782 ) DÜNYAYI DEĞİŞTİREN “SİYAH İNCİ” !..

    

Futbolun sadece futbol olmadığı zamanlardı. Çok değil on yıl önce dünya, nüfusunun yüzde üçünü kaybetmiş, tüm dünyayı tehdit eden bir zırdelinin zalim rejimine son vermiş ve yeniden hayata dönmekle meşguldü. Futbol bu dönemde yükselişe geçti ve savaşın ruhlarına oyduğu dinmek bilmeyen kederi üzerlerinden atmak isteyen halkların tutunacağı dal oldu..
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra düzenlenen üçüncü dünya kupasıydı. 1950′de Brezilya, 1954′de İsviçre ve şimdi 1958′de yine bir savaş yüzü görmemiş ülke olan İsveç’de yapılıyordu turnuva.. Final maçı Brezilya ve İsveç arasında oynanıyordu. Brezilya, kendisinden pek de beklenmeyen bir futbol oynamış ve finale kadar gelmişti. Ama sadece finalin değil, tüm kupanın tek bir yıldızı vardı ; o da 17 yaşında tüm dünyanın ilgisini çekmeyi başaran uzun yüzlü, sivri burunlu ve siyah derili Pelé idi.. Turnuva boyunca tam 13 gol atmıştı. Eve döndüğünde kendisine düşük meblağlı bir çek ve bir de televizyon verildi..

Brezilya’nın yoksul mahallelerinden çıkıp henüz 17 yaşındayken dünya kupasında top koşturma şansı yakalamış olan Pelé, 1958 Dünya Kupası’nda ülkesini, tarihinde ilk defa dünya şampiyonu yapmıştı. Başta Brezilya, tüm dünya şaşkındı. Zira o zamanlar dünya, gücü güçle terbiye etmekten ve güçlülerin kazanmasından başka bir seçeneğe pek de aşina değildi. Ama dünya kupasını neredeyse nezaketen davet edilmiş bir ülke kazanıyordu işte. Üstelik dünya kupasını kucaklayıp evine götürdüğü dönemde Brezilya, siyasi ve ekonomik anlamda tutarlı ve güvenilir bir ülke de değildi..
Kupadan dört yıl önce yani 1954′de, ülkeyi 1930′dan beri yönetmekte olan popülist lider Getulio Vargas intihar etmişti. Vargas, askeri bir darbeyle başa gelmiş, önceleri popülist çıkışlarıyla dikkat çekmiş, ancak 1938′den sonra “estado nuvo” (yeni ülke/yeni Brezilya) söylemleriyle ülke yönetiminde teraziyi popülist bir diktatör olma rotasına çevirmişti. Vargas’ın intiharı, kuşkusuz ülkeyi derinden etkiledi. Brezilya, dört yıl içinde dört adet başkan değiştirdi. 1958′de tarihinde ilk kez dünya kupası kazandığında ülkenin başkanı Juscelino Kubitschek idi.. Kubitschek, aslında gelecek vaat eden bir lider olsa da, ondan sonra Brezilya bir türlü iflah olmaz bir döngünün içine girdi..  
İlk kupadan sonra Brezilya’nın tarihi üçer beşer yıllık aralarla kendi kendini tekrar eden ve dokunanı yakan bir ateş topuna döndü. Televizyonu olan kafelerde ve barlarda sol ve sağ grupların oturup yan yana Pelé’nin gollerini takip ettiği, anlatıldığına göre işkencecilerin işkenceye maç molası verdiği yıllardı.. Ülkede sa ve sol arasında tek ortak nokta kalmıştı ; o da Pelé idi.. Ülke kendi içinde çalkalanıyordu, ama Brezilya futbolu, tüm dünyanın yeni akçesiydi şimdi. Pelé ile Brezilya 1962’de Şili’de ve 1970’de Meksika’da dünya kupasını yeniden kazandı.. 

 

1964′de ülkede darbe oldu ve darbe hükümeti, 1971′e kadar Brezilya’nın tüm özgürlüklerini rafa kaldırdı. Ülkede var olmasına izin verilen tek özgürlük, genç erkeklerin bir gün Pelé gibi dünyaca ünlü bir futbolcu olma hayali kurmalarıydı. Brezilya, futbolcuları devrimcilere tercih ediyordu !..
Dünya ise, siyahların spordaki başarısını keşfetmiş ve bunu alabildiğine sömürmenin tadına varmıştı. Pelé, köle neslinden sonra, dünyanın ilk ünlü siyah sporcularından biri olarak, hem ezilenlere hem de ezenlere çok şeyler öğretti..
Brezilya 1800′lü yılların sonlarında köleliği resmen kaldırdığı dönemde, nüfusunun yüzde on beşini Afrika’dan getirilen köleler oluşturuyordu. İlerleyen yıllarda siyahların nüfusa oranı daha da arttı. Köle ticaretinin dünya ekonomisini harladığı dönemlerde ise, yeni dünyaya köle indirilen en büyük liman, Brezilya’da idi..



Pelé, 1940′da doğduğunda, sonradan “favela” olarak anılacak olan, Brezilya’nın yeni yeni oluşmakta olan teneke mahallelerinde köle doğmuş ve daha sonra yeni yasalarla özgürlüğüne kavuşmuş siyahiler hala yaşıyordu. Brezilya, büyük ölçüde tarıma dayalı bir toplumdu ve Avrupa kamuoyunda bir tür “kabile devleti” olarak kabul görüyordu..
1958′de Pelé, dünya kupasını ve bir anlamda dünya spor tarihini değiştirdiğinde, siyahiler için de bir gol atmış oldu. Zira o, tüm dünyanın izlediği bu turnuvayı ; dönemin en güçlü ülkeleri listesinde adı geçmeyen, nüfusunun yarısına yakını siyah ve yarısından fazlası yoksul bir ülkeye kazandırmıştı. Oysa örneğin o yıllarda “dünya gücü” olma hususunda cüretkar ve ani adımlar atmış olan ABD’de siyahlar, sistematik ırkçılıkla cebelleşiyordu. Ku Klux Klan, yakamadığı siyahları asıyor, asamadıklarını vuruyor, vuramadıklarını dövüyordu. Güney Afrika’da “apartheid” yani büyük ayrımcılık dönemi, korkunç uygulamalarıyla vicdanı olanları felç etmekle meşguldü. İngiltere ise içindeki İrlandalıları bir türlü bastıramamış olmanın hicabını yaşıyordu !..


Pelé hayatı boyunca pek politik olmadı ve daima da Maradona ile kıyaslandı. Maradona, Bush’a karşı tavır almış, Fidel Castro’nun elini sıkmış ve anti-emperyalist cephede olduğunu her zaman belirtmiştir. Tüm bu dönem boyunca Pelé, FIFA’nın yanında saf tutmuş ve localarda sermayedarlar arasında oturmuştur. Ama şu da bir gerçektir ki, Pelé’nin 1958’de, 1962’de ve 1970’de elde ettiği başarının kendisi, bizzat anti-emperyalisttir. “Öteki”nin golüdür ve değerlidir..
Pelé, yaşamının farklı dönemlerinde hem direnmenin, hem de popülizme yenilmenin vücut bulmuş halidir aslında. Çünkü temelini gerçek anlamda eşitlik bilincinden almayan tüm “ezilmiş” çıkışları, eninde sonunda popülizmin pençelerinde can verir. Neticede Pelé de, yıllar içinde bu popülizme kurban gitti. Popülist otokrasilerin demokrasi gibi yutturulduğu ve her şeyin kendi suretine yenildiği dev bir neo-liberal derebeyliğe dönüşmüş olan dünyada, kaç “ünlü” dik durabiliyordu ki zaten…

EZGİ AKSOY’UN “KARAKARGA”DAKİ YAZISINDAN ALINTIDIR.. (İSTATİSTİK VE FUTBOL TARİHİ AÇISINDAN BAZI MİNİK EKLEMELERDE BULUNDUM)  

Leave a reply:

Your email address will not be published.