732 ) MUTLULUĞUN BEDELİ !..

  

Son beş yüz yıl baş döndürücü devrimlere sahne oldu. Dünya tek bir ekolojik ve tarihsel küre olarak birleşti, ekonomi daha önce görülmemiş şekilde büyüdü ve insanlık bugün eskiden sadece masallarda anlatılan bir zenginliği yaşıyor. Bilim ve Sanayi Devrimi insana süper insan gücü ve fiilen sınırsız enerji sağladı. Toplumsal düzen siyaset, gündelik hayat ve insan psikolojisiyle birlikte büyük bir dönüşüm geçirdi..
Daha mutlu muyuz peki ?.. İnsanlığın geçtiğimiz beş yüz yılda biriktirdiği zenginlik memnuniyet anlamına geldi mi ? Tükenmez enerji kaynaklarının keşfi tükenmez bir mutluluğun yolunu önümüze serdi mi ?.. 
Daha da geriye gidersek, Bilişsel Devrim’den bu yana geçen inişli çıkışlı 70 bin yıl dünyayı daha yaşanılacak bir yere dönüştürdü mü ?.. 
Ayak izi rüzgarın olmadığı ayda bozulmamış halde duran Neil Armstrong, 30 bin yıl önce Chauvet Mağarası’nın duvarına el izini bırakan isimsiz avcı-toplayıcıdan daha mı mutluydu ?.. Eğer daha mutlu değilse tarımı, şehirleri, yazıyı, parayı, imparatorlukları, bilimi ve sanayiyi geliştirmenin anlamı neydi ?..
Tarihçiler böyle soruları pek sormazlar. Uruk ve Babil vatandaşlarının kendi toplayıcı atalarından daha mutlu olup olmadığını, İslam’ın yükselişinin Mısırlıları hayatlarından daha memnun yapıp yapmadığını veya Afrika’daki Avrupa imparatorluklarının çöküşünün milyonlarca insanın mutluluğunu etkileyip etkilemediğini merak etmezler, ama aslında bunlar sorulması gereken en önemli sorulardır..

 

Günümüz ideolojileri ve siyasi programların çoğu, insan mutluluğunun kaynağı hakkındaki bir takım zayıf fikirler üzerine kuruludur. Milliyetçiler siyasi anlamda kendi kendini yönetmenin mutluluğun kaynağı olduğunu ; komünistler herkesin proletarya diktatörlüğü altında mutlu olacağını ; kapitalistler de yalnızca serbest piyasanın en çok insana mümkün olan en çok mutluluğu sağlayacağını ve bunun da ekonomik büyüme ve ürün bolluğuyla gerçekleşebileceğini iddia ederler..
Ciddi bir araştırma tüm bu hipotezleri yalanlasa ne olurdu ?.. 
Ekonomik büyüme insanları daha mutlu yapmıyorsa, kapitalizmin faydası ne ?.. Geniş imparatorlukların tebaalarının bağımsız ülkelerin vatandaşlarından genellikle daha mutlu olduğunu, örneğin Cezayirlilerin Fransız yönetimi altında, bağımız ülkelerinde olduğundan daha mutlu olduğunu keşfedersek ne olacak ?. Bu bulgu sömürgeciliğin çözülme süreci ve kendi kendini yönetme açısından ne anlama gelir ?..
Şimdiye dek tarihçiler bu soruları bırakın cevaplamayı, sormaktan bile kaçındıkları için bunların hepsi varsayıma dayalı olasılıklardır. Siyaset, toplum, toplumsal cinsiyet, hastalıklar, cinsellik, gıda, kıyafetler gibi hemen her şeyin tarihi araştırıldı ama tüm bunların insan mutluluğunu nasıl etkilediği hemen hemen hiç sorulmadı..



Bazı araştırmacılar uzun dönemli mutluluk üzerine çalışmalar yaptıysa da neredeyse tamamının belirsiz ve peşin hükümlü tanımları vardır. Yaygın görüşe göre, insanların tarih boyunca becerileri arttı. İnsanlar becerilerini genellikle ızdıraplarını dindirmek, sorunlarını aşmak ve beklentilerini gerçekleştirmek için kullandıklarından, biz Orta Çağ’daki atalarımızdan, onlar da kendi Taş Devri avcı-toplayıcı atalarından daha mutlu olmalıdırlar..
Bu ilerlemeci yaklaşım ikna edici değildir. Yeni tavırlar, eğilimler ve beceriler daha iyi bir yaşam anlamına gelmez. Tarım Devrimi ile birlikte insanların kolektif güçleri, içinde yaşadıkları çevreyi değiştirilebilecek kadar artarken, pek çok bireyin durumu daha da kötüleşti. Köylüler avcı-toplayıcılardan daha fazla çalıştıkları halde, hem daha az hem de daha az çeşitte gıdalar tüketirken, sömürü ve salgın hastalıklara da çok daha fazla maruz kaldılar. Benzer şekilde, Avrupa imparatorluklarının yayılışı da fikirlerin, teknolojilerin, tohumların yayılışını hızlandırıp yeni ticaret yolları açarak, insanlığın kolektif gücünü artırdı. Öte yandan bu süreç milyonlarca Afrikalı, Kızılderili ve Aborjin için hiç de iyi olmadı. İnsanlığın, gücü kötüye kullanma yönündeki eğilimini de düşünürsek, insanın güçlendikçe mutlu olacağını düşünmek naif bir yaklaşımdır..
İnsan becerileriyle mutluluk arasında negatif bir ilişki olduğunu öne süren karşıt görüşler de vardır : Güç yozlaştırır. İnsanlığın elinde daha fazla güç biriktikçe, ihtiyaçlarımıza pek de uygun olmayan duygusuz ve mekanik bir dünya oluştu.. Evrim zihinlerimize ve bedenlerimize avcı-toplayıcı yaşamını işlemiştir ; ilk önce tarım sonra da sanayi toplumuna geçiş, eğilimlerimize ve içgüdülerimize denk düşmeyen, doğal olmayan yaşamlar sürmemize sebep oldu. Bu yüzden en temel ihtiyaçlarımızın giderilmesi mümkün değildir. Şehirli orta sınıfların konforlu yaşamındaki hiçbir şey, bir avcı-toplayıcının başarılı bir mamut avında hissettiği saf coşku ve heyecan hissini veremez. Her yeni icat, “Cennet Bahçeleri” ile aramızdaki mesafeyi biraz daha açıyor !.. 
Her icadın arkasında karanlık bir gölge gören bu romantik ısrar, belki de gelişmenin ve ilerlemenin kaçınılmazlığı fikri kadar dogmatiktir. Bugün belki en eski avcı-toplayıcı özümüzden uzaklaştık ama, bu hepten kötü sayılmaz. Geçtiğimiz 200 yıl boyunca modern tıp çocuk ölümlerini % 33′ten % 5’in altına indirdi. Bunun sadece bu çocukların değil, aynı zamanda onların aileleri ve arkadaşlarının mutluluğuna da muazzam bir katkı yaptığından kim şüphe duyabilir ?..
Bu iki görüş arasında, incelikli bir orta yol daha vardır. Bilimsel Devrim’e kadar güçle mutluluk arasında net bir bağlantı yoktu, Orta Çağ köylüleri gerçekten de avcı-toplayıcı atalarından daha kötü yaşıyor olabilirlerdi. Ancak son birkaç yüzyılda, insanlar kapasitelerini nasıl daha iyi kullanacaklarını keşfettiler ; modern tıbbın zaferleri bunun örneklerinden sadece biridir. Daha önce örneği bulunmayan diğer başarılarımız arasında şiddetin çok ciddi oranda azalması, uluslararası savaşların neredeyse ortadan kalkması, büyük ölçekli açlık ve kıtlıkların hemen hemen bitmesi sayılabilir..



Elbette bu da durumu aşırı basitleştiren bir yaklaşımdır. Birincisi, bu iyimser yaklaşım çok kısa bir döneme dayanıyor ; insanların büyük bölümü modern tıbbın nimetlerinden 1850 yılına kadar faydalanamadı ve çocuk ölümlerindeki ciddi düşüş de ancak 20. yüzyılda mümkün oldu. Keza kitlesel kıtlıklar da 20. yüzyılın ortalarına dek insanlığın büyük bölümünü tehdit etti ; Komünist Çin’in 1958-1961 arasında yürürlüğe koyduğu “Büyük Atılım” döneminde 10 ila 50 milyon insan açlıktan öldü. Ülkeler arası savaşlar ise ancak 1945′ten sonra, büyük ölçüde yeni nükleer yok olma tehdidiyle birlikte azaldı. Bu yüzden, son birkaç on yıl insanlık için daha önce eşi görülmemiş bir altın çağ olduysa da, bunun tarihin akışında köklü bir değişiklik mi, yoksa geçici bir şanslı dönem mi olduğunu anlamak için henüz çok erken. Modern çağı değerlendirirken 21. yüzyıl orta sınıfına mensup bir Batılının gözünden bakmak çok sık yapılan bir hatadır..
İkincisi, son yarım yüzyıldaki kısa “Altın Çağ” bile, gelecekteki bir felaketin tohumlarını atmış olabilir. Geçtiğimiz on yıllarda ekolojik dengeyi bozmanın tohumlarını attık ve bunların sonuçları çok ciddi olacak gibi görünüyor. Çılgınca tüketerek insanlığın gelişiminin temellerini tahrip ettiğimizi gösteren pek çok kanıt mevcuttur..



Son olarak, modern insanın önceden örneği bulunmayan tüm bu başarılarını kutlamak ancak diğer tüm hayvanların başına gelenleri tamamen yok sayarsak mümkündür. Bizi hastalıktan ve kıtlıktan koruyan zenginliğin büyük kısmı laboratuvar maymunları, süt inekleri ve üretim bantlarındaki tavukların çektiği acılar sayesinde elde edildi. Bu hayvanların on milyarlarcası son 200 yılda dünya tarihinde görülmemiş zalimlikte bir endüstriyel sömürüye tabi tutuldular. Hayvan hakları aktivistlerinin söylediklerinin onda birini bile doğru kabul edersek, modern sanayi tarımı dünya tarihindeki en büyük katliam olabilir. Küresel mutluluğu değerlendirirken sadece üst sınıfların, Avrupalıların veya erkeklerin mutluluğunu dikkate almak yanlıştır ; hatta sadece insanların mutluluğunu değerlendirmek de yanlıştır..    

    

Leave a reply:

Your email address will not be published.