758 ) TRAJİK BİR DİKTATÖR ÖYKÜSÜ !…

    

Portresini yazacağım kişi, ülkesinin doğrudan halkoyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanıydı !.. Seçilmesinde din önemli etken oldu.. Ona göre ideoloji ve siyaset, mantıksal düşüncenin olduğu kadar inancın da ürünüydü. Tarihin gelişmesini, Tanrı’nın gönderdiği ve ilerlemeyi temsil eden büyük insanlar gerçekleştiriyordu !.. Kendini “kurtarıcı” olarak tanıttı ! Bunu kimse yutmazdı ama ülkede ağır bir ekonomik ve siyasal kriz vardı.. Uygulanan ekonomik politikalar sonucu yeni gelişen sanayicilerin ve şirketlerin gelirlerinde büyük artış olurken, nüfusun büyük çoğunluğu yoksullaşmıştı. İşçiler sağlıksız koşullarda çalışıyor ve yaşıyordu. Köylerde topraksız kalanlar kentlere göç ediyordu.. 
Aç halk hemen her gün muhalif gösterilerde bulunuyordu. Böylesine siyasal atmosferde ya devrimciler kazanacaktı ya da onun gibi muhafazakarlar.. Sadece bu ülkede değil komşu ülkelerde de devrimler başlamıştı. Ülkenin zenginleri bölgede bir hayalet gibi dolaşan – “kızıl tehlike”den korkuyordu. İşte o dönemde yakın çevresiyle birlikte parti kurdu. Meclise aday oldu ve seçildi.. İsteği cumhurbaşkanı olmaktı..
1848 Şubat ayında ülkesinde büyük bir altüst yaşandı. “Şubat Devrimi” sonucunda iktidara “Geçici/Koalisyon Hükümet” geldi. Başlarında bir şair vardı !..
10 Aralık’ta cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı. Kolları sıvadı.. Orta sınıfa ve çiftçilere “düzen” ve “refah”, yoksullara “yardım” sözü verdi. Konuşmalarındaki sihirli sözcük “istikrar” idi..Köylülerin biriken borçlarını sıfırlayacağını söyledi. Özgür basından bahsetti ; işçilere grev hakkı vermek gibi demokratik haklardan bahsetti. Ülkenin devrimcileri ona karşıydı ama yanında ağzı laf yapan liberaller vardı.. Ülkenin en güçlü dini cemaati yanındaydı.. Ülkenin en zenginleri yanındaydı.. Ayrıca İngiltere sermayesi de destekçisiydi.. 
Kısa bir süre cezaevinde tutuklu kalmayı “mağdur” edebiyatına dönüştürmeyi başardı.. Kazanması için her şey yapıldı. Örneğin, oy kullanma alanları daraltıldı. Sonuçta, rakiplerinin parçalanmışlığından da yararlanıp rekor bir oyla cumhurbaşkanı seçildi. 7,5 milyon oyun 5,5 milyonunu aldı.. 

Ülkede ilk kez halkın oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanı vardı. 
Buna “İkinci Cumhuriyet” adı verildi..
İlk icraatı ; yönetim ve ordunun kilit noktalarına adamlarını getirmek oldu. Ardından kendine koşulsuz bağlı hükümet atadı. 
İkinci icraatı ; komşu ülkedeki iç çatışmada dini örgütlere yardım etmek oldu ! Sadece komşu ülkeye değil, komşu olmayan bir ülkenin de iç işlerine müdahale edecekti..
Ordularının, cumhuriyet isteyenlere karşı savaşması, ülkedeki cumhuriyetçilerin büyük tepkisine yol açtı. Fakat dağınıktılar, etkileri olmadı. Cumhurbaşkanı bunu bildiği için her istediğini yaptı : 
İşçilerin örgütlenme ve gösteri hakkını ellerinden aldı.. Basın organlarına izin alınmadan verilen yayın serbestisine son verdi… Dincilerin okul açmasına, din hocalarının eğitimi denetlemesine izin verdi.. İngiltere ile serbest ticaret anlaşması imzaladı.. 
Ekonomik politikaları hep tutarsız-dengesiz olacaktı.. Karşı çıkanlara, bayındırlık hizmetlerini ya da demiryolu inşaatlarını anlatarak cevap verdi.. “İyileştirme gerekiyorsa bu ancak benden gelir,” diyordu.. Verdiği reform vaatlerini anımsatanlara, aldığı oy yüzdesini hatırlatıp, “referandum tehdidini” kullandı..
Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan köylülerin gelenekçiliğinden ve halkın cahilliğinden yararlanıyordu…
Ve sonra dediğini yaptı, ülkeyi referanduma götürdü. Ama referandumdan yirmi gün önce bakın ne yaptı.. 
Anayasa dört yılını tamamlayan bir cumhurbaşkanının yeniden seçilmesini önlüyordu. Anayasa’yı değiştirmek için Meclis’te gereken dörtte üç çoğunluğu elde edemeyeceğini biliyordu. Dağınık durumdaki cumhuriyetçiler de birleşme toplantıları yapıyordu.. Cumhuriyet’in “nimetlerinden” yararlanan bu kişi ne yaptı dersiniz ?.. Darbe yaptı !..  Darbeciler 2 Aralık 1852 gününü bilinçli seçmişti ; çünkü 2 Aralık dini bayramdı !.. Sabaha karşı 04.00′te harekete geçtiler. Önce kimi komutanlar ve milletvekilleri gözaltına alındı. Halk, duvarlara yapıştırılan kağıtlardan Meclis’in feshedildiğini okudu.. 

İki gün sonra, Cumhuriyetçiler sokağa çıktı.. O güne kadar Cumhuriyet’in ordusuna güvenmişlerdi, yanılmışlardı. Ayaklandılar..
Darbeciler ; 300 kişiyi öldürdü, 59 kişi idam edildi, 6.642 kişiyi hapse attı, 9.530 kişiyi sürgüne gönderdi, 2.804 kişiyi kamplara yolladı, 5.000 kişiyi gözetim altına aldı.. 1545 kişi de yurtdışına kaçmak zorunda kaldı..    
21 ve 22 Aralık 1852′de yapılan referandum sonucuna göre, artık cumhurbaşkanı 10 yıl değiştirilemeyecekti ! Ama bu da yetmedi.. Yaklaşık bir yıl sonra yapılan 2 Kasım 1853 referandumunda ise imparator seçildi !..
Bu, “II. Cumhuriyet”in sonuydu. Ama İngiltere, Almanya, Rusya, Avusturya-Macaristan yeni imparatoru hemen tanıdı..
Yeni imparatorun ilk yaptığı yeni ticaret anlaşmaları imzalamak ve soyluluk unvanlarını geri vermek oldu !..
Artık ülke polis devletiydi. Öyle ki, ülkenin ulusal marşı, devrimci fikirler içeriyor diye yasaklandı..
Yeni imparatoru tanımayanlar da oldu.. Dünya tarihinde ilk bombalı suikasttan kurtuldu.. Direnen bir avuç devrimciydi.. Aydınlar umutsuzluğa kapılmış, ordu kendine güvenini kaybetmişti.. O ise, ataları gibi büyük askeri zaferler kazanacağını sanıyordu ! Her sıkıntıda, dikkatleri dışa yöneltmek için savaş yaygaracılığı yapmayı sürdürdü. Ve Almanya’ya açtığı savaş sonunu getirdi.. Ordusu bozguna uğradı, hükümeti devrildi.. Önce Almanlara esir düştü (altta, kendisini teslim alan Bismarck ile) sonra her daim koruyucusu olan İngiltere’ye kaçtı ve orada can verdi..
Peki… Kimdi bu imparator ?.. 

Adı, Charles Louis Napoléon Bonaparte idi.. Yani III. Napoléon ..
20 Nisan 1808′de Paris’te doğdu.. Babası Louis Bonaparte, Napoléon Bonaparte’ın erkek kardeşiydi.. Annesi Eugenie-Hortense de Beauharnais ise Napoléon Bonaparte’ın üvey kızı idi..

   

III. Napoléon, siyasal terminolojiye bir kavram kazandırdı : Bonapartizm..
Dar anlamıyla ; 19. yüzyılda Bonaparte ailesinin iktidarını koruması için izlenen politikaya verilen isimdi..
Geniş anlamıyla ise ; iktidarı emekçilerin alamadığı ama burjuvazinin de alacak kadar palazlanamadığı için siyasal gücünü bürokrasiye devrettiği rejimin adıydı..
Kavramı gündeme getiren, Karl Marx idi.. “Kapitalist toplumda icra-i görevdeki grubun, bir kişinin yönetiminde olması ve devletin diğer tüm bölümlerine ve topluma diktatörce bir kuvvet uygulamasıdır..”
Aralık 1851-Mart 1852 tarihleri arasında New York’ta yazdığı “Louis Bonaparte’ın “8 Brumaire’i” adlı eserinde Karl Marx ; III. Napoléon’un gerçekleştirdiği darbeyi, amcası Napoléon Bonaparte’ın daha önceden gerçekleştirdiği darbeyle kıyasladı ve daha sonra popüler olacak olan şu cümleyi yazdı :
“Hegel, bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur : Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş : İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak !..”

 

Leave a reply:

Your email address will not be published.