767 ) TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ 1573-1576…

     

“Türkiye Günlüğü 1573-1576”, bir Protestan rahip olan Stephan Gerlach tarafından yazılmış.. Avusturya elçisiyle birlikte İstanbul’a gelen Gerlach’ın aylara bölerek tuttuğu günlük 1674′de torunu Samuel Gerlach tarafından Frankfurt’ta yayımlanmış.. İstanbul’un tarihine, yaşama düzenine, “İstanbul dünyası”na birinci elden tanıklık..
Yalnızca 16. yüzyılın sonu da değil, Vaiz Gerlach geçmişten işittiklerini de günlüğüne geçirmiş. Mesela Kasım 1573′te “Makbul” ve “Maktul” İbrahim Paşa’ya ayrılan bölüm enikonu çarpıcı. Hemen herkesin tanıdığı ve Kanuni’nin kız kardeşiyle evlenmiş olduğunu sandığı İbrahim Paşa, vaizin işittiklerine göre, herhangi başka bir hanımla evli ; Gerlach bu hanımın adını vermiyor.. 

(İsmail Hakkı Uzunçarşılı da, Topkapı Sarayı Arşivinde 5860 numara altında, İbrahim Paşa’nın karısına gönderdiği on bir mektuptan bahseder. Bunlardan birisi, evlendikten dört ay sonra, 930 zilhiccesinde yani 1524 yılı Ekim ayında, deniz yoluyla Mısır’a gittiği sırada, Gelibolu’dan hareketi öncesinde gönderdiği ilk mektuptur.. İbrahim Paşa’nın gerek bu gerekse diğer mektuplarından hanımın padişah kızı olmadığı anlaşılacağı gibi, Kumkapı’da 1532′de yaptırmış olduğu cami dolayısıyla bu hanımın adının Muhsine olduğu ve Muhsine Hatun diye bir mahalle de olduğu bilinmektedir..)

Padişahın eşi (Gerlach yine isim vermiyor ama besbelli Hürrem Sultan) “hem İbrahim Paşa’ya hem de eşine düşmanlık besliyormuş.” 
Gerisi şöyle :
Padişahın eşi bir gün onları ziyarete gittiğinde, İbrahim Paşa’nın eşine ait bir sürü ziynet eşyasının arasında, altın ve mücevherlerle süslü bir çift ayakkabı görmüş. Bunlar Venediklilerin bir armağanı imiş ve padişahın eşi böylesini o güne kadar hiç görmemiş. Bu pabuçların kendisine verilmesini istemişse de İbrahim Paşa’nın eşi, kendisine verilen bir armağanı başkasına veremeyeceğini söyleyerek reddetmiş…
Hürrem Sultan fena halde kızıyor. Bir çift, altınlı, değerli taşlı ayakkabının ardından bir de mendil görüyor, “Sultan Süleyman’a ait bir mendil.” (Hürrem Sultan’ın özene bezene işlediklerinden olabilir mi ?) Hürrem Sultan büsbütün kuşkulanıyor. İddiaya göre, bu mendili Sultan Süleyman bir gün avlanmaya çıktığında, İbrahim Paşa’ya tutması için vermiş, o da evinde muhafaza etmiş.
Gerlach elbette İstanbul’un sokaklarında, evlerinde sürüp gitmiş söylentilerden yola çıkarak bu bilgileri devşiriyor. İmparatorluğun payitahtında kozmopolit bir kalabalık var. Vaiz de değişik uluslardan, değişik dinlerden kişilerle sıkı ilişkiler içinde. Demek ki 1570′lerde önce “makbul” sonra da “maktul” İbrahim Paşa’nın yaşam serüveni böylesi söylentilerle yorumlanıyormuş..

14 Ekim 1573′de “padişahın Korfulu eşi” yirmi arabalık bir kafileyle vaizin ve elçilik heyetinin bulunduğu kervansarayın önünden geçiyor. Bu padişah eşi Nurbanu Sultan ; uzun yıllar Safiye Sultan ile karıştırılan ünlü Baffo.. Gerlach’ın birinci elden tanıklığı, başta Hammer, tarihçilerin dikkatini çekmemiş..
Nurbanu Sultan’ın arabası gösterişsizmiş. Bütün arabalar kırmızı kumaşla örtülü. Nurbanu Sultan’ınkinde tek fark, çivi başlarının altın kaplama olması.. Arabanın önünden sarı külahlı, arkebüz tüfeği taşıyan yeniçeriler yürüyor. Haremağaları (vaiz, “hadım edilmiş zenciler” diyor) at üstünde refakat ediyorlar. 
Dönem, İkinci Selim’in öldüğü, Üçüncü Murad’ın tahta geçtiği günler. Gerlach’ın duyduğuna göre, padişah ölmeden önce beş oğlunu yanına çağırtmış, başlarına geleceği bildiğinden ağlamış, hatta “onları yanına defnetmelerini vasiyet etmiş.”
31 Ocak 1575′de Protestan vaizi, İkinci Selim’in kabrini görmeye gidiyor. “Kabir Ayasofya’nın güney tarafında, güzel bir çadırın altında” yer alıyormuş. Sandukanın üstü sırma ipliklerle dokunmuş örtülerle kaplı, yine sırma işlemeli “çok güzel” bir kumaş yayılmış..
Ayakucunda kendi tabutuna benzeyen beş küçük tabut dizili. Bunlarda padişahın beş oğlu, yani Murad’ın kardeşleri yatıyor. Bu tabutların da üzerine güzel örtüler sermişler. Örtülerin üzerine de giysilerini ve som altından geniş kuşaklarını yerleştirmişler. Her bir tabutun başucunda güzel tüylerle bezenmiş bir sarık ve sırma, siyah beyaz ipliklerle dokunmuş birer mendil bulunuyor..
Dört bir yanda cam vazolar, çeşit çeşit çiçek, özellikle güller, iki büyük mum. Dualar, ilahiler okunuyor. İstanbul halkı çadırın önünden geçerken “çömelip dua ediyor”muş..

“Türkiye Günlüğü”nün tanıklığını sürdürürken, yeni padişah Üçüncü Murad için söylenenleri de saptıyor. Sultan, dindarlığı, adalete değer vermesi ve iyi kalpliliğiyle tanınıyormuş. Halk sağduyusunu da önemsiyormuş..
Valide Sultan Nurbanu dışında diğer hanımlar eski saraya gönderilmişler. Yeni padişahın eşi için de ilginç bir saptama söz konusu : Safiye Sultan, “Murad’ın eşi, Moldovya voyvodası Peter’in kızıdır. Murad Anadolu’ya geçtiği zaman annesi ona bu cariyeyi armağan etmişti..”

Kasım 1575′de Gerlach önemli bir bilgi ediniyor : “Rivayete göre, Mehmed’in şimdiki hükümdar tarafından azledilmesi bekleniyor.” Adı geçen Mehmed Paşa ünlü Sokullu.. Henüz saygınlığını koruyor. “Türkiye Günlüğü”nün sayfaları arasında ona ilişkin çok önemli bilgiler var. Avusturya elçisiyle Sokullu birebir görüşüyorlar. Dikkatle okunduğunda ünlü vezirin handiyse kişiliğini yakalıyorsunuz. Gerlach devam ediyor :
“Mehmed Paşa hergün 1500 kişiyi besliyormuş. Kendisine sınır bölgelerinden armağan edilen 300 genç kızı ve 200 oğlanı sarayında barındırdığı gibi, Boğaziçi’ndeki konağında da bir sürü hizmetkarı varmış. 90 terzisi ve zindanında 900 Hristiyan tutsağı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca hizmetinde kapıcılar, çeşnigirler ve çok sayıda başka görevliler çalışıyormuş..

Gerlach’ın kaleme getirdiklerinde 16. yüzyıl sonundaki İstanbul’un Hristiyan ve Yahudi dünyası sayısız ayrıntıyla karşımıza çıkıyor. Kilise törenlerinden, kutsal günlerdeki yemeklerden bir Rum evindeki düğüne, bu bilgiler ve yaşantılar İstanbul’un tarihine gerçekten ışık tutuyor.. 
Topkapı Sarayı’nda verilen yemek ve huzura kabul ediliş, adeta görselliği ağır basan bir anlatımla tasvir edilmiş. Saraya gidiş, avlulardan geçiş, nihayet “sütunlu bir koridor”da yemek sofrasına buyur ediliş : Sofrada pirinç yemeği, kızarmış tavuk, koyun eti, bıldırcın, fırında pişmiş elma ve kabak varmış. Sokullu Mehmed Paşa davetlilerle birlikte yemiş..
Önce paşalar huzura alınıyor. Sonra öteki kişiler, yabancılar, genç soylular, herkes padişahın eteğini öpüyor. “İki Türk görevlisi padişahın yanına götürülenleri kollarından yakalıyor ve ellerini bile oynatmayacak kadar sıkı kavrıyorlar..”
Üçüncü Murad biraz yüksekçe bir yerde oturuyormuş. Bu görkemli oda “sırma ipliklerle dokunmuş halılar”la kaplıymış. Pencerelerde kıymetli taşlar. Gerlach “adeta bir sahne gibi yüksekçe olan bölümün duvarları altın varakla kaplanmıştı” diyor..

SELİM İLERİ’nin “İstanbul Bu Gece Yine Sensiz” adlı kitabından alıntıdır. 
  
    

Leave a reply:

Your email address will not be published.