82)HEM SUÇLU,HEM GÜÇLÜ !..(BÖLÜM 2)

   Birinci bölümde bahsettiğim gibi, Vanunu on sekiz yıl hapis yattıktan sonra çıkmıştı ama, aynı suçtan yani casusluktan hüküm giyen Jonathan Pollard ise 21 Kasım 1985 tarihinden bu yana ABD’de, Kuzey Carolina’da Bulmer Hapishanesinde yatmakta ; çünkü cezası müebbet hapis..
 
   1954 doğumlu Pollard, ABD Deniz Kuvvetleri Soruşturma Servisi Anti Terör Uyarı Merkezi’ de (NIS), istihbarat analisti idi… Karıştığı casusluk operasyonu, Başbakan Ariel Sharon’un istihbarat danışmanı Rafael Eitan’ın emirleriyle yürütüldü.
   Pollard, 1980’lerin ortalarından itibaren çalıştığı bölümden, Pentagon’dan bir milyonu aşkın belge çaldı ve bunları Albay Avrem Sella aracılığıyla İsrail’e ulaştırdı. Bir ara Paris’e giderek Eitan ve Sella ile görüştü..
   ABD’de İsrail konsolosluğundan Joseph Yagur tarafından maddi açıdan besleniyordu. Geri gitmesi gerekli evrakların fotokopileri, İsrail konsolosluğu sekreteri Irit Erbin’in apartman dairesinde çekiliyordu..
   21 Kasım 1985’de Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’ne sığınmaya çalışırken yakalandı.. Dönemin ABD Başkanı Reagan, haberi duyduğunda hükumet sekreterine dönüp, “Neden bunu yapıyorlar ?” diye sormuştu..
   Gerçekten, neden böyle yapıyordu İsrail ? Daha resmi devlet oluşundan başlayarak büyük maddi ve manevi desteğini gördüğü bir ülkeye, adeta tek hamisine, istediği hemen her şeyi alabildiği halde neden böyle davranışlar sergiliyordu ?
   Yanıtı aslında çok basitti : Bu, kendi müttefiklerine bile yaptığı bir güç gösterisi alışkanlığıydı… Daha önce de çok üst düzey bazı yöneticilerin dinlenmesi olaylarına da karışmıştı … Küçük bir ülkenin, büyük bir ülkeye kendini ispat çabası, yeni bir David  ve Goliath oyunu !…
   Çalınan belgeler öylesine değerliydi ki, sanki ABD’nin güvenlik giysisi üzerinden çekilip çıkartılmış gibi olmuştu !..Bu da doğal olarak en çok CIA, FBI ve diğer ulusal güvenlik unsurlarını çok rahatsız etmişti …
   Bilgiler arasında en önemlisi Washington’daki Inslaw bilgisayar şirketindeki uzmanlar tarafından geliştirilmiş Promis yazılımının, nükleer denizaltılardaki yapay zekaya nasıl uyarlandığı ile ayrıntılardı. Promis yazılımı, çok uzun mesafelerden doğrudan vuruş yapabilmek için gerektiği gibi ileri fizik ve matematik hesaplamalarıyla bir hedefin etrafındaki savunma sistemlerini de işin içine katabiliyordu. Nükleer bir denizaltı Rusya ya da Çin kadar uzak bir hedefi bile vurabiliyordu..
   Kıbrıs ve Orta Doğu’da bulunan İngiliz-Amerikan ortak dinleme istasyonlarıyla ilgili ayrıntılar ; CIA ve MI6′ nın, Berlin duvarı yıkılmadan önce, Sovyetler Birliğive Doğu Almanya’da yürüttükleri operasyonlar …
  Orta Doğu, Sovyetler Birliği, Güney Afrika, İngiltere, Fransa ve Almanya’daki onlarca ajanını geri çekmek zorunda kalan CIA Başkanı George Tenet, Pollard’a ve dolayısıyla İsrail’e ateş püskürüyordu. Bu hiddet 1998 yılında da devam etmiş, yoğun kampanyalar sonucunda Pollard serbest bırakılacak olursa istifa edeceğini ilan etmiştir..
   ABD içindeki gücünü hiç kimsenin inkar edemeyeceği Yahudi lobisi, Yahudilerin elinde olan medya kuruluşları, hahambaşı, etkili hahamlar, yazarlar, görev başında olan veya emekli siyasiler.. Bu saydıklarım ve daha fazlası, Pollard hüküm giydiğinden beri, bıkmadan usanmadan ve dört koldan kampanya üzerine kampanya düzenliyorlar…
  
   Hapiste iken, kendisiyle birlikte yakalanıp beş yıl hapis yatan, ilk karısından boşanıp Toronto’lu bir öğretmen olan Elaine Zeits ile 1994’de evlendi..O günden beri Esther Pollard adını alan kadın, Pollard için düzenlenen kampanyaların başını çekiyor..1996 yılında Pollard’a İsrail vatandaşlığı da verildi ama nafile..
 
 
  Netanyahu 1998’de, Filistin ile yapılacak barış anlaşmasını bile Pollard olayıyla birleştirmeye çalıştığında Clinton’ın ödün vermemesi karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştı !..
 
   İsrail ve Mossad gerçeği tabii ki iki bölüme sığmayacak kadar büyük.. Elimdeki ibret verici (yayımlanmış kitaplardan tabii, bir de Echelor’u üzerimize çekmeyelim !) olayları ara sıra sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Anladığım ve gördüğüm kadarıyla sizin ilginizi de çekti..
   Bu arada bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum ; ben kesinlikle aşırı milliyetçi veya ırkçı biri değilim. Benim 1960’larda mahalle ve sınıf arkadaşlarım oldu Musevilerden.. Aklımda kalan birkaçını sayayım : Haim Nahmias, David Franco, Sabi Nahum.. Evlerine Bar Misvah törenine bile gitmiştim Haim’in… Musevi ırkına değil benim kızgınlığım, yönetici sınıfına.. Yunanlılara değil, politikacılarına… Kürtlere değil, PKK’ya… Ortalığı karıştırıcı tipler, politikacılar, bağnaz görüşlü yöneticiler olmasa bu dünya çok daha güzel olurdu..

   

Leave a reply:

Your email address will not be published.