759 ) ÜLKEMİZİN İLK TÜRK FOTOĞRAF SANATÇISI..

    

Bahaettin Bediz 19 Haziran 1875 tarihinde İstanbul’un Unkapanı semtinde doğmuş, ilköğrenime memleketi Hanya’da başlamıştı.Devlet memuru olan babası İstanbul’a tayin olunca, 1883 yılında ilkokulu orada bitirmişti. Galatasaray Sultanisinin beşinci sınıfında okurken babası ölünce, 1895′de tekrar Girit’e dönmüştü..
Babası İbrahim Rahmi (Giridi) Efendi Arapça, Farsça, Yunanca bilen, muhasebe eğitimi almış, okumayı yazmayı çok seven bir memurdu. “İdarecilerin Siyasette İlerleme Yolu” isimli eseri Sultan Abdülhamid yönetimince yasaklanmıştı. Onun yetiştirdiği Bahaettin de Jön Türk fikirleri öne çıkan, idealist ve eğitimli bir kişi idi.. Zaten bu yüzden, babası vefat ettiğinde, İstanbul’dan uzaklaşmak istemişti..

 

Girit’te “yerel Jön Türklük” diye tanımlanabilecek bir akım ortaya çıkmış, kaçak Osmanlı Jön Türklerinin yönetiminde ve yerel aydınlar tarafından örgütlenmişti. Bahaettin de bu hareketin içindeydi. Girit’te önce kırtasiye, sonra, 1897′de, bir fotoğrafçı dükkanı açmıştı. Konuyla ilgili Fransızca kitaplar okuyarak mesleğini geliştiriyordu. Dükkanının önündeki ağaca bağlı duran beyaz atına atlar, Girit’i dolaşıp fotoğraflar çekerdi. Giderek stüdyosunu büyütmüş, yanına yardımcılar bile almıştı.. Girit Meclisinde Müslüman halkı temsil etmek üzere milletvekili olmuştu. 1908′de İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra, Girit de Yunanistan’a katıldığını açıklayınca yabancı askerler çekilmiş, adada huzursuzluklar artmış, ticari alanda ise pazar küçülmeye başlamıştı. Bahaettin Bey İstanbul’da stüdyo ve ev aramaya başladı. Adadan ayrıldığında, 1890 ile 1920 yılları arasında çektiği 1500-2000 civarındaki negatif camı geride bırakmak zorunda kaldı.. Manzara ve insanlar, binalar, limanlar, eski Girit kaptanları, ihtilalciler, metropolitlerin ve yabancı askerlerinden oluşan kocaman bir “arşiv”..

Bahaettin’in İstanbul’a gidişi sadece Girit’te fotoğraf piyasasının bitmesiyle ilgili değildi ; kendisine yeni görev yeri olarak burayı seçmişti. Resneli Niyazi’den öykünerek, İstanbul’da “Resne Fotoğrafhanesi” adını verdiği atölyeyi kurdu. Çok ilginçtir ki, Resne Fotoğrafhanesi ile Baha Sait Bey’in bürosunda toplanan Karakol Cemiyeti, yani Teşkilat-ı Mahsusa, aynı binada idi !..
Dükkan komşusu Baha Sait Bey’in İttihat ve Terakki’nin isteğiyle ilk Alevilik-Bektaşilik araştırmasını yapması da, Bektaşi olan Bahaettin‘in yer seçiminin de rastlantısal olmadığını gösterir..
Bahaettin Bey 1925 yılına kadar İstanbul’da işgali ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını yaşar. “Meclis-i Umumi Üyesi” sıfatıyla milletvekillerinin kim olacağına karar veren komisyondaydı. İki dükkan daha açıp çok para kazanmasına karşın, parayı hayır işlerine harcıyordu. Fakir çocukları okutuyor, Donanmaya, Fukaraperver Cemiyetine, Hilal-i Ahmer’e ve Türk Ocağı’na devamlı bağışlar yapıyordu. 1921′de Hilal-i Ahmer Sergisinde madalya ile ödüllendirilmişti…
Takvimler 1925 yılını gösterdiğinde ise, İstanbul’daki işleri bozulmuş, vergisini bile ödeyemez hale gelmişti. İzmir’e taşınmaya karar verdiler. İkinci Beyler Sokağında ikinci “Foto Resne”yi oğlu Mehmet Rıza ile birlikte açtılar.. Çektikleri fotoğrafların arkasına Girit ve İstanbul’daki göz alıcı marka baskı yerine “Resne Fotoğrafhanesi Behaettin Rahmi Bediz ve oğlu Rıza-İZMİR” yazan basit bir kaşe vurmaktaydılar..

Rıza Bediz, parasal sıkıntılarını ve İzmir’deki yaşantılarını anlatırken, adeta bir mahkum hayatı yaşadıklarını ama yine de birbirlerine tutunarak ayakta durmaya çalıştıklarını anlatır. Fotoğrafhanenin bir bölümü perdeyle kapatılıyor, akşam olunca buraya çocuklar için yer yatakları konuyordu. Tek odada ise ebeveynler kalıyordu..
Tüm bunlara karşın Bahaettin Bey’in arkeolojiye olan ilgisi de sürmekteydi. 1927′de İzmir Antikite Müzesi’nin özel fotoğrafçısıydı. Bergama, Efes, Sardes, Afrodisias’ta fotoğraflar çekmiş, aynı yıl 9 Eylül Sergisi’nde altın madalya almış, 1928′de İzmir Belediyesi için Fransızca “Album de Smyrne” isimli çalışması basılmıştı..

    

Bahaettin Bey 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca “Bediz” soy adını aldı. Seyit Ali Ak, “Girit’ten İstanbul’a Bahaettin Rahmi Bediz” adlı kitabında, “Bediz”in öz Türkçede “resim” anlamına geldiğini söyler..

Bahaettin Bey 1937 yılında Ankara’da Türk Tarih Kurumu’na Fotoğraf Atölyesi Şefi olarak girmiş, Prof. Dr. Hamit Zübeyr Koşay başkanlığında Çörtük Alacahöyük’ü, Erzurum / Karaz ve Çorum / Pazarlı kazılarını fotoğraflamıştır..

Türkçesi mükemmel olan, Latin alfabesini iyi bildiği halde tüm notlarını eski Türkçe ile tutan, operayı çok seven ve tüm opera temsillerini kaçırmamaya çalışan, “Carmen” operasını Türkçeye çeviren, bazı bölümlerini ise ezberden okuyan Bahaettin Bediz, 1951 yılında, oğlu Rıza’nın Beşiktaş’taki evinde bu renkli hayata gözlerini kapar.. Hayattaki en büyük hayali olan bir fotoğraf okulunun açıldığını göremeden..

Uz. Dr. METİN ÖZER’in “KNK, Kış/2016″daki yazısından derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.