739 ) NEOLİBERALİZM NE Kİ !..

   

ABD, 1946-1970 sürecinde ekonomik açıdan “altın çağ” yaşadı. 1970′lerin başındaki petrol krizi ve Vietnam bozgunu ABD ekonomisini yapısal krize soktu. 
Yeni bir iktisadi ve toplumsal düzene ihtiyaç duydular : Neoliberalizm !.. 
Ama korkuyorlardı ; çünkü “yeni” diye yutturulacak sistem 1929′daki dünya ekonomik krizinde bozguna uğramıştı..
Şili “laboratuvar” olarak seçildi. Halkın oylarıyla iktidara gelmiş S. Allende, 11 Eylül 1973′de faşist General Pinochet’nin askeri darbesiyle yıkıldı. Pinochet’nin ekonomi danışmanlığına neoliberal Milton Friedman getirildi. Darbeci generalin “ekonomi prensleri” ise Friedman’la aynı ekolden gelen “Şikago Okulu”ndan mezun Şilililerdi.. Özal’ın prensleri gibi !..
Bu Şilili “prensler” hemen sosyal devlete son verdi. Eğitimden sağlığa her şeyi paralı yaptılar. Şili pazarını ardına kadar yabancı sermayeye açtılar. Özelleştirme yaptılar. Başta tarım olmak üzere üretimi azaltıp ithalatı artırdılar. Maaş ve ücretleri dondurdular ve buna rağmen vergileri çalışanların sırtına yüklediler. Evine, otomobiline, kredi kartı limitine göre insanlar saygı görmeye başladı !..
Bu arada “aman döviz, aman borsa” diyen ekonomistler halkı kandırmaya başladı : “Kemerleri sıkın, sonra her şey güzel olacak !..” Bu süreçte gelir dağılımı arasında uçurumlar ortaya çıktı. Kimse olup bitene ses çıkaramadı çünkü ; “piyasa baskılardan kurtulmalıdır” diye sendikaları yok ettiler.. 
Sesini çıkaracak kimse yoktu çünkü askeri darbe, muhalefeti işkencelerden geçirip cezaevine attı. Toplumsal muhalefet ; feminist, çevreci, eşcinsel, yeşiller, hayvan hakları gibi küçük gruplara bölündü. Etnik ayrılıklar gündeme getirildi ; etnik siyaset baş tacı edildi. Kimlik politikası, neoliberalizm yoluyla, ülkeyi sadece siyasal olarak kamplaştırmakla kalmadı, ekonomik olarak gelir dağılımı politikasının da yerine geçti. 
Bu neoliberal değerleri savunanlar, gazetelerde yazdırılıp televizyonlara çıkarıldı. Halkı ezen bu iktisadi plan “devrim” diye yutturuldu.. 



Finans merkezli “kumar ekonomisi” 1929 küresel krizinden sonra tekrar “piyasaya” sunuldu. 1979 sonrası, İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan ile tekrar model yapılan Neoliberalizm, 1991′de, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla gücünün doruğuna ulaştı.. 
Biliyorsunuz, adına “ekonomik devrim” denen bu “film” Türkiye’ye Turgut Özal ve “24 Ocak Kararları” ile geldi ; 12 Eylül Askeri Darbesi ile “gösterime” sokuldu. 12 Eylül’e pek bu açılardan bakılmadı. Örneğin, Pakistan’da kamulaştırma yapan halkçı lider Zülfikar Ali Bhutto’yu darbeyle düşürüp idam ederek neoliberal politikaları hayata geçiren Ziyaü’l-Hak ile Kenan Evren’in “kardeş” ilan edilmesi tesadüf mü ?..
Fakir çocuklara bedava süt verilmesi uygulamasını kaldırdığı için ülkesinde “süt hırsızı” denen M. Thatcher, dünyaya “demir leydi” diye yutturuldu. Kovboy aktör R. Reagan’dan “efsane başkan” yaratıldı !.. Bizde ; Özal’a “devrimci” diye methiyeler düzüldü ; aynen ilk yıllarında RTE’nin “devrimci” yapıldığı gibi..
Solcular arasında karşı çıkanlar olmadı mı ?.. Oldu.  Oskar Lafontaine Almanya SPD genel başkanlığından ve Lionel Jospin Fransa Sosyalist Partisi genel başkanlığından ayrılmak zorunda bırakıldı. Sonradan hepsi haklı çıktı..

  

2008 yılı Batı için önemli dönemeç oldu.. 1980′lerden itibaren dünya inanılmaz bir ekonomik büyümeye sahne olmuştu ; ancak bu gelişme 2008′de durdu. Finans krizi başladı ve neoliberalizm çöküşe geçti. Bu durum Batı’da, neoliberalizmin yükseliş dönemini tamamladığı, durağanlığa geçtiği ve yakın gelecekte çökeceği tartışmalarına neden oldu.. 
Nobel ödüllü Hayek ve Friedman nasıl neoliberalizm modelinin yaratıcısı olmuşlarsa, bugün J. Stiglitz ve P. Krugman gibi yine Nobel ödüllü ABD’li ekonomistler, “Yeni Keynesçilik / Sosyal Devlet” modelini tartışmaya açtılar. Dediler ki ; Kardeşim siz devletin piyasaya müdahalesini istemiyorsunuz ; ama başınız sıkıştığında ‘aman bizi kurtarın !’ diyorsunuz ! Müdahale edilmeden piyasa kendini düzeltemiyorsa demek ki devletin ekonomide olması elzemdir..

Evet : 2008 finans krizi gösterdi ki ; “piyasa köktenciliği” yani “neoliberalizm” koca bir yalandı !..   
Neoliberalist çevreler, Dünya Bankası’nın B. Milanoviç Raporu’nu (2012) elden ele dolaştırdı.. “Dünyada yoksulluğu azalttık,” diye övündüler. 
Meğer dünyada yoksulluğu azaltanların Çin, Hindistan ve Brezilya olduğu ortaya çıktı ! Yani… Halen sosyal devlette inat eden, ekonomide devlet ağırlıklı ülkeler !..
Çin tek başına 600 milyon insanı yoksulluk sınırının üstüne çıkarmıştı. 
Bu üç ülke değerlendirme dışı bırakıldığında küresel düzeydeki yoksullukta büyük artış vardı !..

Evet.. Vahşi Kapitalizm / Neoliberalizm tekrar çöküyor.. 
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bunalıma giren dünya solu, aşırı eşitsizlik doğuran tahripkar neoliberalizme yapışıp kaldı !.. Bizde de benzeri oldu..
Acı olan, CHP’nin bir türlü bunun farkına varamamasıdır. Oysa AKP’nin “aşil topuğu”, yani en zayıf noktası ; çöküntü içine giren neoliberalizmdir..
Sorunu “teşhis” etmeden “tedavi” mümkün değildir. 12 Eylül Askeri Darbesi ve Özal ile ülkemize sokulan, R. T. Erdoğan ile ile büyütülen neoliberalizmin ülkemize kötülüğü çok oldu..
Mesele sadece ekonomik kriz değil !.. Lenin, “Siyaset, ekonominin yoğunlaşmış hali” demiştir… Vahşi kapitalizm ülkemize en büyük zararı ; etnik kimlik politikalarıyla yapıyor ; ülkeyi bölüyor..
Bilmelisiniz ki : Bugün sığlığın, vasatlığın, kalitesizliğin nedeni işte bu politikanın sonucudur. Bu cahilliklerin neticesinde, sorunları kavramlarla değil, hep kişiler üzerinden tartışıyoruz.. “Cambaza bak” dedirtiyorlar !..  

SONER YALÇIN’ın “Galat-ı Meşhur” adlı kitabından derlenmiştir..

Leave a reply:

Your email address will not be published.