731 ) NEMRUT MUSTAFA DİVANI..

    

Mütareke basınında yazılar yazan bazı gazetecilerin kaleminin ölçüsü yoktu. Örneğin “Alemdar” gazetesinde yazan Refi Cevat Ulunay (üstte) 21 Nisan 1919 tarihli yazısında şöyle diyordu
İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz..  
14 Temmuzda da şunları ifade ediyordu
Türkiye’nin yabancı bir devlete dayanması şarttır. Bu devlet İngiltere’den başkası olamaz. İslam dininin anahtarını İngiltere’nin güvenilir eline teslim etmekte İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur..
Refi Cevat sadece İngiliz hayranlığını dile getirmekle kalmıyordu. Onun, yabancıların telkinleriyle Nemrut Mustafa’nın başkanlığını yaptığı Örfi İdare Mahkemesi’nde yargılanıp haksız yere idam edilen, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey için yazdıkları da utanç vericidir. İşte onun 12 Nisan 1919 tarihli yazısından birkaç satır :
Kemal Bey bir koldu. Şeriatın kuvvetli satırı insanlık için zararlı olan bir kolu kopardı. Sıra onu düşünen dimağlardadır. Bu kafalar taşın altında ezilmelidir.

İşte ülkesi için dürüstçe ve fedakarca çalışan bir devlet görevlisi için söylenen bu kin ve öfke dolu sözler, o zamanki İstanbul basınının bir kesimindeki zihniyeti yansıtmaktadır. Refi Cevat, Kurtuluş Savaşı’nı yapanlar için de farklı şeyler düşünmüyordu :
Anadolu harekatını tutan zehirli mahlukların kafaları ezilmelidir..(13 Nisan 1920)

    

Refi Cevat’ın hınç ve öfke dolu sözlerle idamını desteklediği Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey (üstte sağda) sözde Ermeni katliamıyla suçlanmıştı. 2 Şubat 1919′da başlayan yargılanmasında Nemrut Mustafa Paşa’nın (üstte solda) özel gayretleriyle düzmece tanıklar dinlenmiş, sanığa savunma olanağı tanınmamıştı. 10 Nisan 1919′da Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Kemal Bey halka şöyle seslenmişti :
Sevgili vatandaşlarım ; ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim, vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar.. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet !..

Nemrut Mustafa kimdi ?.. Emekli bir tümgeneral olan Mustafa Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri’nin 5 Ocak 1919 tarihinde yazdığı bir raporda bildirdiğine göre, İngiliz mandası altında Özerk Kürdistan kurulması fikrini destekleyenlerdendi. Yani siyasetin içindeydi. Bir ara atandığı Bursa valiliğinden Tümen Komutanı Bekir Bey tarafından “aziz şehitlere dil uzattığı” için uzaklaştırılmıştı. 19 Ocak 1920 tarihli “Yenigün” gazetesine göre Nemrut Mustafa verdiği demeçler dolayısıyla Esat Paşa başkanlığındaki Harp Divanı’nda yargılanmıştı. Böyle bir zat nasıl olmuştu da Örfi İdare Mahkemesi başkanlığına getirilmişti ?.. Çünkü kendisi hem İngilizlerin hem de Damat Ferit’in himayesinde idi. Yargıladığı sanıklardan Hüsamettin Ertürk’e söylediği şu sözler birçok şeyi açıklamaya değer :
Sizin dürüst bir asker olduğunuza inanıyorum ama işgal altında çalışan bir Divanı Harp vicdanından ziyade hisleriyle hareket eder. Bu bize yukarıdan gelen emirdir..
Yukarıdan gelen emirle hareket eden mahkemelerde görev yapanların ruh hali demek ki böyleymiş..
Mustafa Kemal Paşa’yı ve arkadaşlarını 11 Mayıs 1920 tarihinde idam kararına çarptıran da Nemrut Mustafa başkanlığındaki mahkemedir. 24 Mayıs’ta Padişah Vahdeddin tarafından onaylanan o kararın gerekçesinde şöyle denilmektedir :
Kuvayı Milliye adı altında fitne ve bozgunculuk yapmak, halktan zorla para toplamak, asker almak, bozguncu fikirler söylemek ve halkı isyana teşvik etmek..
Divanın bu kararını padişah da onaylamıştır. Bereket bu kararın uygulanmasına olanak bulamamışlardır..

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, İngilizlerin sözünden çıkmayan bu Nemrut Mustafa Divanı’nın son kurbanı olmayacaktı. Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey de (üstte) aynı akıbete uğrayacaktı. Ona da aynı suçlama yöneltilmişti. Ermenilerin katliamından sorumlu tutuluyordu. Bu iddiaların gerçekle ilgisi yoktu. Onun “suçu” Urfa mutasarrıfı iken Mustafa Kemal’in başlattığı Milli Mücadele’ye açıkça destek olması, Urfa’nın caddelerinden birine Mustafa Kemal Paşa adını vermesi ve kendisine baskı yapmak isteyen yabancı ülkelerin işgalci subaylarına boyun eğmemesi, onlara karşı sert bir direniş göstermesiydi..
Mahkeme onu idama göndermek için çok uğraştı ama delil bulamıyorlardı. Sudan bir gerekçeyle üç yıl hapis cezası verdiler. Ancak hınçları geçmemişti. Yeni kurulan divanın reisi Nemrut Mustafa idi ve onu mutlaka cezalandırmak istiyordu. Yeni divan cezayı 15 yıla çıkardı. Mahkemeyi yönlendiren İngilizler bile artık bu kadar hukuksuzluğa göz yumamadılar, Nusret Bey’i Malta sürgünlerinin arasına katarak İstanbul’dan uzaklaştırmaya çalıştılar. Nusret Bey, sorgulanmak için gittiği odanın bitişiğinde Nemrut Mustafa’nın bir İngiliz subayına, Onu bana bırakın birkaç güne kadar idam edeceğiz, dediğini duyar. Patrikhane dört yeni düzmece tanık gönderir. Ancak onlar da önce Nusret Bey’i teşhis edemezler, çelişkili ifadeler verirler. O sırada aynı hapishanede bulunan Falih Rıfkı Atay, Nemrut Mustafa’nın Nusret Bey’e yaptığı hukuksuzluklara tanık olur ve bunları “Çankaya” adlı kitabında anlatır..
Sonunda, Nemrut Mustafa, bitmiş bir davanın yeniden görülmesini kararlaştırır. Bu defa mahkeme üyelerinde değişiklik yapılmıştır ve yeni üyeler de onun çizgisindedir. Hukuku açıkça çiğneyerek Nusret Bey’in idamını kararlaştırırlar..  
Bu dürüst ve şerefli devlet memuru idam edildiğinde cebinde sadece 1 lirası vardır. Sehpaya giderken aklı geride parasız ve çaresiz bıraktığı eşi Hayriye Hanım ile çocuklarındadır..
Bu davadaki haksızlık o kadar aşikardı ki, sonunda Nemrut Mustafa ve onun mahkemesinin üç üyesi yaptıkları hukuksuzluklar dolayısıyla yargılandılar ve hapis cezasına çarptırıldılar. Hukuku çiğnemek kimsenin yanında kar kalmazdı. 
8 Aralık 1920 tarihli “Karagöz” gazetesi şunları yazıyordu
Dünyanın üstü varsa altı da var. Daha dün Divanı Harp Reisi sıfatıyla istediğini idam eden Mustafa Paşa, bugün adli bir tutuklu olarak cezaevi koğuşunda sıra bekliyor..
Ama Nemrut Mustafa cezasının pek az bölümünü çekti. 85 gün hapiste yattıktan sonra Padişah onun cezasını affetti..
Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk bu haksızlığa el koydu. Nusret Bey’e TBMM tarafından şehitlik payesi verildi. Çocukları Galatasaray Lisesi’nde okutuldu. 
Nemrut Mustafa 2 Eylül 1922 tarihinde askerlikten çıkarıldı. Şam’a gitti ve orada Kürtleri örgütlemeye çalıştı, ancak yeterli desteği bulamadı (ZEKİ SARIHAN, “Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C.4”).. Kuzey Irak’ta öldü..

  

Leave a reply:

Your email address will not be published.