde pilottu. Kızkardeşi Manu da zaten İsrail’e gitmek istiyordu. Mumin akşam yemeklerinde, komutanının nasıl hava attığını, İsrail’in bu uçaklardan birini ele geçirmek için ne paralar ödeyebileceğinden bahsediyordu. “Belki bir milyon dolar bile ödeyebilirlermiş, Joseph Dayı” diyordu.. Sonunda, annesini çok seven Munir de bu işi kabul etmişti. Ama paranın yarısını peşin istiyordu. Diğer yarısı uçak kaçırıldıktan sonra ödenecekti..
   Olayı öğrenen Meir Amit, Bacon’a, Joseph hakkındaki düşüncelerini sordu ve olumlu yanıtını alınca da düşünmeye başladı. Bu para ödendiğinde geri alma olasılığı yoktu ve aslında bu işe girdiğinde kariyerini de riske atmış olacaktı.
   Başbakan Ben-Gurion ve yardımcısı Yitzhak Rabin ile görüştü. İkisi de operasyon için ‘yeşil ışık’ yakınca da harekete geçti..
   Amit, beş ekip oluşturdu. Bu arada Irak’taki tüm Mossad ağını geri çekmişti. Birinci ekip, Bağdat ile Mossad arasında iletişimi sağlayacaktı. İkinci ekip, başkandan başka kimsenin haberi olmadan Bağdat’a inecekti. Bir şey olduğu takdirde Bacon’ı ve Joseph’i ülke dışına çıkartacaklardı. Üçüncü ekip, aileye göz kulak olacaklardı. Dördüncü ekip, aileyi ülkeden çıkarma operasyonunun son aşamalarında yardımcı olacak olan Kürtlerle bağlantı kuracaktı. Beşinci ekip ise Washıngton ve Türkiye ile bağlantı kuracaktı. Hem MİG, hem de aile Türkiye’ye kaçırılacağı için onların işbirliğini sağlamak şarttı. Çünkü Iraklılar pilotlardan birinin her an için Batı’ya kaçma olasılığının farkında olduklarından, yakıt tanklarını daima yarıya kadar dolduruyorlardı.
   Joseph, sadece yakın ailesinin değil, kuzenleriyle birlikte kırk üç kişinin de kaçırılmasını istiyordu !.
   Para İsviçre’de bir hesaba yatırıldı. Joseph’in önceden İsviçre’ye giden bir akrabası bunu doğrulayınca operasyon başladı…
   Munir’in uçuşunu yapacağı günden bir gün önceki gece, Joseph ve ailesi bir konvoyla kuzeydeki serin dağlara doğru yola çıktı. Irak sınır görevlileri ses çıkarmadı çünkü halk her yaz Bağdat’ın yakıcı sıcağından kaçmak için dağlara çekilirdi.
   Dağların eteklerinde İsrail bağlantı ekibiyle Kürtler bekliyordu. Aileyi Türk Hava Kuvvetleri helikopterlerinin beklediği daha derin bölgelere götürdüler. Helikopterler radarın etki alanı altında uçarak Türkiye’ye döndü.
   Bir İsrail ajanı Munir’i arayarak kız kardeşinin sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdiğini söyledi. Ertesi sabah, 15 Ağustos 1966’da, Munir tatbikat uçuşu için havalandı. Havaalanından uzaklaşmaya başlar başlamaz, MİG’in jet motorlarını tam güç ateşledi ve Iraklılar onu düşürmek için emir bile alamadan, Türkiye sınırından geçti. ABD Phantomlarının eşiliğinde bir Türk hava üssüne indi, yakıt ikmali yaptı ve yeniden havalandı. Pilotun kulaklığına gelen mesaj, bu defa şifreli değildi : “Tebrikler, ailen güvende ve hepsi de seninle buluşmak üzere yolda..”
   Yaklaşık bir saat sonra, MİG’in tekerlekleri İsrail’in kuzeyindeki bir askeri hava üssünün pistine indi. Mossad artık dünya sahnesinde ciddi bir oyuncu halini almıştı…  

    

Leave a reply:

Your email address will not be published.