791 ) ZORAKİ KAHRAMAN !..

      

Kasım 1911 ve Ocak 1912 arasında iki takım -İngiliz olanın başında deniz subayı Robert Falcon Scott (üstte solda ve ortada), diğer Norveçli birliğin başında Roald Amundsen (üstte sağda)- Güney Kutbu’na doğru sürüncemeli bir yarışın son safhasına girmişlerdi. Norveçli takım, köpekleri kullanarak ve hasmane çevreye ustalıkla uyum sağlayarak, Güney Kutbu’na 15 Aralık’ta ulaştı ve sağ salim geri döndü. İnsan gücüne dayanan ve o gücü fena tüketen, kötü hazırlanmış bir keşif ekibinin lideri olan Scott, Güney Kutbu’na 17 Ocak’ta vardı. Yenilgiye uğramış beş kişilik ekip, emniyetli hayata dönmek için gerisingeri 1300 kilometrelik zorlu bir yürüyüşle karşı karşıyaydı. Keşif heyetinin hayatta kalan bitkin düşmüş üç üyesi (Scott, Dr. Edward Wilson ve Henry Bowers) 21 Mart’ta, en yakın yiyecek ve yakıt deposundan on sekiz kilometre uzakta, bir kar fırtınasından korunmak için çadırlarını kurdular. Görünen o ki Scott, bir noktada, yolda ölmek yerine bulundukları yerden ayrılmamalarının ve mücadelelerinin kaydını tutmalarının daha iyi olduğuna karar verdi. En az dokuz gün boyunca hayatta kaldılar. Bu sırada Scott, Roland Huntford’un ifadesiyle, “sahneden çıkışını hazırladı” ve mektuplarında gelecek kuşaklara seslendi :
“Açmaza düşmekle değilse de, o açmazla bir erkek gibi yüzleşme konusunda yurttaşlarımıza iyi bir örnek oluşturuyoruz… Keşif heyeti uğradığı başarısızlığa rağmen, İngilizlerin zorluklara göğüs gerebileceğini, birbirlerine yardım edebileceğini ve ölümü geçmişte olduğu gibi metanetle karşılayabileceğini göstermiştir..”  
Kendi emsalini yücelten kahramanca ölüm geleneği aynı zamanda onunla hayat buluyordu : “İngilizlerin hâlâ sonuna kadar mücadele vererek cesur bir ruhla ölebileceğini gösteriyoruz.. Bunun, geleceğin İngilizlerine bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum..”

     

12 Kasım’da, cesetleri ve belgeleri çökmüş çadırın içinde bir kurtarma ekibi tarafından bulundu ve Antarktikalı Scott efsanesi hemen etkisini göstermeye başladı. Kurtarma ekibinin bir üyesi “Dünya, çektikleri acılara, zorluklara ve birbirlerine olan bağlılıklarına bakıp yaptıkları şeylerin Harp Meydanı’nda yapılan ve her hakiki İngiliz’in saygısı ve onurunu kazanan şeyler kadar önemli olduğunu kısa süre içinde öğrenecektir” diye yazıyordu..

Scott’ın dikbaşlı beceriksizliği aslında keşif heyetinin erken bir safhadan itibaren gerilimle yüklü olmasına yol açtı. Kaptan Oates (efsanenin “yürekli İngiliz’i”) evvelden “Şayet Scott Kutup’a varmayı başaramazsa bunu sonuna kadar hak etmiştir” diye yazmıştı. 

   

Scott’ın yolculuğu, bilimsel keşif kılığına bürünmüş olsa da, “tüm yükü insanların çekmesinin trajikomik beyhudeliği”ni vurgulamak haricinde Kutup seyahati bilgisine hiçbir katkıda bulunmadı.. Ne var ki Scott’la birlikte beyhudelik (Wilfred Owen’ın yaşarken yayımlanan bir avuç şiirinden birinin başlığı) kahramanlığın önemli bir bileşeni haline geldi. Scott’ın yolculuğu bir “kahramanlık için kahramanlık” meselesine dönüştürmüş olması, bir sonraki yılın 11 Şubat’ında İngiltere’ye ulaşan ölüm haberini karşılayan ölüm sonrası şöhreti daha da artırdı.

    

“Kutup seferlerinin en etkisizlerinden biri ve Kutup kâşiflerinin en kötülerinden biri için” yapılan anma töreni St. Paul’de düzenlendi ve Scott’ın başarısızlığı, Nelson’ın, İngiliz ruhunun muzaffer bir ifadesi olarak Trafalgar’daki galibiyetiyle yan yana kondu.. Scott’ın olan biteni çarpıtan, büyük ölçüde retoriğe dayanan anlatımı, ulusun tamamı tarafından hevesle ve sorgulanmaksızın kabul edildi. Devonport’taki donanma limanı şapelindeki ayin, “kendini feda etmenin görkemini, başarısızlığın takdisi”ni vurguluyordu. Scott’ın temsil ettiği görkemli başarısızlık artık bir İngiliz ideali haline gelmişti :
“Musibetin erdem haline getirilmesi ve beceriksizliğin kahramanlık kılığına girmesi”nin canlı bir örneği..

   

Scott’ın hikâyesinin Büyük Harp’in daha büyük kahramanlık musibetini davet ettiğini vurgulamaya gerek bile yok. Artık unutulmuş bir yazarın dile getirdiği gibi, o, “vatandaşları için dayanıklılığın örneği (oldu).. Artık aramızda.. fedakârlığı kazanmanın üzerinde tutan çok fazla kahraman, çok sayıda Scott var (ve) Flandre’ın… kanlı meydanlarından ne tür bir ihtişamın yükseldiğini anlamaya başlıyoruz..”
Huntingdon’da, 1923 Ateşkes Günü’nde, bir savaş anıtının açılışı yapıldı. Bu, bir ayağı arkasındaki duvara dayalı, dinlenen bir askerin heykelidir. Önde duran dizi sol kolunu desteklerken, kolu da Rodin’in “Düşünen Adam” heykelinin tuhaf bir taklidini andırarak çenesini destekler. Diğer eli, yanında dayalı duran tüfek ve süngüyü tutar. Bu figür, Antarktikalı Scott’ın dul eşi Kathleen Scott (üstte sağda) tarafından yontulmuştu.. (altta)

GEOFF DYER’ın “Yeniden Anımsanan Savaş” adlı kitabından alınmıştır.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.