786 ) EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADIKÇA, ULUSAL BAĞIMSIZLIK OLMAZ !..

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası “Ekonomik bağımsızlık olmadıkça, ulusal bağımsızlık olmaz” ilkesiyle kuruldu..
Cumhuriyet’in idealist kadroları Osmanlı’nın kara talihini yenmeye yemin etmişlerdi. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, “devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikası” olma özelliğine sahipti. 
Fabrikanın temeli kolay atılmadı.. Önce ; tarımda verimliliği artırmak ve bilimsel olarak yeni projeler oluşturmak için 1925′te Adana’da “Tohum Islah Komisyonu” kuruldu. Amerika’dan kırk çeşit tohum getirilerek denemeler yapıldı, Amerikalı uzmanlar davet edildi..
Ardından ; Nazilli’de “Pamuk Islahı Komisyonu” kuruldu. Bilimselliği, kaliteyi her alanda esas alan Kemalist Devrim, istasyona yurtdışından gelişmiş makineler getirmekle kalmayıp kuruluşun başına da eğitimini ABD’de tamamlamış olan Celal İğriboz’u atadı..
İstasyonda yapılan ıslah çalışmaları sonucunda 28 adet pamuk çeşidi tescil ettirildi. Tescil ettirilen “akala 1086”, “coker 100 A/2” ve “Nazilli 66-100” çeşitlerinin her biri 10-15 yıl üretimde kalarak Ege bölgesi pamuk üretimi artırıldı..

Tarih : 25 Ağustos 1935. 
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın temelleri atıldı. Bedeli narenciye karşılığı ödenmek üzere Sovyetler Birliği’nden kredi ve teknik destek alınarak kollar sıvandı.. Ve hummalı çalışma başladı ; 120 Sovyet mühendisi ile çevre il-ilçelerden gelen dört bine yakın işçi geceli gündüzlü çalışarak hedeflenen tarihten yirmi gün önce inşaatı bitirdi..
Yapımı on sekiz ay sürdü. Bina ve makineler dahil olmak üzere fabrika 5 milyon Türk lirasına mal olması planlanırken, maliyeti 8 milyon Türk lirasına yaklaştı.
Fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alındı. 
Aynı zamanda fabrika içinde demirhane, marangozhane, dökümhane, kaynak ve teneke işleri yapan bölümler ; elektrik ve su ihtiyacını karşılayabilmesi için elektrik-su santralleri yapıldı.. Binlerce ağaç dikildi..

  

Tarih : 9 Ekim 1937. 
Atatürk hastaydı. Açılışa gitmeyi çok arzuladı. Zor yürüyordu ve kolunda Celal Bayar vardı. Büyük Kurtarıcı’nın açılışını yaptığı son fabrika Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olacaktı..
Atatürk coşku içindeki halkı, fabrika girişindeki müdüriyet binası balkonundan selamladı. Açılış konuşması bittikten sonra erkekli kadınlı işçiler, Atatürk’ün önünden geçit töreni yaptı.

   

Atatürk kırmızı kurdeleyi kesti, sarı madenden yazılmış “Sümerbank” harfleriyle yapılmış anahtarla fabrika kapısını açtı.
Ve.. Atatürk’ün direktifiyle 480 makine çalışmaya başladı. 
Atatürk şöyle dedi : “İşte bu bir musikidir..”
Yeni Türkiye inşa ediliyordu ; lafla değil alın teriyle, emekle.. Satarak, çalarak değil üreterek.. 
İlk yıl 1938′de ; yaklaşık 9 milyon metre basma, 145 ton iplik üretildi. Bir yıl sonra basma üretimi 12 milyon metreye, iplik üretimi 407 tona çıktı.
On yıl sonunda ; basma üretimi 20 milyon metreye, iplik üretimi 2800 tona çıktı. 1960′lı yıllar fabrikanın istikrarı yakaladığı ; 1970′li yıllar ise verimlilik ve kârlılık açısından zirve yaptığı dönemdi. 1974 yılında elde ettiği 71,5 milyon liralık kârla Türkiye’nin o yıl en büyük 100 işletmesi arasında 26. sıraya yükseldi..

Ne olduysa 1980′li yıllardan sonra oldu..
Neoliberalizm rüzgarları esiyordu.. Sosyal devleti yok eden ve halkı ezen bu iktisadi plan “devrim” diye yutturuldu. Devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi amaçlanıyordu. Bu vahşi kapitalizmi savunanlar, büyük maaşlar karşılığı, gazetelerde yazdırılıp, televizyonlara çıkarıldı. Bunlar bilim insanı olmaktan çıkarıldı, ideolog yapıldı..
Laf kalabalığıyla gerçeklerin üzerini örtüyorlardı. Bunlar ; Mehmet Altan, Asaf Savaş Akat gibi dönek liboşlardı. Onlara göre, tarım ilkeldi ; Türkiye bu köylülükten kurtulmalıydı !.. 
Sadrazam Reşit Paşa gibi, iç piyasayı ardına kadar yabancı mallara açan Özal “devrimci” ilan edildi.
Halka hizmet için yoktan var edilen kamu iktisadi kuruluşları, “KİT’ler zarar ediyor ; yoksulluğumuzun nedeni KİT’ler” yalanları pompalandı. İşçiler, sendikalar düşman haline getirildi. Bu gelişmeler yaşanırken Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda olduğu gibi, KİT’lerdeki makine ve tezgahlar eskimişti ama değiştirilmiyordu. Nazilli’ye ; Karaman, Kayseri, Eskişehir, Bergama, Adıyaman ve Bakırköy fabrikalarından demode, derlem tezgahlar sökülüp getirildi ! Bunlar bilinçli adımlardı ; amaç kamu kuruluşlarını gözden düşürmekti.
Teknolojik gerilemenin verdiği zarar ve sürekli küçülmeyle fabrikada iş verimliliği düştü. İşçilerde moral gücü tükeniyordu..
İngiliz baskısıyla Osmanlı’da 160 yıl önce yaşananlar tekrarlandı :
Türkiye’ye sokulan gümrüksüz ham bez ithalatının yanı sıra, suni ve sentetik hazır giysilerle rekabet etmekte zorlanıldı. Pazar kaybedildi..
1998 yılında 4,3 milyon metre basma ve 598 ton iplik üretildi..
2001′de ise, üretim basmada 1,5 milyon metreye, iplikte 500 tona düştü. Ve.. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’na son darbeyi Başbakanlık Özelleştirme İdaresi vurdu. Fabrika kapatıldı ve bedelsiz olarak Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredildi. Üniversitenin kullanımı dışındaki büyük bir bölümü, içindeki tarihi dokuma makineleri, araç ve gereçleriyle üç kuruşa hurdacıya satıldı. Kalanlar çürümeye terk edildi..
Kemalist Devrim’e bir bıçak daha saplandı..

Evet : Türkiye’de üzerinde pek durulmayan bir gerçek var ; insan okulda değil, fabrikada eğitilir. Nazilli bunun güzel bir örneğiydi.. Şöyle..
Yıllar önce Havana’ya gittiğimde görmüştüm. Kübalılar tütün sararken içlerinden birinin okuduğu klasik romanları dinliyordu. Bugün Türkiye’deki fabrikalarda Beethoven dinleyerek çalışan hiç işçi var mı ? Dün vardı..
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda Beethoven çalıyordu. Piyanosu olan bir fabrikadan bahsediyoruz. Emekçilerinin koro kurdukları ve klasik müzik seslendirdikleri bir fabrikadan !.. İşçi korosu, sadece Nazilli’de değil, Aydın ve Denizli gibi çevre illerde konserler veriyor ve Atatürk’ün çok önemsediği çoksesli müziği Anadolu’ya tanıtıyordu. Ayrıca :
İşçilerin radyosu vardı..
Tiyatro yapıyorlardı..
Fabrika bir eğitim kurumu gibiydi..
İşçiler yemek aralarında edebiyat klasiklerini okuyordu..
Fabrikada eğlenceler düzenleniyordu. Balolar yapılıyordu..
Haftada altı filmin gösterildiği 700 kişilik sinema salonu vardı..
Kurulan “Sümer Halkevi”nde halka biçki-dikiş kursları veriliyordu..
Yılda iki kere halka bedava basma dağıtılıyordu..
Fabrikada işçilere okuma yazma öğretmek için beş sınıflı okul vardı. “Sümer İlköğretim Okulu” adlı bu işçi okulu 980 öğrenciye sahipti.. İşçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştu..
Lacivert-beyaz renkli Sümerspor ; atletizmden bisiklete, futboldan yüzmeye kadar çok branşta faaldi.. Paten yapılıyordu.. Bisiklet yarışları düzenleniyordu..
Fabrika bünyesinde 40 yataklı bir hastane, bir eczane ve bir de laboratuvar vardı..
İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1.000 kişilik lojmanlarda kalırken, bekar işçiler için 350 kişilik “Bekar İşçi Evleri” vardı..
İşçilerin ; Kuşadası Davutlar Yolu’nda, Selçuk-Çamlık yaylasında ve Karacasu Ömür yaylasında kampları vardı..
    
Eklemeliyim : İşçiler arasında Türkiye’nin dört bir yanından gelenler olduğu gibi, Yunanistan’dan Bulgaristan’a, Almanya’dan İsviçre’ye kadar yurtdışından çalışmaya gelen 1.200 işçi vardı..
Şehir merkezi ile fabrika arasında gidip gelen ve fabrika çalışanlarının yanı sıra Nazilli halkının da ücretsiz binebildiği “Gıdı Gıdı Treni” vardı ! Ve “Gıdı Gıdı” isminde mizah gazetesi çıkıyordu..
Bir gün yolunuz Nazilli’ye düşerse, Kemalist Devrim’in ürünü, çürümeye bırakılan bu fabrikayı görün ; Mustafa Kemal’e olan inancınız artar.. 
“Halk Partisi” adının nereden geldiğini daha iyi anlarsınız..   

SONER YALÇIN’IN “Galat-ı Meşhur” adlı kitabından alınmıştır..

      

Leave a reply:

Your email address will not be published.