798 ) İNGİLİZLER FİLİSTİN’İ TÜRKİYE’YE Mİ BIRAKACAKTI ?!..


Georgia Institute of Technology’de İngiltere tarihi profesörü olan Jonathan Schneer’in 2010′da yayımlanan kitabı, Büyük Britanya’nın I. Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü gizli görüşmeler konusunda bomba etkisi yarattı. Kitap, “The Balfour Declaration / Balfour Bildirisi” adını taşıyor ; yani İsrail’in kuruluş öyküsündeki, Dünya Siyonist Örgütü’nün ortaya çıkıp, yaratmak istediği Yahudi devletinin yeri olarak Filistin’de karar kılmasından sonraki en önemli dönemeci anlatıyor..
Kitabın bomba etkisi yaratmasının nedeni ise Büyük Britanya’nın, söz konusu bildiri yayımlandıktan, yani Birleşik Krallık Hükümeti’nin Siyonistlere Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulması için çaba sarf edeceğine ilişkin söz verdikten sonra bile, Osmanlılarla temaslarda bulunarak Filistin’in Osmanlı yönetiminde kalabileceğini ileri sürmüş olması..
Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı 1914 Ağustos’unda patlak verdiğinde herkes savaşın birkaç hafta içinde biteceğini sanıyordu. Evdeki hesap çarşıya uymayınca, Noel’e kadar bitmiş olacağından dem vurulmaya başlandı. Bunun da hüsnü kuruntu olduğu ortaya çıkınca, İngiliz devlet adamları savaşı mümkün olduğu kadar erken bitirmenin yollarını aramaya başladılar. Bu yollardan biri, Siyonistlere Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması isteklerinde destek olarak dünya Yahudilerinin sempatisini kazanmak, böylece ABD’nin savaşa girmesini ve özellikle Şubat Devrimi’nden sonra, Rusya’nın savaşa devam etmesini sağlamaktı.
Nitekim Rusya’nın 1917 Mart’ından sonra savaştan çekilmeyi tasarlaması, İtilaf Devletleri’nin Fransa cephesinde daha çok Alman askeriyle boğuşmak zorunda kalacağı anlamına geliyordu. Bu yüzden Siyonistlerle olan görüşmelere 1917 yılında hız verildi. Siyonistler de birçok İngiliz devlet adamını, biraz daha gecikirlerse Filistin’de bir Yahudi devleti kurma planlarının Almanya tarafından destekleneceği konusunda ikna ettiler. Sonuçta Birleşik Krallık Hükümeti, 31 Ekim 1917 tarihli toplantısında, Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasına destek verme kararı aldı. Dışişleri Bakanı Arthur Balfour da kararı, 2 Kasım 1917 tarihinde Büyük Britanya Yahudilerinin sözcüsü konumundaki Baron Rothschild’a (aşağıda, sağda) yazdığı mektupla duyurdu. “Balfour Bildirisi” olarak adlandırılan hükümet kararı, bir hafta sonra basında da yer aldı. Aynı gün Osmanlılar Kudüs’ü bırakıyorlardı.. (aşağıda solda)

    

Savaşı erken bitirme çabalarından biri de, Osmanlı Devleti’ni müttefiklerinden ayırarak tek başına yapacağı bir barışa ikna etme girişimleridir. Ancak, birçok İngiliz devlet adamının bu tür bir girişimde bulunma fikrini çok erken tarihlerde bile dile getirmiş olması, savaşın ilk yıllarında herhangi bir ciddi sonuç vermemiştir. O sıralarda Büyük Britanya için asıl önemli olan, Rusya’nın kendi safında savaşmayı sürdürmesiydi. Bunu sağlayan en önemli şey de Rusya’ya verilen, sonunda İstanbul’u topraklarına katabileceğine ilişkin sözdü. Ama Rusya, Şubat Devrimi sonrasında bu isteğinden vazgeçmişti. Dolayısıyla, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesindeki en önemli etken olan Rusya korkusunun kalkması, İngilizleri Osmanlılarla ayrı bir barış yapma konusunda cesaretlendirdi. Bu da, Siyonistlerle olan görüşmelerin hızlandığı bir sırada, Osmanlılarla da görüşülmesi sonucunu doğurdu..
Osmanlıların ayrı barış yapma konusunda ne düşündüklerini ve ne yaptıklarını az çok biliyoruz. Maliye Nazırı Cavit Bey, anılarında Enver Paşa’nın hemen Mart 1917′de İsviçre’de başlayan ilk nabız yoklamalarını, büyük olasılıkla Gazze’de kazanılan başarıların da etkisiyle, ciddiye almadığını ve bunları İngilizlerin zayıflığına yorduğunu söyler. Ancak aynı günlerde İngilizler Bağdat’ı ele geçirmişlerdi. Dolayısıyla, her ne kadar Hüseyin Cahit Yalçın, “Tanin” gazetesinde 26 Nisan 1917 tarihindeki bir başyazısında Osmanlılar için müttefiklerinden ayrı bir barışın kesinlikle sözkonusu olamayacağını söylemişse de, havanın pek de öyle olmadığını ve Talat Paşa’nın önderliğinde bir grup İttihatçının ayrı barış fikrini ciddiye aldığını biliyoruz. Bu yöndeki arayışların, en azından Talat Paşa cephesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın Talat Paşa ile Enver Paşa’ya Eylül ayında yolladığı rapordan sonra güçlendiğini de söyleyebiliriz. Nitekim İsviçre’deki görüşmelerin sürdüğünü bildiğimiz gibi, bu yüzden ayrı barış fikrine muhalif olan Enver Paşa’nın hazırladığı bir darbe için başkentte askeri yığınak yaptığını da biliyoruz..
İşte Jonathan Schneer’in kitabının önemi de burada ortaya çıkıyor. Zira İngilizlerin Osmanlıları ayrı bir barışa ikna etmek için yaptıkları görüşmeler, savaşı erken bitirme isteğinin tetiklediği Balfour Bildirisi ile mutlaka çelişmeyebilirdi. Bu olasılığın, Kudüs’le birlikte Filistin’in büyük bir bölümünün İngilizlerin eline geçmesinden sonra daha da güçlendiğini düşünmek abartılı olmaz..
Ama Schneer’in kitabından öyle anlaşılıyor ki, Osmanlıların Rusya ile Brest-Litovsk Bırakışması’nı imzaladıkları Aralık ayında bile İngilizler, Osmanlılarla ayrı barış için Filistin’den vazgeçmeye razıdırlar. Bunu, o ay İsviçre’nin başkenti Bern’de toplanan, sakat savaş esirlerinin değiş tokuşuna ilişkin konferansta Birleşik Krallık Hükümeti’ni temsil eden Lord Newton’ın Londra ile yaptığı yazışmalardan öğreniyoruz. Söz konusu kişiye verilen talimatta, Osmanlı Devleti’ni temsil eden Büyükelçi Ahmet Muhtar Bey’le yapacağı görüşmelerde, Osmanlı bayrağının Filistin’de dalgalanmaya devam edebileceğini söylemek de var. Talat Paşa ile temasta olduğunu öğrendiğimiz Ahmet Muhtar Bey’in Mart 1918′e kadar İsviçre’de kamış olması da, görüşmelerin bir hayli uzadığını gösteriyor.

Schneer’in kitabı bununla da bitmiyor. Osmanlı tarihçilerinin pek önemsemeyecekleri, ama kitabın konusu açısından, yani İngilizlerin hâlâ Filistin’den vazgeçebilecek durumda olduklarını göstermesi açısından gayet önemli birkaç sayfa daha var kitapta. Abdülkerim isminde ve kim olduğunu belirleyemediğimiz bir kişi, 20 Kasım-12 Aralık 1917 tarihleri arasında yaptığı görüşmelerde, Başbakan Lloyd George adına iş gören meşhur silah tüccarı Basil Zaharoff’u (üstte) Enver Paşa’nın ayrı bir barış konusunda görüşebileceğine ve anlaşmayı kesinleştirmek için 26-31 Ocak 1918 tarihlerinde gizlice İsviçre’ye gelebileceğine ikna etmiş !.. Bunun üzerine Lloyd George’un, hükümetinin onayı olmaksızın, Zaharoff’a yolladığı talimat çok ilginç : Boğazların açılması ve İngiliz kuvvetlerinin bazı noktaları işgal etmeleri karşılığında 10 milyon Amerikan doları ödenecek ; Osmanlı ordusunun Hayfa-Deraa demiryolu hattının kuzeyine çekilmesi karşılığında 2 milyon Amerikan doları ödenecek ; çekilme sırasında Osmanlı askerlerine karşı herhangi bir harekatta bulunulmayacak ve Filistin herhangi bir biçimde Britanya İmparatorluğu’na dahil edilmeyecek.
İnanılması zor ama, kitabın yazarı Enver Paşa’nın Cenevre’ye geldiğine inanmış. Gerçi Zaharoff’la Enver Paşa yüzyüze görüşmemişler ; Abdülkerim ikisinin otelleri arasında mekik dokumuşmuş. Ama ertesi gün Enver Paşa da Abdülkerim de sırrı kadem basmışlar ; Zaharoff da bu önemli işi sonuçlandıramadığı için gerçekten çok üzülmüş.
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti 12 Şubat 1918′de Doğu Cephesi’nden ileri harekata başlamıştır. Önce savaşta Ruslara kaybedilen yerleri Ermenilerden geri almak, sonra da 1878′de yitirilen toprakları ele geçirmek için girişilen bu harekat, önemli hazırlıklar gerektirmişti. 3. Ordu yeniden yapılanmış, yerine I. ve II. Kafkas Kolorduları kurulmuştu. Enver Paşa’nın, bu harekatın başlamasından yalnızca iki hafta önce, bırakınız tarafsız bir ülkede macera peşinde koşmasını, Almanya’ya bile gidebileceğini hayal etmek saflık olur. Ayrı bir barış fikrine darbe yapmayı tasarlayacak karşı olduğunu da biliyoruz zaten. Ancak, Schneer’in gözden geçirdiği belgeler de uydurma değil. Bu durumda, belki de Enver Paşa’nın, aynı günlerde sürmekte olan Talat Paşa’nın girişimleri konusunda bilgi edinebilmek için bir Teşkilat-ı Mahsusa operasyonu tezgahladığını veya Abdülkerim adlı kişinin bulanık suda balık avlayan, bağımsız bir maceraperest olduğunu düşünebiliriz..

AHMET KUYAŞ’ın NTV TARİH dergisinin Aralık / 2010 sayısındaki yazısından alıntılanmıştır. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.