805 ) TARİH SAVAŞLARI SEVER !..



Savaşsız dünya olabilir mi ?.. Barış sözcüğüne sahip çıkmayan yok.. İkiyüzlüler.. Sıkıldım Picasso’nun barış güvercinini reklam yapanlardan.. Barış deyip, savaşsız dünya olabileceğine inanmayanlardan.. Silah sanayisinden para kazanıp müzelerinde barış sergisi yapanlardan.. Sendikalarına toz kondurmayıp top, tank, tüfek imal eden işçilerden.. Barış adına savaştıklarını söyleyenlerden, bayraklarla geçmiş zaferleri kutlayanlardan…
Aslında “savaşa karşıyım” demek de yetmiyor !.. Silah bırakmakla, ateşkeslerle, savaşlar bitmiyor.. Mesele barışı yaşatabilmek.. Barışı, dilimizle, davranışlarımızla günbegün oluşturmak.. 
Askerlerimizi barış için savaştıklarına inandırıyoruz. Ölmeye, öldürmeye çiçeklerle yolluyoruz.. Kıbrıs çıkartmasının ve işgalinin adı “Barış Harekatı”..
Kim ki barış için savaştığını söylüyor, kendini kandırıyor, yalan söylüyor.. 
Astığım astık, kestiğim kestik diktatörlükler, kargaşa içindeki dönemlerde çaresizlik üzerine yükselmiş.. İçimize işleyen, işletilen, çaresizliğimiz olmuş düzen uğruna bizi özgürlüklerimizden vazgeçiren. Eli kulağında mı yeni dünya imparatorlukları ile diktatörlerin ?.. Ezberimizi tekrarlamakla yetinir, dünya çapında, bulaşıcı hastalığa yakalanmış gibi, “ah başımıza neler neler geldi” diye dövünmemizi, bükemediğimiz eli öpmeyi sürdürürsek, evet..
Birliktelik yerine rekabet, barış yerine savaşı, özveri yerine saldırganlığı esas kıldıkça, çocukları rekabetin erdemleriyle yarıştırdıkça, savaşı kaçınılmaz kılıyoruz demektir..
Bize “tarih” diye sunulan da savaş odaklı..

Ünlü tarihçi Edward Hallett Carr, “Tarih Nedir ?” adlı kitabında, “Tarihi tanımadan tarihçiyi tanıyın” diye uyarır..
Tarihçiyi tanımak, geçmişimize hangi aynaların tutulduğuna bakmak demek.. Tarih yarınlara, “Biz buyuz, biz buyduk” diye seslenirken ; eksik anlatıyor, yanlış anlatıyor, yalan söylüyor.. Her yerde savaş, her yerde savaşçıyı hatırlıyor.. 
İlk tarihçilerden Thukydides, Sparta ile Atina arasında çıkan Pelepones savaşlarını neden yazdığını şöyle açıklar : 
İnsan doğasına uygun olan, aynı ya da benzer olayların tekrarlanacağının bilincinde olarak, tüm açıklığıyla olup biteni anlatmak..”

    

İnsanlık kültürümüz, barışı yazmayan tarihçilerle savaş tutkunu efsanelerimizin ifadesi.. 
Savaş dönemlerinden çok barış dönemleri yaşamışız. Toplumların sulh içinde, toleranstan da öte hoşgörüyle yaşadıkları, uzun uzun dönemler.. Ama bu barış dönemlerinin adı yok !.. 
Tarihçiler savaşlara isimler vermiş. Barış onlar için “İleride güzel günler göreceğiz çocuklar” türünden bir ütopya.. Kütüphanelerin tarih bölümlerinde raflara bakın.. Tarihçiler savaş tutkunu.. Ya psikologlar ?.. “Askeri  psikoloji” diye uzmanlık alanları var.. “Barış psikolojisi ?”.. Adı yok !.. 
“Askeri tarih” diye disiplin var.. “Barış tarihi ?”.. Adı yok !..
Psikologlar, askerlerin “savaş makineleri” olmaları, ölüme ve öldürmeye hazırlanmaları için çaba harcar.. Barışçıl toplumların oluşmasında, psikolojinin rolüne, araştırmalarına, yazılarına rastlanmaz. Gayretleri çatışan taraflar arasında arabulucu olmaktan öteye gitmez.. Savaşı kaçınılmaz görürler.. 
Gerçek ise tam tersi..

Bir örnek, Japon tarihi.. 
Japon adalarının yerli halkı, sarışın ve mavi gözlü Ainuların soykırımından sonraki dönemde Japonya, beş yüz yıl boyunca, 12. yüzyıla kadar barış adası.. Ardından dört yüz yıllık kesik kesik iç savaşlar dönemi.. Sonra yine 19. yüzyılın ortalarına kadar, iki yüz elli yıllık barış.. Bugün de anayasasında savaşı yasaklayan bir ülke..
Oysa Japonya deyince aklımıza savaş kültüründen türeme samuraylar, kamikazeler, karateciler, kendocular gelir.. 
Huzur ve barış kültürünün incelikleri Chado, İkebana ve Origami’den bihaberiz. 
Savaş kültürleriyle haşır neşiriz.. 
Nazilerin, Yahudi soykırımı tekrar yaşanmasın diye duyarlılığımızı belleklerimizde taze tutar ; Yahudilerin altın çağlarını yaşadıkları Endülüs’ü tarihin dipnotlarına atarız. Beş yüz yıllık barışı mümkün kılan özellikler neydi ? Araştırmayız..
Hindistan’ın altın çağı gibi..

İngilizler 1857 katliamı ile Yeni Delhi’de son Moğol İmparatoru Bahadır Şah’ı devirene kadar Hindistan’da Müslümanlarla Hindular uzun barış dönemleri yaşadı ve Tac Mahal gibi Doğu kültürünün eşsiz örneklerini verdi.. 
Ta ki Batı sömürgeciliğinin böl-yönet anlayışı, bugün bu bölgede nükleer silahlara sahip biri Hindu diğeri Müslüman iki düşman ülke doğurana kadar..
George Orwell’ın “1984” adlı kitabında, totaliter rejim sözcüsü O’Brien, tarihin kim tarafından nasıl yazıldığının önemini şöyle vurgular :
“Geçmişi denetleyen, geleceği denetler ; günü denetleyen geçmişi..”

Leave a reply:

Your email address will not be published.