761 ) ANADOLU’DAKİ TÜRK-MÜSLÜMAN VARLIĞI YÜZ YIL ÖNE ÇEKİLDİ !..



Güney Fransa’da bir Ortaçağ kasabası olan Nimes yakınlarında gerçekleştirilen kazılarda 2016 yılı Mart ayında ortaya çıkan üç mezar ile iskeletlerin, Avrupa topraklarında bilinen en eski İslami gömüler olduğu anlaşıldı. Bir otopark inşaatı kazısı sırasında tesadüfen ortaya çıkarılan iskeletler 7-9. yüzyıllara tarihlendirildi. Bu kişilerin Halife Ömer dönemindeki Berberi askerler oldukları da kuvvetli ihtimallerden biri..

Amasya yakınlarındaki Oluz Höyük’te 2010 yılında açığa çıkmaya başlayan Ortaçağ mezarlığı, Anadolu topraklarının erken Türk tarihi ile ilgili sakladığı önemli sırları öğrenmemizi sağlayan çok ciddi bir arkeolojik keşif oldu. Bu keşfin en çarpıcı yönü, Türklerin Anadolu’daki bilinen en erken biyolojik kanıtlarına ulaşmamızdır. 
Nimes’de İslami gelenekleri uygulayan bir topluluğun varlığına işaret eden gömüler de, aynı Oluz Höyük’de olduğu gibi Erken Ortaçağ’a tarihleniyor. İskeletler üzerinde yapılan ileri araştırmalar, mezarlara gömülen bireylerin Avrupalı değil, Kuzey Afrika kökenli olduklarını kanıtlıyor..
Nimes’deki (altta ve üstte) Müslüman mezarlarının en temel özellikleri, basit toprak gömüler olmaları. Başları batıda, ayakları doğu yönünde olan iskeletlerin vücutları kısmen, yüzleri ise tamamen kıbleye dönük. Mezarlardan biri basit bir mimariye sahip olması ile diğerlerinden ayrılıyor. Mezar çukurunun çevresine büyük olasılıkla yakındaki yapılardan sökülmüş kaba yontu taşlarla belirleyici ve basit bir taş dizisi yapılmış.

Oluz Höyük Ortaçağ Mezarlığı kazı çalışmaları sırasında yapılan ilk arazi gözlemleri de, açığa çıkarılan bireylerin İslami geleneklerle gömülmüş olduklarına işaret etmişti. Basit çukurlara gömülmüş bireyler baş batıda, ayaklar doğuda olmak üzere elleri göbek hizasında birbirine bağlanmış ya da vücuda paralel uzatılmış biçimde gömülmüşlerdi. Yüzler ise daima kıbleye bakıyordu. Mezarların çatı kiremitleri, taşlar ve ahşaplarla farklı biçimlerde oluşturulmuş olması, sahiplerinin malzeme zafiyeti yaşayan insanlar olduğunu da kanıtlıyordu. Oluz Höyük dışından taşınmış ve mezarlarda kullanılmış Geç Roma Dönemi kiremitleri, mezarlık sahiplerinin yakın çevreyi iyi tanıyan, buna karşın ellerinde hazır gömü bulunmayan, yani göçebe insanlar olduğuna işaret etmekteydi..
Oluz Höyük’de 2013 yılında antropoloji uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal tarafından iki iskeletin yaş tayini analizleri yapılmış ve söz konusu bireylerin 1020-1077 tarihleri arasında ölmüş oldukları ortaya çıkmıştı. Ancak bu tarihler, Oluz Höyük’ü mezarlık olarak seçmiş bir göçebe grubun 1020 yılları yaşanırken en azından 100-150 yıldır Amasya bölgesinde bulunduğunu göstermektedir.
Oluz Höyük bulgularının Türk arkeolojisi ve tarihine yaptığı en önemli katkı, Oğuz göçlerinin 11. yüzyıl değil, 10. yüzyılda başlamış olduğunu kanıtlamasıdır.  
Buna ek olarak, Anadolu bütününde ilk defa Türk varlığı, arkeolojik ve tarihi kaynakların birlikte değerlendirilmesi ile bilimsel açıdan belgelendirilmiş ve 10. yüzyıl gibi erken bir tarihe taşınabilmiştir. Bu bağlamda Kuzey-Orta Anadolu’da öncü Türk grupların 10. yüzyılın başlarından itibaren dağınık da olsa görünmeye başladığı kanıtlanmıştır..

Oluz Höyük’ün en düşündürücü mezarını 6 yaşındaki bir kız çocuğuna ait iskelet ile buluntuları oluşturmaktadır. Söz konusu iskeletin kulak hizasında tunç küpeler, göğüs kısmının sağ tarafında ise tunç fibula (çengelli iğne) ele geçmiştir. Sol kulak küpesi basit bir halka şeklindedir. Sağ kulak küpesi diğerine benzer bir halkaya takılmış muska biçiminde, alt kısmında sarkaçları olan, ortası delik ve içi boş bir gövdeden oluşmaktadır. Döküm tekniğinde oluşturulmuş muska biçimli gövdenin yüzeyinde arabesk esintili yuvarlak hatlı motiflerle oluşturulmuş bezemeler vardır. Henri de Couliboeuf de Blocqueville’in 1860 yılında Harezm bölgesinde yaşayan Teke Türkmenlerinin aile hayatı ve gelenekleri hakkında önemli bilgiler verdiği seyahatnamesinde çizimini yayınladığı 19. yüzyıl gümüş Türkmen küpesi ile Oluz Höyük 11. yüzyıl tunç küpesi arasındaki çarpıcı benzerlik, mezarlığın, İslamiyet’e geçtikten sonra “Türkmen” olarak anılmış Oğuzlara aidiyetini şüpheye yer vermeyecek biçimde kanıtlamaktadır..

   

Batı Avrupa’daki Nimes Müslüman mezarları ile Kuzey-Orta Anadolu’daki Oluz Höyük Türkmen Mezarlığı arasında 3200 km olmasına rağmen, İslami gömü gelenekleri temelinde çarpıcı benzerlikler bulunduğu gözlenmektedir. Her iki merkezdeki bireylerin yatış şekilleri, kıble ile olan ilişkileri ve mezar çukurunu çevreleyen taşların kullanımı neredeyse aynıdır. 
İslamiyet’e 7. yüzyılda geçmiş Kuzey Afrika halkı ile 9-11. yüzyıllarda Müslüman olmuş Anadolu Oğuzlarını cenaze defin noktasında buluşturan husus, binlerce kilometrelik mesafelere karşın, evrensel bir din temelinde oluşmuş güçlü geleneklerdir..


(HAYRİ FEHMİ YILMAZ’ın, “#tarih dergi “nin 2016-Nisan sayısında yer alan yazısından alıntıdır.)

Leave a reply:

Your email address will not be published.