800 ) İTTİHATÇILARIN ALMANYA – SOVYETLER BİRLİĞİ İLİŞKİSİNE KATKILARI !..

  

Birinci Dünya Savaşı’nın son dönemlerinde Osmanlı Orduları Genelkurmay Başkanlığına atanan Hans von Seeckt (üstte) bütün kurmay subay nesilleri içinde en iyi beyin olarak niteleniyordu. Seeckt 15 Haziran 1920′de Almanya Genelkurmay Başkanlığına atandı..
Versailles Antlaşması ile Alman ordusu küçültülmüş, sahip olabileceği silahlar ise alabildiğince kısıtlanmıştı. Seeckt’in başına getirildiği Alman Genelkurmayı “Truppenamt / Askeri Birlikler Merkezi” olarak isimlendirilmiş, iç düzeni koruyacak bir polis ordusu düzeyindeydi..
Seeckt’in dış politika üzerindeki görüşleri oldukça ilginçti. Batı güçlerini 1914 yangınına götüren rekabetlerinin tek bir silah çatışmasıyla sona ereceğine inanmıyor, bu anlaşmazlığın birçok safhaları olacağına inanıyordu. Ona göre, ekonomik mücadele devresi sonrasında nihai ve kesin sonuçlu silahlı çatışma gelecektir. Bu itibarla Alman siyasasının görevi, gelecek savaş için hazırlıklı olmak ve bunu en uygun şekilde yürütebileceği pozisyonları kazanmak olacaktır.
Seeckt, Rusya’yı, uluslararası mücadelenin ikinci safhası için muhtemel müttefik olarak görüyordu ve dolayısıyla da Doğu’da bir anlayış siyasetini öngörüyordu. Bolşevik ideolojisini buna engel ve sosyal düzen için açık bir tehlike olarak düşünmüyordu..

Berlin’de İttihat ve Terakki’nin ön plandaki şahsiyetleri toplanmıştır. Enver Paşa, Cemal Paşa, Bedri Bey, Azmi Bey, Talat Paşa (üstte, sağdaki resimde solda), Dr. Nazım, Dr. Bahaeddin Şakir, Dr. Rusuhi, Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve tabii ki Parvus (altta)..
(Aleksandr Parvus, Alman imparatorluk casusu ve Marksist teorisyen idi..)
İttihat ve Terakki liderleri Almanya’da başka kimliklerle gizlenerek yaşıyorlardı. Enver Paşa, “Ali Bey” kimliğini Afgan Büyükelçiliğinden sağlamıştı. Cemal Paşa ise Bosnalı “Mühendis Halid” olarak bir sahte kimlik aldı. Cemal Paşa, ayrıca, “Taş Temurof” kimliğine de sahipti..
Von Seeckt özellikle Enver Paşa’ya kolaylıklar sağlıyordu. Enver Paşa, 1919 Ağustos’unda Bolşevik liderlerinden Karl Radek’i Berlin’de yattığı hapishanede ziyaret ediyor ve Moskova ile sağladığı bu garip yakınlaşmadan, çeşitli Alman siyaset ve sanayi adamlarıyla askerler yararlanıyorlardı. Alman Kayzeri Wilhelm bile Almanya’yı terk etmişken, İttihatçıların bağımsız bir devlet yerine Almanya’ya gitmelerinin tek nedeni Parvus’tur. Radek’i bu denli ön plana çıkartan kişi de odur. Abidin Nesimi (Fatinoğlu), “Yılların İçinden” adlı kitabında şöyle yazar : “Birinci Dünya Savaşı sonlarında Talat ve Enver Paşa’nın Radek’le ilişki kurmalarında, İslam İhtilal Cemiyeti’nin kurulmasında ve benzeri hareketlerin gerçekleşmesinde Parvüs Efendi aracıdır..”
Teşkilat-ı Mahsusa artık yurt dışında “İslam İhtilal Cemiyeti” olarak örgütlenmektedir..  

 

Versailles Antlaşması, Almanya’nın sahip olabileceği orduyu küçültüyor, asker sayısını kısıyor ama daha önemlisi, sahip olabileceği silahları da sınırlıyordu.. Seeckt, anlaşmanın yasaklama koşulları içinde kalmakla birlikte, Almanya’da ordu geleneğini yaşatmanın yollarını başarıyla uygulayan bir teşkilatçı idi. Bu yollardan biri, Krupp müessesesi ile Almanya dışındaki yerlerde askeri mühimmat fabrikaları kurmak, henüz el konulmamış malzemeyi Bolşeviklere satmak, hatta Rusya’da subay eğitim merkezleri ve mühimmat fabrikaları kurmaktı..

İttihatçıların Radek’le (üstte solda) yaptığı görüşmelerden herkesin çeşitli faydaları vardı. Bunlardan yararlananların ilki, Rusya’da ihtilali gerçekleştirenlerdi. Ali Fuat Cebesoy, “Moskova Hatıraları” adlı kitabında, şöyle der :
“Rus Sovyet Hükümeti, o sıralarda Berlin’de bulunan Üçüncü Enternasyonal azalarından meşhur siyasi yazar Radek ve arkadaşları yoluyla Talat, Enver ve Cemal Paşalarla temasa geçmiş ve eski Osmanlı Devleti’nin bu üç ricali ile anlaşmak için her çareye başvurmuştu..”
Aynı görüşmelerden, Şevket Süreyya Aydemir de “Suyu Arayan Adam” adlı kitabında bahseder..
Ali Fuat Cebesoy, yukarıda adı geçen kitabında, Enver Paşa’nın konuyla ilgili kendisine anlattıklarını şöyle aktarır :
“İslam İhtilal Cemiyetine paralel olarak her Doğu ve Müslüman milletinde bir de siyasal halk şuralar (Sovyet) partisi kurmayı düşündüm. İhtilal Cemiyeti İngiliz emperyalizmi ile mücadele ederken, Halk Şuralar Partisi de bulundukları yerde yönetimi halka kadar götürecek, hem İhtilal Cemiyetini besleyecek, hem de ihtilal hareketlerini yapacaktı..”
Bolşevikler sınırlı para yardımı yapmışlar fakat onlarla anlaşma imzalamamışlardır. Bolşeviklerin, bir yandan kuşku duymakla birlikte, Enver’e değer verdikleri bellidir. Enver, Lenin tarafından da kabul edilmiştir. Rıza Nur da, “Hayat ve Hatıratım” adlı kitabında, konuyla ilgili şunları yazmıştır :
“Enver Paşa, Radek’le görüştükten sonra onun aracılığıyla Moskova’ya giderek Lenin’le buluştu. Bolşevikler Enver Paşa’yı Moskova Çayı kenarında ve Kremlin Sarayı’nın tam karşısında, mükellef, saray gibi bir yerde ağırladılar..”

Bu sıralarda Almanya’da, Alman Genelkurmayı içinde, ordunun hiçbir zaman teslim olmadığı, zafer çelenginin, “demokrasinin pis parmakları tarafından çalındığı” inancı yerleşmişti. Ünlü Alman Mareşali Erich von Ludendorff (üstte, sağda) yenilgiyi kabullenmiyor, “Sırtımızdan bıçakladılar !” diye haykırıyordu.. Bu subay zümresine göre çöküntü, siyasi ve iktisadi alanda olmuş, onlar savaş alanlarında yenilmemişlerdi. Bu yüzden de asker olarak kendilerine saygıdan bir şey kaybetmemişlerdi. Alman ordusunun ünlü isimleri Mareşal von Hindenburg (üstte, solda), General Wilhelm Groener ve General Kurt von Schleicher’i bir araya getiren etken, Bolşevizm heyulası idi. Böylece Halk Temsilcileri ile Genelkurmay’ın garip ittifakı ortaya çıkmıştı. Geçici hükümette İçişleri ve Savaş Bakanlıklarını elinde tutan Ebert, 9 Kasım’da Bolşevizm ile bir savaşta yardım alıp alamayacağını Başkomutanlığa sorduğunda olumlu cevap alıyordu.. Alman askerleri Bolşevikliği istemiyordu..
Seeckt ise bir mucizenin peşindeydi : Sovyetler Birliği ile dostluk kurmak.. Onlar da Almanya gibi, Cemiyet-i Akvam’dan atılmış bir “parya” idi. Üstelik Versailles Anlaşması’na imza koymamışlardı..

Enver Paşa Almanya’ya gidince, Bolşevik liderler arasında Parvus’la tek ilişki kesmeyen Karl Radek ile birlikte, Sovyetler’le von Seeckt ve Krupp arasındaki bağı kurmuştu. Enver ve Cemal Paşaların Afganistan, Rusya, Türkiye ve Almanya arasındaki faaliyetlerinde dayandıkları destek, bu bağdır..   
Niyazi Berkes’in, “Türkiye’de Çağdaşlaşma” adlı kitabında yazdığına göre ; Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya, “Bolşeviklerle Almanya’dan yardıma tavassut ettim” diye yazışı temelsiz bir övünme değildi. Bolşevik liderleri sırf bu yüzden Enver Paşa’yı tutmaya devam ettiler..

Mart 1921′de, yasaklanmış Alman silah endüstrisinin Sovyetler Birliği’ne transferi için görüşmeler başlar. Almanya’nın yeniden silahlanmasını teminat altına alacak olan bu endüstriye de ayrıca geniş ufuklar açılmış oluyordu. Radek, Krassin ve başka ileri gelen Sovyet liderleri Berlin’e geldiler. Seeckt de bu arada hükümet adamlarını bu davaya çekebilmek için çaba harcıyordu. 
Türkiye’de von Seeckt’in emir subayı olan Tschunke, Alman ordusu içinde, “R Şubesi”ni (R, Russland’ın simgesi) örgütledi.. General Schleicher, Sovyet siyasetçileriyle görüşmek için kendi evini tahsis etti. Bu arada Büyük Genelkurmay’ın Haberalma Dairesi’nden Nikolai ve hemen sonra da, Afganistan’da bir Alman operasyonunun lideri olan, Yarbay von Niedermayer, Reichswehr’in (İmparatorluk Ordusu) gizli temsilcileri olarak Moskova’ya gittiler. Daha sonra General Hasse birkaç kez Kızılordu kurmayını ziyaret etti..
Bu yolla Sovyetler Birliği, kendi kumanda sistemlerinin kurulmasında Alman Genelkurmayının yöntemlerini uygulama imkanını buluyordu. Almanlar ise yasaklanmış silahları, özellikle tank ve uçakları, Sovyet toprakları üzerinde etüt etmek ve uzmanlarını eğitmek imkanına kavuştu..
Kısacası hem Almanya hem de Sovyet Rusya, birbirlerine askeri açıdan hem yardım ettiler hem de birbirlerinin açıklarını öğrendiler !.. 

İLHAMİ YANGIN’ın “İhtilal Tüccarları” adlı kitabından derlenmiş bir yazıdır..

Leave a reply:

Your email address will not be published.