753 ) GÜNEŞ IŞIĞININ SIVI HALİ !…

   

Eski Romalılar döneminde damıtma yoluyla elde edilen alkolü ifade etmek için kullanılan Latince “aqua vitae / yaşam suyu”nun kapsamı Ortaçağ’da genişlemiş, deyim aynı yöntemle üretilen yüksek alkollü içkileri tanımlamak için de kullanılmaya başlamıştır. Heme bütün Batı dillerinin dağarcığına giren, bugün Fransızcada “eau de vie”, İtalyancada “acquavita”, İskandinav dillerinde “akvavit” biçimlerinde yer alan ifade, Erken Ortaçağ’da alkol damıtımıyla uğraşan İrlandalı rahipler tarafından İrlanda Galcesine, kelimesi kelimesine “uisce beatha” olarak çevrilmiş, İskoç Gal diline ise sadece bir harf değişikliği ile, “uisge beatha” ( “üski va” şeklinde okunuyor) olarak geçmiştir.. Deyiş, zaman içinde günlük dilde kısalarak “uisgi”ye nihayet bugün bütün dünyanın söylediği haliyle “viski”ye evrilmiştir..

#tarih dergi’nin 2016/Temmuz sayısında Burkay Adalığ “viski dosyası”nı bu satırlarla açıyor..
Böylece, viski üretiminin MS 1000-1200′lerde, Ortadoğu’dan Batı’ya geri dönen Haçlı rahiplerin yanlarında taşıdıkları imbikleri önce Avrupa’ya sonra da İrlanda ve İskoçya’ya getirmesiyle başladığını öğreniyoruz..
Bununla beraber, viski ile ilgili İLK yazılı kayıt “yeni” sayılabilir : 1494 tarihli belgede viski yerine hâlâ Latince “aqua vitae” ifadesi yer alsa da, konunun İskoçya’da viski üretimiyle ilgili olduğu açıkça anlaşılmaktadır.. İskoçya maliye defterlerinde, 1494 yılında kaleme alınan bir yazıda, “Kralın emriyle John Cor’a aqua vitae yapmak üzere sekiz bol arpa maltı verilmesi..” şeklinde bir ibareye rastlanıyor. “Bol”, o zamanlarda kullanılan bir ölçü birimi ve bu miktarda arpa maltı ile yaklaşık 1250 şişe viski üretilebileceği hesaplanıyor..
1608′de, dünyanın İLK lisanslı damıtımevi olan “Old Bushmills”in İrlanda’da kurulmasından sonra ; 1600′lü yıllarda İrlanda ve İskoçya’dan Amerika’ya giden kolonistlerin yerleştikleri yeni topraklarda bolca bulunan başka bir tahılı, yani mısırı kullanarak viski yapması, Amerika kıtasındaki viski tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir.. 

İngiltere ve İskoçya krallıklarının birleşmesini takip eden dönemde, 1725 yılında konan “Malt Vergisi” İskoçya’da büyük bir ayaklanmaya neden olmuş ve bu dönemde vergi ödememek için viski gizlice üretilmeye başlanmıştır. Geceleri ay ışığında arpadan viski damıtan İskoçlar bu içkiye “moonshine / ay ışığı” adını vermişlerdir. Bugün de, yeni üretilmiş ve henüz fıçıya girmediği için renksiz ve şeffaf olan viskileri adlandırmak için kullanılan bu romantik çağrışımlı teknik terim, o günlerden günümüze mirastır..

Viski, üretildiğinde şeffaf bir sıvıyken, fıçıda olgunlaştıkça altın rengini alır. Üreticiye ve kullanılan üretim tekniğine göre değişiklik göstermekle birlikte, fıçıda olgunlaşırken her sene viskinin hacminin en az % 2’si buharlaşır.. Viski üretiminin din adamlarıyla başlamış olmasının da etkisiyle, kaybolan bu bölümün meleklere gittiği düşüncesi hakim olmuştur. “Angel’s Share / Meleklerin Payı” sözü, günümüzde de viski üreticilerinin sıklıkla kullandığı teknik bir terimdir.. 

    

Araya bir de İskoç deyişi ekleyelim :
“İrlandalı viskiyi icat etti ama onu hasta katırlar için merhem olarak kullandı. Sadece benim vatandaşlarım viskiyi içmeyi akıl etti !..”
Ama şunu da belirtmekte yarar var : John Jameson, İrlanda Viskisi denildiği zaman akla gelen ilk isimlerden. 1870′de Dublin’de kurulan damıtımevinde, İskoç viskilerinden farklı olarak, üç kere damıtarak viski üretmeye başlayan Jameson, korsanlarla savaşarak ülkesine hizmet eden ailesine verilen “Sine metu / Korkusuz” unvanını ürettiği şişelerin etiketlerine basma geleneğini günümüzde de sürdürüyor..
1875-1889 yılları arasında Fransa’daki şarap üretiminin % 75 azalmasına neden olan “filoksera / asma biti” salgını, viskinin gelişmesi ve dünya pazarında kendine yer edinmesi bakımından canalıcı bir rol üstlenmiştir. Filoksera yüzünden özellikle Fransa’da bütün bağlar mahvolmuş, üzümler kaybedilmiş, pek çok ülkeye şarap ve konyak sevkiyatı yapılamamıştır. Kayıtlara “Büyük Fransız Şarap Felaketi” adıyla geçen bu dönemde asma bitinin oynadığı tarihsel rol, viskinin evrensel popülerliğini artırmak olmuştur..
Bu arada, bir “viski efsanesi”ni anmadan geçmek de olmaz.. Bu, “Tennessee Viskisi”nin mucidi Jack Daniel’dir..

Doğum sertifikası olmadığı için, 1849 ya da 1850′de doğduğu tahmin edilen JASPER NEWTON “JACK” DANIEL, 1.55′lik boyuna rağmen şık giyimi ve gustosuyla dikkat çeken karizmatik bir iş adamıdır. Lynchburg’da iki bar işleten, herkesin at arabası kullandığı dönemde otomobil süren, Steinway marka piyanosunu çalmaktan hoşlanan, Patek Phillipe marka saat kullanan Jack’in o dönem için oldukça rafine zevkleri olduğunu söylemek mümkün.. Jack’in hiç evlenmediğini ve çapkınlığıyla meşhur olduğunu da ekleyelim !.. Rivayete göre efsane markası “No.7”, adını onun yedi sevgilisinden alıyor !..
Asabi bir karaktere sahip olan Jack bir sabah açamadığı kasasına tekme atınca ayak parmağında oluşan yaranın iltihaplanması ve sonrasında da kangrene kadar giden enfeksiyon yüzünden önce parmağını, daha sonra da ayağını ve bacağını kaybediyor. Altı yıl daha yaşayan Jack, 1911′de öldüğünde yeğenlerine dev bir viski imparatorluğu bırakıyor..

    

Bir başka bilgi ile yazıyı sonlandıralım…
Ünlü İskoç şairi ROBERT BURNS viskiye düzdüğü methiyeler ile ünlü edebiyatçılardan biri.. Her sene onun doğum günü olan 25 Ocak 1759′a atfen 25 Ocak’ta “Burns Night” gerçekleştiriliyor ve dünyanın dört bir yanındaki viski severler bu içkiyi ve şairi anma etkinlikleri düzenliyorlar..
Burns’ün dünyaca ünlü “Tam O’Shanter” şiirinde geçen ve O’Shanter’i kovalayan “Cadı Nannie” kısa eteğiyle bir viskiye adını verecek kadar ünlü bir karakter : CUTTY SARK !.. Eski İngilizcede “cutty sark”, “kısa etek” anlamına geliyor !.. (altta)

 

Son sözü de Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, ABD’li büyük romancı WILLIAM FAULKNER’e bırakalım
“Uygarlık damıtımla başlar..”

NOT : Blog yazımın başlığı İrlandalı ünlü yazar BERNARD SHAW’a aittir..      


Leave a reply:

Your email address will not be published.