792 ) ÇİFUT KAPISI’NDA BÜYÜK YANGIN !..

17. yüzyılda Osmanlı Yahudilerini sarsan doğal afetler arasında, “İhrak-ı Kebir” ya da “Büyük Yangın” adı verilen 1660 yılı yangını, belki de en felaketiydi. Muhtemelen (İngiliz binyılcıları tarafından dünyanın sonunun bir alameti olarak düşünülen) 1666 yılındaki Londra yangınından da büyük olan İstanbul yangını, 24 Haziran 1660′da Eminönü’nde bir oduncunun mülkünde başladı ve güçlü rüzgarın da yardımıyla hızla yayılarak surlar içindeki kentin ahşap binalarının neredeyse üçte ikisini yok etti ; binlerce Yahudi, Hristiyan ve Müslüman evsiz kaldı. Kırk dokuz saat içinde birçok ibadethane ve 280.000 ev yandı ; 40.000 kişi alevler arasında can verdi (Abdi Paşa. “Vekayiname”, 46a).

Felaketin merkez üssü yoğun nüfusun yaşadığı, asırlık Yahudi semtiydi. Kentteki tahmini kırk sinagogdan en azından sekizi yangında yok oldu. Bölge, Bizans döneminden beri uluslararası iş merkezi ve limanı olarak hizmet görüyordu ve Bizans döneminde “Porta Hebraica / Yahudi Kapısı”, Osmanlı döneminde de “Çifut Kapısı” diye biliniyordu (Evliya Çelebi, “Seyahatname”).
16. yüzyılın sonundan itibaren İstanbul Yahudilerinin neredeyse yüzde 60’ı ve Romaniyotların da neredeyse tamamı bölgede veya yakınlarında ikamet ediyordu..
Yangından sonra, bir padişah fermanıyla, bütün Yahudiler surlar içindeki mülklerini satmaya ve sur dışında yer alan Balat, Hasköy ve Ortaköy gibi yerlere taşınmaya zorlandı. Bölgedeki gümrük büroları nedeniyle, Yahudi refahının en önemli kaynaklarından birisi, çoğunlukla Müslümanlara aktarıldı. Karar, Osmanlı entelektüelleri ve bürokratları arasındaki artan Yahudi karşıtı duyguyla meşrulaştırıldı. Bu hadiseler, Romaniyot geleneğin sonunu getirecek ve imparatorluktaki Yahudi cemaatlerinin zaten bozulan şartlarını giderek kötüleştirecek ölçüde Osmanlı Yahudi toplumunun yapısını değiştirdi..
Dönemin Osmanlı tarihçisi Silahtar Mehmed Yahudilerin kent merkezinden çıkarılmalarının mantığını açıklarken, Eminönü’nde, Sultan III. Mehmed’in validesi Safiye Sultan’ın himayesi altında 1597′de inşasına başlanan tamamlanmamış bir cami olduğundan bahseder. Cami, III. Mehmed’in 1603′te vefatı ve validesinin de saraydan uzaklaştırılması üzerine tamamlanamamıştı. Zamanla caminin inşa edileceği alana Yahudi evleri kurulmuştu. Yangından birkaç yıl sonra yazan Silahtar Mehmed, belirli kişilerin projeyi tamamlamaları için sadrazama da valide sultana da tavsiyede bulunduğunu aktarır (“Silahtar Tarihi, İstanbul : Devlet Matbaası, 1928, C.1, S.218) .. 

Dönemin başka bir kaynağı da, sadrazamın valide sultanı önce Cerrah Mehmed Paşa Camisi’ni tamir etmeye teşvik ettiğini ; ardından ise, mimarbaşı Mustafa Efendi’nin tavsiyesiyle, söz konusu camiyi tamamlamayı önerdiğini rivayet eder (“Risale-i Kurd Hatib”, Topkapı Sarayı Eski Hazine, 1400, fol.20a-1a)… 
Büyük mimari projelere girişmiş olan valide sultan, kendisini imparatorluğun hamisi ve destekçisi addederek, tamamlanmamış camiyi bitirmeye ve ismini bir başka anıtının daha kitabesine yazdırmaya karar verdi. Ancak, diğer projelerin aksine, bir cami, bir pazar, bir köşk, bir türbe, bir okul, bir çeşme ve bir muvakkithaneden müteşekkil bir külliye öngörüyordu..
1660 yangınından da istifade eden Hatice Turhan, Yahudilerin mülklerini satarak cami bölgesini ve sur içindeki mahallelerini terk etmelerini isteyen bir ferman çıkarılması konusunda padişahı ikna etti. Doğal afetler bazıları için felaket, bazıları için de fırsat demekti !.. Kendisi de yangından zarar gören Ermeni bir yazar olan Eremya Kömürcüyan, Yahudilerin yangından sonra Hasköy’e sürüldüğünü ve karşılığında kendilerine evler verildiğini, bir dönem de vergiden muaf tutulduklarını aktarır. Kömürcüyan, bazı Yahudi vakıflarının cami alanında kaldığını ve Osmanlılara kiralandığını belirtir..

Sadrazama rüşvet vermek de dahil birçok taktiği deneyen Yahudiler, sultanın fermanını değiştiremediler. Nüfuz sahibi bazı Yahudiler, Hatice Turhan’ın Yahudileri sur içinden çıkartma planına engel olamadı.
Yangın ve Yahudilerin sur içinden sürgününe dair haberler İzmir, Selanik ve Kudüs’e ulaşınca, oralardaki Yahudi cemaatleri, Yahudilerin imparatorluktaki kötüleşen şartlarından endişe etti. İstanbul’u 1660′ların başlarında ziyaret eden Sabatay Sevi, İstanbul Yahudilerinin perişanlığına şahit olmuş, onların acılarını paylaşmış ve onlara dair haberleri de İzmir, Kahire ve Kudüs’teki diğer Yahudi cemaatlere aktarmış olmalıydı..
Yahudi karşıtlığıyla tanınan Evliya Çelebi, yangını tasvir ederken, “İstanbul’da büyük bir yangın çıktığında Çifut Kapısı’nda oturan Yahudilerin pis evleri yandı, kül oldu” ve “Allah’ın emriyle, bütün Yahudi evleri yandı ve Yahudilere bu bölge yasaklandı” diye yazar.
Fazıl Ahmed’in mührünün olduğu külliye vakfiyesinde daha güçlü bir Yahudi karşıtlığı hissedilebilir. Bu vakfiyede yangın “İslam düşmanı” Yahudiler için ilahi bir ceza olarak tasvir edilir..
Vakfiye camisinin 1665′te inşasından sonraki bir zamanda kaleme alındığından, burada, o dönemde saraydaki iktidar ilişkilerinin bir parçası olmuş olan “Kadızadeli” zihniyetin izleri görülebilir. Yeni Valide Camii külliyesi, Sabataycı hareketin hız kazanmaya başladığı bir zamanda, 30 Ekim 1665′de açılır. Cuma günü açılan camide ilk hutbeyi Vani Efendi verir. Yangından neredeyse bir on yıl sonra yazan, ünlü Osmanlı Yahudileri vakanüvislerinden birisi olan Yosef Sambari, yangının İstanbul Yahudileri üzerindeki tahrip edici etkisinden bahseder, ancak ilginç bir şekilde o dönemdeki Yahudi karşıtı duygulardan hiç söz etmez..

CENGİZ ŞİŞMAN’ın “Suskunluğun Yükü / Sabatay Sevi ve Osmanlı-Türk Dönmelerinin Evrimi” adlı kitabından derlenmiştir..

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.