783 ) AFYON SAVAŞLARI !..

    

Afyon Çin’de yasaktı.. Britanyalı tüccarlar, Hindistan’dan kaçak olarak getirdikleri afyonu el altından satıyorlardı. Gayretleri sayesinde, eroinin ve morfinin anası olan ve kullananlara sahte bir mutluluk yaşatırken aynı zamanda hayatlarını da mahveden bu uyuşturucuya bağımlı Çinlilerin sayısı gün geçtikçe arttı..
Kaçakçılar Çinli otoritelerin kendilerine verdikleri rahatsızlıklardan bıkmışlardı. Pazarın gelişimi ticaret serbestliğini zaruri kılıyordu, ticaret serbestliği de savaşı. “İyi yürekli” William Jardine (yukarıda sağda) uyuşturucu kaçakçılarının en kudretlisi idi ve Çin’de, kendi sattığı afyonun kurbanlarına tedavi sunan, “Misyoner Tıp Topluluğu”nu yönetiyordu !..
Jardine, savaş çıkarmaya uygun bir ortam yaratsınlar diye Londra’da bazı etkili yazar ve gazetecileri satın alma işiyle meşgul oldu. “Best-seller” yazarı Samuel Warren ve diğer iletişim profesyonelleri özgürlük liderlerini göklere çıkardılar. İfade özgürlüğü ticaret özgürlüğünün hizmetinde ; o zulüm krallığında hapis yatmayı, işkence görmeyi ve ölümü göze alarak Çin despotizmine meydan okumakta olan namuslu vatandaşların fedakarlığını yücelten kitap ve makale yağmuru Britanya kamuoyunun üzerine döküldü..
Ortam yaratıldıktan sonra fırtınanın kopması kaçınılmazdı. Afyon savaşı, arada birkaç yıllık kesintilere uğrasa da 1839′dan 1860′a kadar sürdü..

İnsan satışı uzun süre boyunca Britanya İmparatorluğu’nun en kazançlı iş kolu olmuştu ; ama hiçbir mutluluğun sonsuza kadar sürmediği bilinen bir gerçektir. Çok bereketli geçen üç asrın ardından Kraliyet Ailesi köle ticaretinden çekilmek zorunda kaldı ve uyuşturucu satışı emperyal ihtişamın en kazançlı faaliyet alanı oldu..
Kraliçe Victoria’nın Çin’in kapalı kapılarını yerle bir etmekten başka çaresi kalmadı. Kraliyet Donanmasının gemilerinde ticaret serbestliği savaşçılarına İsa’nın misyonerleri eşlik ediyorlardı. Onların peşinden, eskiden zencileri taşımış olan ve şimdi “zehir ” taşıyan gemiler gelmekteydi..
Afyon savaşının ilk aşamasında, Britanya İmparatorluğu Hong Kong Adası’nı gasp etti. Adanın yeni atanan valisi Sir John Bowring ilan etti :
“Serbest ticaret İsa’dır ve İsa serbest ticarettir..”



Çinliler sınırlarının dışındakilerle çok az ticaret yapıyorlardı ve savaş yapma alışkanlıkları yoktu. Onlar tüccarları ve savaşçıları hor görürler ve İngilizlerin yanı sıra tanıdıkları diğer az sayıdaki Avrupalıyı “barbarlar” diye adlandırırlardı. Bütün bunlardan ötürü savaşın sonucu başından belliydi. Dünya denizlerinin en ölümcül savaş gücü ve tek bir atışta art arda sıralanmış 12 düşmanı delip geçebilen obüsler karşısında Çin’in mağlup olması gerekiyordu.
1860′da, Britanyalılar birçok limanı ve şehri yerle bir ettikten sonra Fransızların eşliğinde Pekin’e girdiler. Hemen Yaz Sarayı’nı yağmalamaya koyuldular ve ganimetin küçük bir kısmını da Hindistan ve Senegal’den getirdikleri askerlere bıraktılar..

    

Mançu Hanedanının kudretinin merkezi konumundaki saray, gerçekte birçok saraydan ve cenneti andıran göller ve bahçeler arasına yerleştirilmiş iki yüzden fazla konutla tapınaktan oluşuyordu. Savaşın galipleri mobilyaları ve perdeleri, yeşim taşından yontuları, ipek kıyafetleri, inci kolyeleri, altın saatleri, elmas broşları, küçük büyük bulabildikleri her şeyi çalıp götürdüler. Yağmadan sadece kütüphane, bir teleskop ve İngiliz Kralın Çin’e altmış yıl önce armağan ettiği bir tüfek kurtuldu..
Daha sonra boşaltılmış binaları ateşe verdiler. Alevler yüzünden yer ve gök, günler ve geceler boyunca kızıl bir renge büründü. Ve onca şeyden geriye sadece külleri kaldı..

  

İmparatorluk sarayının yakılması emrini veren Lord Elgin (üstte solda), Pekin’e kırmızı renkli üniformalar giymiş sekiz taşıyıcının omuzlarında ve 400 süvarinin koruması altında girdi. Partenon’un heykellerini British Museum’a satmış olan Lord Elgin’in oğlu olan bu Lord Elgin, yağmadan ve yangından zaten bu amaçla kurtarılmış olan bütün saray kütüphanesini British Museum’a bağışladı. Ve kısa bir süre sonra diğer bir sarayda, Buckingham Palace’da, Kraliçe Victoria’ya mağlup olan kralın altın ve yeşimden asasını ve Avrupa’ya yolculuk etmiş olan ilk Pekin köpeğini armağan etti. Köpek yavrusu da ganimetin bir parçasıydı. Adını da “ganimetçik” anlamına gelen “Lootie” (üstte sağda) koymuşlardı !..
Çin, cellatlarına muazzam bir tazminat ödemeye mecbur kaldı, zira medeni uluslar topluluğuna katılma işi bayağı masraflı olmuştu. Ve kısa bir süre içinde en önemli afyon pazarına ve Lancashire’da üretilen İngiliz kumaşlarının en büyük alıcısına dönüştü..
19. yüzyılın başlarında, Çin atölyeleri dünya sanayi üretiminin üçte birini tek başlarına gerçekleştiriyorlardı. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde bu oran altıda bire düşmüştü..
Çin daha sonra Japonya tarafından istila edildi. Bu çok zor olmadı. Zira artık uyuşturulmuş, aşağılanmış ve her şeyi alınmış bir ulustu..

EDUARDO GALEANO’NUN “AYNALAR / NEREDEYSE EVRENSEL BİR TARİH” ADLI KİTABINDAN DERLENMİŞ BİR YAZIDIR..  



Leave a reply:

Your email address will not be published.