774 ) MUTFAKTAKİ SIR !..

İnsanlık tarihi iki tür döngüyle şekillenmişti : Bitkilerin büyümesi ve güneş enerjisinin değişen döngüleri (gece-gündüz ve yaz-kış).. Gün ışığı az olduğunda ve buğday tarlaları hala yeşilken, insanların çok az enerjisi vardı. Gıda depoları boştu, vergi memurlarının işi olmaz, askerlerin hareket etmesi ve savaşması zorlaşır ve krallar genellikle barışı korumaya çalışırlardı. Güneş pırıl pırıl parladığında ve buğdaylar olgunlaştığında ise köylüler mahsulü toplar ve depoları doldururlardı, vergi memurları kendi paylarını almak için harekete geçerler, askerler kaslarını esnetir ve kılıçlarını bilerlerdi. Krallar konseyleri toplayarak bir sonraki seferlerini planlarlardı. Herkes buğday, pirinç ve patates olarak alınan güneş enerjisiyle beslenirdi..
Bu uzun bin yıllar boyunca, insanlar her gün enerji tarihindeki en önemli icatla karşı karşıya geldiler ama bunu fark edemediler. Ne zaman bir ev kadını veya hizmetkar çay yapmak için su kaynatsa veya ocağa bir tencere patates koysa bunu görebiliyorlardı. Su kaynadığında kabın veya tencerenin kapağı fırlıyor, yani ısı harekete dönüşmüş oluyordu. Fırlayan kapaklar insanlar için baş belasıydı, özellikle de tencereyi ocakta unuttuklarında ve su her yere taştığında.. Kimse gerçek potansiyeli göremedi.. 

Isıyı harekete çevirme konusunda kısmi bir gelişme, 9. yüzyılda Çin’de barutun icadından sonra gerçekleşti. Başlangıçta barutu bir şeyleri fırlatmak için kullanma fikri o kadar akla aykırı geliyordu ki, barut yüzyıllar boyunca sadece patlayıcı olarak kullanıldı ; en sonunda tüfekler ortaya çıktı. Belki de bir bomba uzmanı, barutu havan gibi bir şeyin içine koyup da havanın uzaklara doğru büyük bir güçle fırladığını görünce, tüfek yapmak aklına geldi ?.. 
Kısacası, barutun icadıyla etkili topların kullanılması arasında 600 yıl geçti..
O zaman bile ısıyı harekete çevirme fikri o kadar sıradışıydı ki, insanların ısıyı harekete çeviren makineleri icat etmeleri için 300 yıl daha geçmesi gerekmişti. Bu yeni icat, İngiliz kömür madenlerinde ortaya çıktı.İngiliz nüfusu arttıkça büyüyen ekonomiyi beslemek, evlere ve tarlalara yer açmak için ormanlar kesiliyordu, bunun sonucunda İngiltere’de ciddi bir odun sıkıntısı başlamıştı ve nihayet ormanlar iyice azalmaya yüz tutunca, oduna alternatif olarak kömür kullanılmaya başlandı. Kömürlerin büyük kısmı sel arazilerinde idi ve su baskınları madenlerin daha alt tabakalarına ulaşılmasını engelliyordu ; sorun bir çözüm bekliyordu. 1700’lerde İngiliz maden kuyularının etrafında tuhaf bir gürültü duyulmaya başlandı. Sanayi Devrimi’nin doğuşunu müjdeleyen ve ilk başta belli belirsiz duyulan bu gürültü, geçen her yılla birlikte daha da güçlü hale gelerek en sonunda tüm dünyayı ele geçirdi.. Bu gürültünün kaynağı buhar makinesiydi..

     

Pek çok buhar makinesi tipi vardır ama hepsi tek bir ortak ilke üzerinden çalışır. Kömür gibi bir yakıtın yakılmasıyla ortaya çıkan ısı, suyu kaynatır ve buhar oluşturur, buhar genleşince pistonu iter, piston hareket edince de ona bağlı olan şey harekete geçer.. İşte, böylece ısıyı harekete çevirmiş olursunuz !.. 
18. yüzyılda İngiltere’deki kömür madenlerinde piston, madenlerin dibinden su çıkaran bir pompaya bağlanmıştı. İlk motorlar son derece verimsizdi, küçücük bir su birikintisini dışarı pompalamak için devasa miktarlarda kömür yakılması gerekiyordu. Madenlerde kömür hemen el altında ve çok fazla olduğundan kimse bunu sorun etmiyordu..  

İlerleyen yıllarda İngiliz girişimciler buhar makinesinin etkinliğini artırarak, makineleri kömür madenlerinden kurtardılar ve dokuma tezgahlarıyla çırçır makinelerine bağladılar. Bu yeni durum, tekstil üretiminde devrim niteliğinde bir gelişime yol açarak daha önce üretilmemiş miktarlarda ucuz tekstil üretebilmenin önünü açtı ; göz açıp kapayıncaya kadar İngiltere dünyanın tekstil atölyesi olmuştu. Bundan daha da önemlisi, buhar makinesinin madenlerden çıkarılması önemli bir psikolojik engelin aşılmasını sağladı. Eğer dokuma makinelerini çalıştırmak için kömür yakabiliyorsanız, aynı yöntemi neden diğer şeyler, örneğin araçları hareket ettirmek için de kullanmayasınız ?..
1825’de İngiliz bir mühendis, buhar makinesini kömür dolu vagonlara bağladı, makine vagonları madenden 20 km uzaklıktaki en yakın limana kadar taşıdı ; bu, tarihteki ilk buharlı lokomotifti.. 15 Eylül 1830’da ilk ticari demiryolu hattı Liverpool ile Manchester arasında açıldı.. Trenler, daha önce buhar makinelerinin su pompalamak ve dokuma tezgahlarını çalıştırmak için kullandığı buhar gücüyle hareket ediyordu. 
Sadece 20 yıl sonra, İngiltere’nin binlerce kilometrelik demiryolu ağı vardı..

(KAYNAK : YUVAL NOAH HARARI, “Hayvanlardan Tanrılara SAPIENS”)



Leave a reply:

Your email address will not be published.