781 ) TARİKAT VE SAPKINLIK…

         

Jim Jones ezilmişlerin de dışlanmışların da sesi olması gerektiğine inanan, eşitliği önemseyen sıradan bir iyi insandı. 1951 yılında İndiana Komünist Partisi’nin toplantılarına katıldı, yine iyi niyetlerle.. Sonrasında partilerin halkı büyük yanlışlara sevk ettiği düşüncesi hasıl oldu kendisinde. Gerçek anlamda eşitliğin yakalanabilmesi için kiliseye sızmak gerekiyordu.. 
İlk iş olarak kilise adına kapı kapı dolaşıp, tuhaf bir şekilde, evcil maymun satışı ile para topladı. Hümanist ve sempatik tavırlarıyla özellikle Afro-Amerikalı siyah nüfus üzerinde etkili oldu. Niyeti hâlâ iyiydi. Kendi organize ettiği performanslar ile mucizeleri gerçekleştirebileceğine insanları ikna etti.. Tekerlekli sandalyedeki kötürüm bir kadını yürüttü. Kanser hastası birçok kişinin tümörünü çıkardı. Amacı yardım etmekti, niyeti iyiydi. Tabii ki kimse o zaman felçliyken yürüyen kadının aslında Jones’un sekreterinden başkası olmadığını, çıkan tümörlerin de aslında tavuk ciğerleri olduğunu bilemiyordu. 

  

Çaresiz insanların zaaflarından yararlanan Jones adeta beyin yıkıyor ve hızla takipçilerini artırıyordu. Her geçen gün kiliseye gelenlerin sayısı artıyor ve insanlar tüm maddi tasarruflarını ve hali hazırdaki kazançlarını kiliseye bağışlıyorlardı. Allah’ın himmetiydi bu maddi birikim onlar için. Niyet hep iyiydi, kutsaldı..
En nihayetinde, 1955 yılında, kendi tarikatını kurdu, adını da “İsa’nın Yolundaki Halkın Kilisesi” koydu ve “yeraltına” indi. Gitgide büyüyen “Halkın Kilisesi” tarikatının niyeti konusunda kimse dışarıdan bir şey bilemiyordu artık. Çünkü ayinler büyük bir gizlilik içinde, kapalı kapılar ardında, sadece müritlerle yapılmaya başlanmıştı..

    

Yıllarca böyle devam ettikten sonra, insanların tarikata yönelik merakı medyanın da ilgisini çekmişti. Bu durumdan rahatsız olan Jones medyadan ve modern hayattan kaçma kararı aldı ve en sadık müritleriyle beraber Guyana’da ormanlık bir araziye taşındı. Bölgeye Jonestown adı verildi. Varını yoğunu satıp tarikata bağışlayan müritler iyi niyetlerle Jonestown’a yerleştiler, aralarında iş bölümü yaptılar, komünal hayata geçtiler. Beraber tarım alanlarında çalıştılar, çiftlik hayvanlarının bakımını, gündelik işleri ortakçı bir anlayışla yaptılar. Liderin emir ve telkinlerini herkese rahatlıkla ulaştırabilmesi için hoparlör sistemi kurdular..
Jones’un niyeti, kendi tabiriyle, “Sosyalist Cennet”e ulaşmaktı. Hedefe de yaklaşılmıştı.. 
Dünyanın geri kalanıyla irtibatı koparan Jonestown’daki sessizlik tarikat üyelerinin ileri gelenlerinden bazılarının yakınlarının bir inceleme heyeti göndermesiyle son buldu. Heyetin içinde Kongre üyesi Leo Ryan ve ekibi de vardı. 
17 Kasım 1978′de uçakla yola çıkıldı ve tarikat merkezine ulaşıldı. Jones heyetin gelmemesi için sert bir şekilde uyardı ama ekip bölgeye ulaştı. Tarikat üyelerinden on beş kişi artık orada kalmak istemediklerini söyleyerek senatörle beraber kamptan ayrılmak istedi. Buna çok sinirlenen Jones silahlı adamlarını gönderdi ve uçağın etrafında, pistte, Senatör Ryan ve dört müridini öldürttü. Ayrılmak isteyen herkesi ölümle tehdit etti..

Kasabadan ayrılmak isteyenlerin yanı sıra tarikattan ayrılmanın hiç de doğru olmadığını savunan fanatik müritler de vardı tabii ki.. Neticede 18 Kasım 1978 akşamı hoparlörlerden duyurularak müritlerini meydana toplayan Jones, daha önceden hazırlattığı siyanürlü içeceği içmelerini söylediğinde hiç tereddüt etmeden zehiri yudumluyanlar, çocuklarına içirenlerle doluydu kamp.. Yüzlerce mürit gözü kapalı emirlere uydu ve ölüme yürüdü.. Kaçma teşebbüsünde bulunanlar ya diğer üyelerce intihara zorlandı ya da ateşli silahlarla vurularak öldürüldüler..
Jim Jones da kendi silahıyla kafasına sıkarak intihar etti.. Son anlarda niyetinin ne olduğunu kimse bilemedi, bilemezdi.. 
Toplamda 250’si çocuk, 911 kişi öldü.. Müritlerinin % 68’i siyahtı. Edinilen bilgilere göre tarikat, ırkçılığa ve ayrımcılığa maruz kalmış, toplumdan soyutlanmış kişileri özel olarak seçmişti. Jones’un son vaazında “Evlatlarım, ölümde büyük bir şeref vardır. Ölümden korkmayın, ölüm yalnızca farklı bir boyuta adım atmaktır,” demişti..

FBI soruşturmanın ardından ses kaydını servis ettiğinde, konuşmanın sonlarına doğru ağlayan çocukların ve bağıran insanların sesi çok net duyulmaktaydı..
Tarikat üyelerinden bazıları mucizevi bir şekilde katliamdan kurtulmuşlardı. 79 yaşındaki işitme engelli Grover Davis intihar anonslarından habersiz kulübesinde uyuduğunu, Stanley Clayton da silahlı tarikat mensuplarını atlatıp ormanın içine kaçabildiği için katliamdan kurtulmuştu..
Yakın tarihin bu en kitlesel intiharı 2006 yılında “Jonestown : Halkın Kilisesi’nin Yaşamı ve Ölümü” adıyla belgesel ; 2013 yılında “The Sacrament” adıyla sinema filmine konu olmuştur. 
Benim de aklıma Dante’nin o meşhur sözü geliyor işte :
“Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir..”

CENGİZ BOZKURT’UN “TARİKAT, SAPKINLIK VE GUYANA SENDROMU” BAŞLIKLI YAZISINDAN ALINTIDIR..        

Leave a reply:

Your email address will not be published.