796 ) ABDÜLHAMİD’İN TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

     

Sultan Abdülhamid’in Birinci Meşrutiyet’i askıya aldıktan sonra kurduğu istibdat rejiminin, Tanzimat ve Yeni Osmanlılar kuşağından sonra 33 yıl sürebilmesinin nedeni, bir yandan benimsediği modernistliği birçok kurumla derinleştirirken, bir yandan da devletinolabildiğince kazanılmış olan hukuk devleti niteliğine son verirken, birbirine karşı kullanabilmek için farklı toplumsal kesimleri destekleyerek ve hukuk dışı uygulamalarla kendisine sadık tabakalar yaratmasıdır.. 
Kıbrıs’ın İngiltere tarafından işgalinde gördüğümüz gibi, Abdülhamid’in ünlü vehminin konusu kendisinin de Abdülaziz gibi tahttan indirilmesidir. Bunu engellemek için jurnal ve sürgünü kurumsallaştırarak kişilik haklarına saldırıda bulunurken, esas hukukun çiğnendiği yer, kendisine karşı olduğunu düşündüğü tabaka ve mesleklere (kimliklere) karşı tedbir almak üzere kendisine sadık tabakalar (kimlikler) yaratma gayretidir. 
İktidarı Bâb-ı Âli’den alarak Yıldız Sarayı’nda toplayan Abdülhamid, kendisine muhalefet eden Jön Türk kuşağının da mimarıdır. Siyaset kapıları kapandığından Yeni Osmanlılar için olduğu gibi, bürokrasi içine giremeyen ve giremeyeceklerini gören Jön Türklük, bir gençlik akımı olarak kalmış ve günlük yaşama ilişkin hülyaları gelişirken, siyaseten Namık Kemal’i hamasileştirmek ve Kanun-ı Esasi’yi kutsallaştırmaktan öteye gidememiştir. Tek güçlü oldukları yön, mucizevi bir biçimde, önceki kuşaklardan ve gayrimüslim örneklerden de öğrenerek, illegal örgütlenme ve bu örgüt çevresinde ittifaklar yaratabilmeleri olmuştur.
Abdülhamid’in siyaset, bilim, edebiyat alanındaki olumsuz etkisi, kendi açtığı okullara sansürü sokması, kendi geliştirdiği telgrafhaneleri toplumsal amaçlarla kullanılmaz kılmaya çalışması, zarf içinde mektuplaşmayı, telefonu, İstanbul’da elektriği, daktiloyu, toplu fotoğraf çektirmeyi, bisiklet yarışlarını, her türlü iletişim ve toplumsal örgütlenmeyi zamanının gerekliliklerini engellemesiyle ortaya çıkar. 
Abdülhamid’in her türlü kimlik ve alt kimliği rüşvetle satın alma gayreti, cer mollalarıyla ilgili hikaye ile örneklendirilebilir. Besteci ve “ilk avukat” olarak tanınan Kırımizâde Neşet Molla (1843-1906) ; Abdülhamid’e jurnal vererek Ramazan nedeniyle cerre çıkan on bin mollanın parasızlıktan kıpırdayamadıklarını ve bunun fenalığı dokunabileceğini yazar. Abdülhamid cerre çıkacak her öğrenciye hazine-i hassadan ikişer mecidiye harçlık verilmesini emreder. Ancak harçlık almak için 2.200 kişi gelir. İradenin tebliğinden evvel gidenlerle toplam cer mollasının 3.000 civarında olduğu anlaşılınca Abdülhamid cer mollalarını gereksiz yere önemsediğine kızarak Molla’yı saraydan uzaklaştırır.

      

Abdülhamid kimlikli, ilkeli, hukukperver bir bürokrasi oluşmasının yollarını engellerken, hem ulemaya hem tarikat ehline karşı da düşmanca davranmıştır. Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde ulemanın ve talebe-i ulumun rolünü unutmamıştır. Abdülhamid döneminde modern eğitim kurumları bütün Anadolu’da yaygınlaştırılırken, ulemanın kaynağı olan medreseler için hiç yatırım yapılmamış, bütün ıslah teklifleri teklif olarak kalmıştır. (Medreselerin ıslahı 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra gündeme gelecektir.. )
1888 tarihli irade-i seniye ile şerî ve nizami mahkemelerin görevlerini yeniden tanımlayan ve şerî mahkemelere yalnızca evlenme, miras ve vakıfla ilgili idari ve yargılama yetkileri bırakan Abdülhamid’tir.
Abdülhamid’in uygulamalarına karşı çıkan ulema içinde önce şeyhülislam sayılabilir. 1889′da şeyhülislam olan Bodrumî El-Hac Ömer Lütfi Efendi, 2 yıl 7 ay 8 gün sonra azledilmiştir. Azline neden olarak bir vatandaş tarafından verilen dilekçenin kendisince Evkaf Nezareti’ne gönderilmesi olduğu söylenir. Bu dilekçede vatandaş, Maksudiye Hanı’ndaki haklarının korunması isteğinde bulunurken, buradaki “Maksudiye” sözcüğüyle “maksad”ın V. Murat olduğu Abdülhamid’e jurnal edilmiştir. Şeyhülislam biyografilerinde yer almasa da, Ömer Lütfi Efendi’nin Abdülhamid siyasetine karşı çıktığı, hatta istibdadına karşı hür olmayan memlekette Cuma namazı kılınamayacağı için Cuma namazına gitmediği, azlinin gerçek nedeninin bu tutumu olduğu söylenmektedir..
Ömer Lütfi Efendi’den sonra şeyhülislamlığa getirilen Halit Efendizâde Mehmet Cemalüttin Efendi’nin Abdülhamid’le her Cuma namazına birlikte gittiği ve padişahın her cuma Şeyhülislam’a (seraskerle birlikte) bin altın ihsanda bulunduğu ise, şeyhülislam biyografi kitaplarında yer alan bir bilgidir. Mehmet Cemalüttin Efendi (altta) 17 yıl 5 ay 12 gün (yani 14 Şubat 1909’a kadar) şeyhülislamlıkta kalmıştır. (1912’de iki kez daha bu göreve gelecektir.) Her Cuma namazında kendisine ihsanda bulunulması ve görev süresi dikkate alındığında, Ömer Lütfi Efendi’nin sözü edilmeyen “Cuma namazına gidilmez” fetvasının da gerçekliği ortaya çıkmaktadır..

    

Abdülhamid’in ulemayla ilişkisinde olduğu gibi, tarikat şeyhleriyle de ikili ilişkisi vardır. İstanbul’dan başlayarak Anadolu şeyhlerinin kendisine direndiği, Arap ülkelerine geçince muhalif kadar muvafık şeyhler de bulunduğu, Osmanlı toprakları dışındaki şeyhlerle ise iyi ilişkiler görülmektedir. 
Abdülhamid’in Midhat Paşa ile Kanun-ı Esasî pazarlığı yapmak üzere buluşmalarını Mevlevî Şeyhi Osman Selahaddin Dede ayarlamış, ikisi Büyükdere’de bir köşkte buluştuklarında yanlarında yalnız Selahaddin Dede bulunmuştu. Abdülhamid’in biat törenine de Selahaddin Dede diğer şeyhlerle gitmiş ve Şeyhülislam gecikince fetvayı beklemeden biat etmiş ve ettirmiştir. Selahaddin Dede, Midhat Paşa iktidardan düştükten sonra, önce saraydan çıkarılmış sonra maaşı kesilmiştir. Döneminde Mevlevilere karşı tavır takınan Abdülhamid’in bu tutumu, Konya valilerinin en önemli görevinin Mevlevi önderleri olan Çelebi Efendilerin Konya’dan ayrılmamalarını sağlamak olmasıyla kendini belli eder..
Abdülhamid’e birçok şeyh ve gittikçe belirginleşecek olan İslamcı hareketin önderleri doğrudan karşı çıkmıştır. Bunlar arasında İkinci meşrutiyet’ten sonra billurlaşacak olan İslamcı hareketin önde gelen adlarından Mehmet Akif (Ersoy), Mustafa Sabri, Babanzâde Naim gibi adlar sayılabilir..
Abdülhamid’in, Anadolu dışına çıkıldığında Arap dünyasına hitap eden şeyhlerle ise arası iyidir. Bu şeyhlerin önde gelenlerinden ve uzun sürelerle Yıldız’da konuk edilenlerden biri Suriye-Irak Rıfailiği, Sayyadi kolundan ve kabilesinden Rıfaî Şeyhi Ebu’l-Huda es-Sayyadi’dir. Kendisine “şeyhülmeşayih” görevi verilmiştir. 

     

KUDRET EMİROĞLU’nun “Kısa Osmanlı-Türkiye Tarihi” adlı kitabından derlenmiş bir yazıdır..

Leave a reply:

Your email address will not be published.