757 ) AYDA EZAN SESİ !…

   

Ay seyahatinden dönmüş olan astronotlar dünyayı gezerken Neil Armstrong’un yolu Kahire’ye de düşer. Kendisine gösterilen ilgiden gayet memnun olan Armstrong, belli bir anda hipnotize olmuşçasına suskunluğa gömülür ve sonrasında şöyle bağırır : “Hey, bu müzik sesi de ne ?..”
Batı ilminin en üst mertebesini temsil eden konuklarının bu cehaleti nedeniyle kahkahalara boğulmamak için kendilerini zor tutan Mısırlılar, duyduğu şeyin müzik değil, Müslümanları ibadete çağıran ezan olduğunu söylerler. Sonra Armstrong ; “Ben bunu daha önce işitmiştim,” der..
Elbette işiteceksiniz, dünyada bir milyara yakın Müslüman var. Hangi İslam ülkesine gitseniz orada mutlaka ezan okunur, cevabını aldığında ise Armstrong’un yüzü kireç gibidir : “Ben, dünyayı kastetmiyorum, bu sesi Ay’da da duydum. Aman Allah’ım, seni şurada yanı başımda değil, ta Ay’da buldum..”
Sonra bir süre sessizliğe gömülen Armstrong ; “Ay’a besmelesiz ayak basmışım. Besmeleyi şimdi çekiyorum. Artık ben de Müslümanlardanım,” diyerek ilahi mucizeyi tescillemiş oluyordu..

Hikayenin tan olarak nerede başladığını söylemek elbette kolay değil. Yine de biz 7 Mayıs 1946′dan başlayalım.. “Soğuk Savaş”ın başlangıcından yani.. 
O gün Fransa’da savaş sonrası ilk seçimin galibi olan Fransız Komünist Partisi’nin lideri Maurice Thorez başbakan yardımcılığından azledilirken, dört komünist bakan da kabineden uzaklaştırılacaktır.. 
Sonrası örtülü ve açık işgaller, meydan okumalar, kültürel çatışmalarla doludur. Bir tarafta silahlanma yarışı vardır, diğer tarafta nüfuz alanlarını genişletmek için yapılan diplomatik ataklar… Ve elbette uzayın fethi..
Aslında uzaya ulaşma amacıyla yapılan ilk roket, Alman mühendisliğinin bir ürünüydü. Savaştan sonra Almanya’nın uzun menzilli roketlerini tasarlayan bilim adamları büyük ölçüde ABD’ye iltica ettiği halde uzay yarışında ilk büyük başarıları kazanan da SSCB oldu. Yörüngeye yerleştirilen ilk uydu, ilk hayvanlı uçuşlar ve Yuri Gagarin’in büyük yolculuğu.. 
Bu arada Soğuk Savaş’ta da ABD için işler pek yolunda gidiyor sayılmazdı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Arap milliyetçisi hareketlerin tamamı SSCB’nin etkisi altına girmişti. Kore bölünmüş ve kuzeyinde komünistler hakim olmuştu. Vietnam’da durum parlak olmadığı gibi, Avrupa’da patlayan grev ve işgal dalgaları ABD topraklarına ulaşmış, Vietnam Savaşı protestolarıyla bütünleşmişti. Küba Devrimi sonrası Sovyetler’in nüfuz alanı ABD’nin “arka bahçesine” kadar ulaşırken, devrimin liderleri Küba’nın haritadan silinmesini dahi göze alarak SSCB’nin Küba topraklarından ABD’ye nükleer saldırı düzenlemesi için uğraşıyorlardı..

20 Temmuz 1969′da Ay yüzeyine adım atacak olan ilk astronotların seçimi dahi Soğuk Savaş ile doğrudan ilgiliydi. Ay görevlerinin hiçbir aşamasında SSCB’nin etkisinde olabilecek materyalist bilim insanlarına yer verilmeyecekti..
Ay yüzeyine atılan ilk adım elbette çok sayıda şehir efsanesine de yataklık etmiştir. Uzaylılarla temas, ayda kola keyfi, aslında Ay’a hiç gidilmemiş olması ve bütün hikayenin bir stüdyoda gerçekleşmiş olması gibi.. Bunların içinde en yaygın olanı ise kuşkusuz Armstrong’un Ay’da duyduğu ezan sesidir..
Efsanenin tarihsel, kültürel ve sosyolojik kaynakları üstüne elbette pek çok şey söylenebilir. Tıpkı en az bunun kadar asılsız olan, Anthony Quinn’in, Kaptan Cousteau’nun ya da Tolstoy’un Müslüman olması ; dünyanın güneşe bir milim yaklaşması halinde kavrulup, bir milim uzaklaşması halinde donacağı iddiası gibi.. Ancak bu tarihsel, kültürel ve sosyolojik arka plan başlı başına bir tez konusu olabilecek bir hacimdedir. Bu yüzden biz efsanenin somut kaynaklarından bahsedelim..

   

Ay görevinde yer alan bilim adamı ordusunda Mısırlı Faruk El Baz (üstte) da vardır 1967 yılında NASA’ya kabul edilen El Baz, altı yıl boyunca Apollo projesinde de önemli görevler alır. Gerek iniş bölgelerinin saptanması, gerekse astronotların eğitiminde önemli katkıları vardır..
Efsaneye kaynaklık eden olaylar dizisi ise 1971′de Apollo-15 ekibinin Ay’a gidişi ile başlamıştır. Aslında Ay’a son insanlı uçuş olarak planlanan bu göreve büyük bir önem atfediliyordu. Son uçuş olması düşünüldüğü için daha önceki uçuşlarda görülmemiş yoğunlukta ekipman kullanılacaktı ve tüm ekip bu nedenle heyecanlı olduğu kadar endişeliydi de.. Ekipte yer alan Alfred Merril Worden (üstte sağdaki foto, ortada oturan) da Ay uçuşlarında görev alan diğer astronotlar gibi aktif bir Hristiyan idi. 

Worden uçuş sırasında yanına İncil’i de alacaktı. Buna karşılık Faruk El Baz, “Gerekli teknik önlemleri aldık ancak inancım gereği manevi bir önlem olarak yanında bunu da götürmeni istiyorum,” diyerek Worden’a Fatiha Suresi’nin bir kopyasını da verir. Uçuş başlayıp Apollo-15 Ay yörüngesinde turlamaya başladığında kumanda modülü Endeavour’un pilotu olan Worden ilk raporlarını telsiz aracılığıyla NASA’ya iletmeye başlar. Yer ekibi ile yapılan sohbetler dünyanın her yanındaki amatör telsizci ve basın mensubu tarafından da takip edilmektedir. Worden, Faruk El Baz’ın ricasıyla, dünyaya Arapça olarak şu sözleri iletir : “Merhaba dünya ehli, Endeavour’dan hepinize selam olsun..”
Görev sona erip dünyaya dönen ekip basınla sohbet ederken, bu söz üzerinden konu Arapçaya, İncil’e ve Kuran’a da gelecektir. Alfred Worden yolculuk sırasında yanlarına İncil ve yer ekibinin Müslüman üyesi El Baz’ın isteği ile Kuran’dan bir ayet aldıklarını belirtir. Bu söyleşi Mısır gazetelerinde yer aldıktan sonra İslam coğrafyalarını dolaşmaya başlar. Cezayir, Tunus, Afganistan derken haber 1982′de Hindistan’a ulaştığında, Apollo-15 çoktan Apollo-11′e dönüşmüştür bile !.. Alfred Worden da artık Neil Armstrong’tur !.. “Merhaba dünya ehli, Endeavour’dan hepinize selam olsun” sözleri ise ezan sesi halini almıştır !..  
Hindistan’daki İslami çevrelerde adeta fırtınaya neden olan bu “haber”, bu kez dalgalar halinde diğer ülkelere geri döner. “Mucize” o kadar çarpıcıdır ki, orijinal haberin ilk kez yayınlandığı Mısır’da dahi büyük ilgi görür ve milyonlarca Müslüman, haberin aslına dönüp bakma ihtiyacı hissetmeden iman tazelemiş olur !..
Haber o kadar ses getirir ki NASA birçok açıklama yapmak zorunda kalır. Bu kez de “Batı, İslam’ın yayılmasını engellemek için Ay’da ezan gerçeğini inkar ediyor” söylentileri yayılır..

Bu “mucize”yi Türkiye’de duyuran ise, bugünlerde “paralel” diye anılan cemaatin dergisi olan “Sızıntı” olur. Derginin Ekim 1983′de yayımlanan 57. sayısında Safvet Senih imzalı yazıda olay şu şekilde geçmektedir :
“Ay’da bir şeyler olsa gerek. Ay’a ilk adım atan astronot Neil Armstrong, geçen sene Mısır’da duyduğu ezan sesi üzerine, bu daveti Ay’a çıktığı zaman da duyduğunu ve çok heyecanlandığını söylemiş sonra da Müslüman olmuştu..”

Bütün bu hikayeyi “80’lerde çocuk olmak” bahsi açıldığında anlatabilmeyi ben de isterdim elbette, ancak bugün hâlâ kulaktan kulağa aktarılan bu “mucize”nin gerçekliğine inanan milyonlarla iç içe yaşıyor olmak pek eğlenceli gelmiyor. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan olayların bile bu denli şekil değiştirilebilmesi bir parça göz korkutmuyor değil..
İnsan bazen gerçekten hayret ediyor doğrusu.. 



(ERDİNÇ  YÜKSEL’in “1982 Bir Uzay Efsanesi” adlı yazısından alıntıdır.) 

Leave a reply:

Your email address will not be published.