79) “DALYA” DİYEN TEK CUMHURBAŞKANI !..

   1950 yılının 22 Mayıs günü, Meclis genel kurulunda herkes ayaktaydı. Gazeteci Vedat Refioğlu Demokrat Partili milletvekilleri arasında geziyor, kimileriyle kucaklaşıp öpüşüyordu. Basın locasından seyreden gazeteciler şaşkına döndü. Refioğlu milletvekili değildi. Ne arıyordu iktidara gelen DP milletvekilleri arasında ?..
   Oturum açılmadan önce Vedat Refioğlu gazeteciler locasına geldi. “Yahu” dedi, “bu milletvekilleri birbirlerini tanımıyor. Beni de milletvekili sandılar. Önüme çıkan beni kucakladı, öptü ve tebrik etti !”..
   Öyle bir seçimdi ki bu, DP’liler kazandıklarına bile inanamadılar önce.. Doğu Anadolu illerinde listeye koyacak adam bulamamış, örneğin Van’da, ayaküstü resim çeken bir fotoğrafçıyı listeye koymak zorunda kalmışlardı !..

      

   Celal Bayar, genel kurul salonuna girdiğinde DP milletvekilleri ayağa kalkmadan, oturdukları yerden alkışladılar cumhurbaşkanını.. CHP ise Bayar’ı ayakta karşıladı ama alkışlamadı..
   14 Mayıs 1950’de DP, 27 yıllık CHP iktidarını devirerek tek başına iktidara geldi. 22 Mayıs 1950’de Celal Bayar cumhurbaşkanı seçildi. İnanılır gibi değildi sonuç. Yabancılar bu sonuç için “beyaz ihtilal” diyorlardı..

   14 Mayıs gece yarısı illerden hala telefonlar geliyordu. “Zaferi” kutlayan veya sonucu bir kez daha duyurmaya çalışan telefonlar… Bir ara Kırşehir aradı. Orada sayım işleri uzun sürmüştü. Basri Aktaş, il başkanını yan odadaki Fuat Köprülü’ye bağladı. Kısa bir süre geçti geçmedi, yan odadan büyük bir gürültü koptu. Basri Aktaş koştu gitti ve gülerek döndü : “Köprülü Hoca” dedi, “Kırşehir’de Osman Bölükbaşı’nın tek başına seçimi kazandığı haberini alınca telefonu kaldırmış vurmuş !.. Paramparça..”
   DP, Osman Bölükbaşı’nın tek başına muhalefetine tahammül edemedi. Bu zafer Kırşehir’e pahalıya mal oldu. DP, bir yasayla Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir ilini ilçeye dönüştürdü !..
   Celal Bayar cumhurbaşkanı seçildikten hemen sonra parti kulislerinden yansıtılan haberlere göre ; yeni cumhurbaşkanı o güne kadar izlenen kimi kuralları uygulamayacaktı. Örneğin parti genel başkanı iken kullandığı, “Uğur” adını verdiği cipini makam arabası olarak kullanacaktı. Bir söylentiye göre, eşi Reşide Hanım’ ın dayatması üzerine, Çankaya Köşkü’ne de taşınmayacaktı. Her sabah cipiyle Meşrutiyet Caddesi’ ndeki evinden çıkacak, Köşk’e gidecek, cumhurbaşkanlığı görevini Köşk’te yürütecek ve çalışmalarını bitirdikten sonra yine Uğur’la evine dönecekti..
   Kulaklara hoş gelen, İsviçre devlet başkanlarının, başbakanların bisikletle işlerine gittiklerini anlatan öykülerle süslenen bu söylentilerin hiçbiri gerçekleşmedi.. Bayar Köşk’e çıktı ve Uğur cipi yerine İsmet Paşa’nın makam arabasını kullandı..
   Bayar’ın duyarlı olduğu konu, Atatürk idi. DP iktidara geldikten bir süre sonra Ticani tarikatının Atatürk heykellerine saldırıları başladı. Gericilik ayaklanmıştı.Hükumet Atatürk’ü saldırılardan korumak ve savunmak amacıyla bir yasa çıkarmak istiyor, ancak DP grubunda kimileri böyle bir yasaya karşı çıkıyordu. Bayar milletvekilleriyle görüştü, ağırlığını koydu ve tasarının yasallaşmasını sağladı. .
   Bayar Köşk’e geldiğinde, adet olmayan kimi uygulamalar başlattı. Cumartesi, Pazar günleri Köşk bahçeleriyle Atatürk’ün eski köşkünün halka kapalı olan bahçeleri halka açıldı.. Dikkati çeken diğer bir olay : Bayar’ın yılbaşını Köşk Muhafız Alayı’nda askerlerle birlikte kutlamasıydı. Fakat kader ağlarını ördü ve 27 Mayıs günü Bayar’ı Köşk’ten indiren, Muhafız Alayı oldu !..

   Götürüldükleri Harp Okulu’nda, ikinci gün, Bayar tuvalete gittiğinde, kapıda askerler beklerken, içeride lavaboda ellerini yıkayan Adnan Menderes’i görmüş. “Olan oldu” demiş Menderes’e. “Şimdi artık metin ve sakin olmak lazım Adnan Bey..” Menderes, şöyle bir bakmış ve sadece,” öyle efendim” demiş. O çıkmış, Bayar içerde kalmış. Menderes ile son konuşmaları işte bu kadar olmuş..
   Halbuki darbenin “geliyorum !” diyen ayak sesleri önceden duyulmuştu. 1957 seçimlerinden hemen sonra başkentte tanklar dolaşmakta, Gaziantep’de jetler uçmaktaydı..
   1958’de Samet Kuşçu adlı bir Binbaşı ihbarda bulunuyordu.”Hazırlanıyorlar, darbe yapacaklar” diyor. Bayar bu olayı şöyle anlatıyor : ” 1958’de dokuz subayın darbe için birleştikleri bildirildi. Gerçekten de birleştikleri ve bu amaçla harekete geçtikleri anlaşıldı. Gerek mahkeme ve gerekse daha yüksek makamlar olaya gerekli önemi vermediler, beraat ettirdiler. Gerçekte olay olmuştur. Ben, bu olay üzerinde görüşmek üzere hükumeti çağırdım, kendilerini uyardım. Dedim ki, bu olayın üzerinde durmak gereklidir ve denildiği gibi basit bir olay değildir. Adnan Bey’le konuştum, Bakanlar Kurulunu çağırdım, onlarla konuştum. Ama Türk Ordusundan böyle subayların çıkmayacağını söylediler. Mahkemeye verip gerekeni yaptılar fakat gereken önemi vermediler. Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin, kendisine gelen bir ihbar mektubuna rağmen, önem vermeyenlerdendi. Sonradan, Şemi Ergin’in, General Faruk Güventürk’ten, ihtilal liderliği teklifi aldığını öğrendik.. Dokuz subay olayı iyi değerlendirilmiş olsaydı, 27 Mayıs olmazdı. İhtilalden sonra, bizim bakan arkadaşlardan bazıları, bu dokuz subay olayını yaratanların bazılarıyla konuşmuşlar. ‘Bayar içinizde doğruyu gören tek insandı’ demişler..”

    Aşağıdaki filmin anlatımına aldırmayın, sadece tarihi görüntüleri için kullanmak zorunda kaldım…

    
 

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.