769 ) İSLAM’DA AKILCILIK…


Felsefe, İslam statüsüne Türk soyundan gelen Ebu Hanife (699-767) ile girdi. Ebu Hanife, akla uygun olmayan hiçbir kuralın uygulanamayacağını söylüyordu. Tutulacak yolu “nakil” değil, “akıl” gösterecekti. “Şu din büyüğü böyle dedi, bu din büyüğü böyle yaptı” diye akla uygun olmayan kurallara boyun eğmek gerekmezdi.. Akla uygunluğu da, tartışmalar sonucunda, çoğunluğun oyu belirtecekti..

“Akılcılık Yolu” ; “Cebriye”yi, “Kaderiye”yi ve “Mutezile”yi doğurdu.. 
Soru şuydu “Yaptıklarımı ben mi yapıyorum, Allah mı yaptırıyor ?..”

“CEBRİYE”ye göre ; yaptıklarımızı biz yapıyorduk ;
“KADERİYE”ye göre ; Allah yaptırıyordu ; 
“CEBRİYE”liler soruyorlardı : “Öyleyse neden biz sorumlu olalım ?..”

“MUTEZİLE” de “CEBRİYE” ile birleşerek şöyle diyordu : “İman kitapta ise, akıl da insandadır. Kader diye bir şey yoktur. Allah benim işime karışmaz, ne ceza verir, ne armağan.. KİTAP da Allah sözü değil, kul sözüdür..”



8. yüzyılda Vasıl bin Ata ve onu izleyenlerin meydana getirdiği “MUTEZİLE” akımı, adını şuradan almıştır.. Ünlü gizemci Hasan Basri’nin öğrencisi olan Vasıl bin Ata, “Mürtekib-i Kebir / Büyük Suçlu” konusunda hocasıyla anlaşmazlığa düşmüş, ondan ayrılmış ve öğretisine, Arapça “ayrılma” anlamındaki “itizal” sözcüğünden türetilen, “ehli sünnetten ayrılanlar” anlamında “MUTEZİLE” denmiştir..

Vasıl bin Ata’nın başkaldırdığı sorun şuydu : “Madem ki ceza ölümden sonra verilecek, demek ki cezayı ruh çekecektir. Madem ki ruh ölümsüzdür, öyleyse nasıl yanıp kül olacak ?..”

“Mutezile”ciler “kader”i inkar ederler ; onlara göre kul kendi eylemlerinin yaratıcısıdır. Böyle olmasaydı, Allah tarafından belirlenen eylemlerinden dolayı sorumlu olamazdı. Eğer “kader” varsa ve insana bütün eylemlerini Allah yaptırıyorsa, neden kendi yaptırdığını gene kendisi cezalandırıyor ?..

İslam dünyasının ilk “KELAMCILAR”ı da Mutezilerdir..İslam felsefesinde aklın yadırgamayacağı tüm tezleri ileri sürmüşlerdir. Bu yüzden, İslam felsefesinde özgür felsefeyi gerçekleştiren İLK ve TEK felsefe akımıdır..  Onlara göre Allah’a insansal nitelikler yakıştırılamaz, O, öç alıcı, cezalandırıcı, armağan verici sayılamaz.. Kur’an, Allah kelamı değil, kul kelamıdır ve “mahluk”tur (sonradan yaratılmıştır)… “Mucize” diye bir şey yoktur, evrende akıl dışı hiçbir olay gerçekleşemez.. 



SÜNNİLER tarafından “sapkınlık” sayılan “MUTEZİLE” düşünceleri beş ilkede toplanabilir :

1. İnsan, eylemini kendisi yaratır. Özgürdür ve kadere bağlı değildir. Böyle olmasaydı kendi eyleminden sorumlu olmaması gerekirdi. Tanrı tarafından cezalandırılması da onun kendi eylemini kendisinin yarattığına en büyük kanıttır. Yoksa Tanrıcılık ceza, Tanrılık adalete aykırı olurdu.. (Bu görüşleri nedeniyle “Adaletçiler” anlamında “Asha Al-Adl”, kaderi inkar etmelerinden dolayı da “Kaderiyye” adlarıyla anılırlar.)

2.Tanrı’nın kendisinden ayrı nitelikleri yoktur. Nitelik öz’den ayrı ve bağımsızdır ; bundan ötürüdür ki, Tanrı’nın özünde ya da özüne eklenen nitelikler kabul etmek birçok tanrıların varlığını kabul etmek demektir.. (Bu görüşünden dolayı da “Birlikçiler” anlamında “Ehl-i Tehvid” olarak adlandırılırlar)..
“MUTEZİLE”ye göre Tanrı bilgindir ama bilgisi olduğundan ötürü değil, her şeyi görür ama görme niteliği olduğundan değil. Tanrı demek her şey demektir, O’na ayrıca nitelikler yüklemek gerekmez..

3. “MUTEZİLE”ye göre inanlı (Mümin) ile inansız (kafir) arasında bir rütbe daha vardır : Kabahatli (fasık).. Büyük günah işleyenler ne mümindir ne de kafir, “fasık”tırlar. Ölmeden önce tövbe ederlerse mümin, etmezlerse kafir olurlar..

4. Kötülerin cezalandırılması ve iyilerin ödüllendirilmesi Tanrı için zorunludur (vaciptir). Bağışlama (şefaat) ancak Tanrı’nın haklarıyla ilgili tapınma alanında olabilir..

5. İyiyi ve kötüyü “akıl” ayırır..



ORHAN HANÇERLİOĞLU’nun “Düşünce Tarihi” adlı kitabından derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.