801 ) İKİ ONLARDAN, İKİ BİZDEN.. SALTANAT DÜĞÜNLERİ !…

    

Fransa Kralı 14. Louis, 1659′da henüz “Güneş Kral” değildi. 21 yaşındaydı. 5 yaşından beri annesi Kraliçe Anne d’Autriche ve bakanı Kardinal de Mazarin’in kurduğu rejimin göstermelik bir parçasıydı. Genç krala karşı ayaklanan aristokratlar yenilmiş, İspanya ile savaş sona yaklaşmıştı. Barış zamanı da gelmişti, kralın evlilik çağı da.. Ancak 14. Louis, henüz aşkın her şeyi yeneceğine inanacak kadar gençti. Mazarin’in yeğenlerinden Marie Mancini’ye âşıktı ve onunla evlenmeyi planlıyordu..
Yeğeninin kraliçe olması ihtimali, bir başka türedi bakanı baştan çıkarabilirdi ; ama Kardinal Mazarin Kralı bu saçma fikirden vazgeçirdi. Ayrılırken Marie Mancini’nin Louis’ye “Siz kralsınız ve ben gidiyorum, öyle mi !” dediği iddia edilir…
Fransa ile İspanya arasındaki barışın bir parçası da Fransa Kralı’nın İspanya Kralı’nın kızıyla evliliği olacaktı. Fransa Saray güneye, İspanyol prensesine doğru yolculuğa çıktı. M. d’Artagnan’ın komutasındaki kralın silahşörleri ve saray halkı, her yerde törenlerle karşılanıyor, her şatoda eğleniyordu. Kortej yoldayken, 2 Şubat 1660′da,  İspanya ile Pirene Barışı da sağlandı. Artık evlilik için her şey tamamdı. 8 Mayıs 1660′da Fransız saray halkı, güneydeki Saint-Jean de Luz kentine varmıştı. Burada bir ziyafette, sarayın bir oturuşta 286 jambon yediği kayıtlara geçmiş..4 Haziran 1660 günü kayınpederle damat, aralarındaki eşitliği ortaya koymak için, Bidassoa Nehri üzerindeki Sülünler Adası’nda buluştular. Beş gün sonra nikah Bayonne Piskoposu tarafından Saint-Jean Baptiste Kilisesi’nde kıyıldı. Halkın üzerine “Non leatior alter” (Kimse benim kadar mutlu değil) yazılı altınlar atıldı. Fransızlar, Marie Therese’in giydiği geniş etekle dalga geçtiler. Yeni kraliçenin ilk yaptığı iş Fransız usulü daha dar eteklere bürünmek oldu. Gerdek gecesi bu tantananın en önemli safhasıydı. Bunun, Fransa tarafından başarılması gerekiyordu !. Gerdek odasında kardinal ve piskopos tarafından kutsananlar, iki genç insan değil, Fransa ve İspanya idi.. 
Tarihçiler, yeni kraliçenin, nedimelerine “Presto, presto, que el rey me espera” (Çabuk, çabuk, kral beni bekliyor) dediğini kaydettiler. Kraliçenin “kan ter” içinde olduğu da gözlerinden kaçmadı ; yıllar önce aynı sözlerin, kralın babası evlendiğinde annesi için de yazılmış olması umurlarında değildi. 14. Louis’nin evliliğini, monarşinin sembolleri açısından inceleyen Harvard Üniversitesi’nden Amy Zenger’in dediği gibi : “Kraliçe kan ter içinde, yaşasın kral !..”

Gelin, III. Ahmed’in ilk çocuğuydu. Hakkında o kadar çok belge vardı ki, 20. yüzyılda tarihçi ve romancıların gözde kahramanlarından biri olacaktı. İlk kocası Silahdar Ali Ağa ile evlendiğinde Fatma Sultan 5 yaşındaydı. Evlilik hazırlıkları daha 1709 ocağında başladı. Padişah, 4 Mayıs’ta müstakbel damadına ferman göndererek, hatem (mühür yüzük), murassa (değerli taşlarla süslü) küpe, çift bilezik, murassa ayna, taşlı nikap (peçe), inci işlemeli ayakkabı, elmas düğmeli istefan (taç), elmaslı sorguç ve şekerlemeden oluşan nişan ağırlığını göndermesini istedi..
11 Mayıs, nişan alayı günüydü. İki gümüş nahıl (ağaç maketi) ile değerli takı ve giysiler, 120 tabla şeker ve 2 şeker bahçesinden oluşan nişan takımı saraya getirildi. Çeyiz alayı günü de çarşılar süslendi, toplar atıldı, mehter çaldı. Gelin alayını bütün İstanbullular görsün diye, suri düğünün (gösteri düğününün) Eyüp’teki Validesultan Sahilsarayı’nda yapılması uygun görülmüştü. 13 Mayıs sabahı, damadın sağdıcı ve vekili Kaptanıderya elhac İbrahim Paşa, atına binip alayla sahilsarayına geldi. O gün Silahdar Ali Ağa’ya vezirlik verildi. Asıl düğün ise 16 Mayıs’taydı. Gelin alayı (üstte), İstanbulluların hayran bakışlarının önünden arka arkaya geçti : Asesbaşı, Subaşı, Dergah-ı ali çavuşları, gedikli zaimler, , Divan-ı Hümayun haceganı, Kapıkulu bölükleri, Yeniçeri ağası, çavuşbaşı, tezkireciler, ulema, sağdıç İbrahim Paşa, vezirler, sadrazam, şeyhülislam, harem ağaları, valide sultan ve gelinin kethüdaları, nahılları taşıyan Tersane azapları, saraçlar, Darüssaade ağası ve maiyeti, en arkada da gümüş arabasındaki Fatma Sultan, mehter takımı ve harem kadınlarının bindiği 31 araba..
Kortej, Topkapı Sarayı’ndan çıkıp Haliç kıyısındaki Validesultan Sahilsarayı’na ulaştı. Padişah ve annesi Emetullah Gülnüş Sultan da saltanat kayıklarıyla denizden geldiler. Akşam sahilsarayında yenilip içildi. Yatsı namazından sonra şeyhülislamın duasıyla Damat Ali Paşa “gerdeğe girdi.” Tabii bu sembolik bir jestti. Dadısı 5 yaşındaki gelinin yanındaydı. On beş gün boyunca Veliefendi Çayırı’nda canbaz gösterileri, saray hareminde çengi oyunları, akşamları Haliç’te sallarda top ve fişek atışları devam etti..
Damat 1716′da Petervaradin Savaşı’nda şehit düşünce, karısı 12 yaşında dul kalmış oldu. Yeni koca adayı Nevşehirli İbrahim Paşa idi. Bu düğün Edirne’de Şubat 1717′de yapıldı. Karı-koca, Lale Devri’nin debdebesini yaşadılar. Bu mutluluk 1730′da sona erecek, Fatma Sultan’ın babası tahttan indirilecek, kocası öldürülecek, kendisi de mallarına el konularak Eski Saray’a gönderilecekti. Üç yıl sonra, daha 26 yaşında, ölüp gitmesine kimse şaşmamalı..

     

İngiltere Kraliçesi Victoria, 16 Ekim 1839′da dayısı Belçika Kralı Leopold’a şunları yazdı : “Kararımı verdim. Albert’e de bu sabah söyledim.. Albert, bir kusursuzluk abidesi ; beni büyük bir mutluluğun beklediğini sanıyorum.”
Bu satırların yazarı, 20 yaşında bir kızdı ama Büyük Britanya hükümdarıydı. Kuzeni Albert ise, beş parasız bir Alman prensiydi. Kraliçe, Albert hakkında İngiltere’de herkesin kendisiyle aynı fikirde olmadığını şaşkınlıkla öğrendi. Prensin “yabancılığı” hiç sempatik değildi. Ama asıl sorun, kraliçedeydi. Tahta çıktığında ülkedeki iki partiden birini yani “Whig”leri tutması, karşı taraftaki “Tory”leri kızdırmıştı. Çok sevdiği Whig Başbakanı Lord Melbourne’u, seçimi kaybetmesine rağmen iktidarda tutmuştu. Tory’ler, kraliçeye parlamentoda cevap verdiler. Ocak 1840′da İçişleri Bakanı John Russell Avam Kamarası’nda prense 50 bin sterlinlik yıllık gelir verilmesini teklif edince, kıyamet koptu. Sonradan “Aç 40’lar” olarak anılacak 1840′lar başlıyordu. Tory’ler prensin gelirini 30 bin sterline indirdiler. Kraliçe, kocasına protokolde kraliyet ailesindeki diğer erkeklerin önünde yer verilmesini istiyordu. Bu isteği de Lordlar Kamarası’nda Tory’lerin onursal lideri, Waterloo Savaşı galibi, yaşlı Wellington Dükü’nün itirazıyla karşılaştı. Victoria öfkesini günlüğüne kustu : “Zavallı, sevgili Albert ; bu sevgili Meleğe ne kadar kötü davrandılar ! Canavarlar ! Siz Tory’ler, cezanızı bulacaksınız ! İntikam, intikam ! Wellington !.”
Kraliçe intikamını Tory ailelerini düğününe çağırmayarak almak istedi. Başbakan Lord Melbourne Whig’lerin lideri olmasına rağmen itiraz etti : “Majeste, sizin bile Waterloo kahramanını düğününüze davet etmeme hakkınız yok !”
Böylece skandal önlendi. Düğün günü, önce Albert, sonra Victoria,  Buckingham Sarayı’ndan St. James Sarayı’na doğru hareket ettiler. Yol üstünde sayısız insan toplanmıştı. Tory’ler ve züppe aristokratlar prense dudak bükebilirdi ama Londralılar bu aşk hikayesinden etkilenmişti. Kraliçe, beyaz saten bir tuvalet giymiş, başına portakal çiçeklerinden bir çelenk iliştirmiş, pırlanta küpe ve kolyesini, Albert’in hediyesi safir broşunu takmıştı. St. James Kilisesi’ne önden giden Albert ise dizbağı nişanıyla göz kamaştırıyordu. Ertesi gün Victoria günlüğüne, “Oh ! Hayatımın en mutlu günüydü !” diye yazdı..

    

Kırım Savaşı başlamıştı. Tam düğün vaktiydi. Halka moral verilecekti. Gelin, Abdülmecid’in 14 yaşındaki kızı Fatma Sultan (üstte sağda), damat, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın oğlu Ali Galip Paşa idi. Düğün masrafı için, sadrazam Baltalimanı’ndaki yalısını Hazine’ye 250 bin liraya sattı ; padişah da yalıyı gelinle damada tahsis etti !.. 
Gelin Sultanın resmiyle birlikte düğün, Fransız “L’Illustration” dergisinde (2 Eylül 1854) birinci sayfadaydı (üstte solda). 
Kayıklarla taşınan çeyiz şunlardı : “Elmas, inci, sırma işlemeli sırt samuru ; pırlantalı, incili, klaptan işlemeli tırtıllı al atlas ; mavi, pembe, mor, tirşe şalaki entariler ; incili sırmalı, tırtıllı klaptanlı ipek işlemeli yatak ; yemek, kahve, hamam takımları ; zümrüt, lal işlemeli aynalar ; gümüş fincan zarfları ; yemek tepsileri, örtüler ; gümüş, porselen, kristal takımlar.. Devlet ricalinin hediyeleri 500 bin altın tutarındaydı. Çırağan ile Baltalimanı arasında halk kıyıları doldurmuş, bu görkemli alayı seyretmekteydi…”
Kardeşi Sultan Reşad’ın “Şişe gibi bir kızdı” diye güzelliğini övdüğü sultanla, Abdülmecid’in bir gün kızıp, “köstebek kılıklı herif” dediği tüy sıklet kocası mutlu olmadılar. Damat sarhoşken boğuldu, Sultanın ikinci kocası Nuri Paşa ise Taif’e sürüldü, orada delirdi..

 NTV Tarih, Nisan/2011 sayısında, AYŞE GÜR ve MİNA GÜMRÜKÇÜOĞLU’nun  yazısından derlenmiştir..   

   


Leave a reply:

Your email address will not be published.