728 ) 1930 DÜNYASI VE İLK DÜNYA KUPASI..

       

Bir deprem Güney İtalya’yı sarsıyor, 1500 Napoliliyi toprağın altına gömüyordu. Marlene Dietrich “Mavi Melek”i oynuyordu. Stalin’in devrim zorbalığı en yüksek noktaya ulaşmıştı, şair Vladimir Mayakovski intihar etmişti. (Yukarıda) 
İngilizler, bağımsızlık isteyen ve vatanı uğruna tüm Hindistan’ı greve sürüklemiş olan Mahatma Gandhi’yi hapse atmışlardı. Aynı amaçla, Augusto César Sandino da Nikaragua köylülerini ayaklandırıyordu (aşağıda sağda) ve Amerikalı deniz piyadeleri, ekinleri yakarak onları açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlardı..

    

Birleşik Devletler’de yeni “boogie-woogie” dansını yapanlar vardı, ama 1920′li yılların çılgınlığı 1929′daki ekonomik krizin şiddetli darbeleriyle sekteye uğramıştı. New York borsası hızla düşmüş ve bu düşüş uluslararası piyasaları altüst etmişti. Bu durum Latin Amerika’nın bazı ülkelerini uçuruma sürüklüyordu. Dünyadaki bu tehlikeli krizde, et ve buğday fiyatlarının düşüşü Arjantin’de Başkan Hipolito Yrigoyen’i, düşen kalay fiyatları ise Bolivya Başkanı Hernando Siles’i koltuğundan ederken onların yerlerine generaller geçiyordu. Dominik Cumhuriyeti’nde şeker fiyatlarının düşüşü, General Rafael Leonidas Trujillo’nun uzun sürecek diktatörlük dönemini başlatıyordu. Generalin ilk icraatı başkente ve limana kendi adını vermek olmuştu !..

   

Uruguay’da hükumet darbesi üç yıl sonra patlak verecekti. 1930′da ülke, pür dikkat Dünya Futbol Şampiyonası’nı takip ediyordu. Son iki olimpiyatta Avrupa’da kazandığı zaferler doğal olarak Uruguay’ı turnuvanın ev sahibi yapmıştı..
Montevideo Limanı’na 12 ülkenin temsilcileri geldi. Bütün Avrupa davetliydi, ama yalnızca 4 Avrupa takımı okyanusu geçerek Güney Yarımküre’ye gelebildi.  
“Orası çok uzak bir yer, üstelik yolculuk çok pahalıya mal oluyor,” diyorlardı Avrupa’da.
Bir gemi Fransa’dan “Jules Rimet Kupası”nı, bizzat FIFA Başkanı Mösyö Jules’ü ve buraya gönülsüzce gelen Fransız takımını getirdi.
Uruguaylılar orkestra eşliğinde, inşaatı sekiz ay süren anıtsal sahnelerinin açılışını yaptılar. Bir yüzyıl önce yapılan ve kadınların, cahillerin ve fakirlerin medeni haklarını reddeden anayasanın yıl dönümünü kutlamak için stada “Yüzyıl Stadı” adı verildi. (yukarıda)

   

Uruguay ve Arjantin turnuvanın final maçını oynarlarken tribünlerde iğne atılsa yere düşmezdi. Stad bir hasır şapkalar deniziydi sanki. Fotoğrafçılar da makineleri için şapkalar ve tripodlar kullanıyorlardı. Kaleciler bere giymişti ve hakem de dizlerine kadar gelen bir pantolonla dikkat çekiyordu. 

    

1930 Dünya Kupası finali, bir İtalyan spor gazetesi olan “La Gazetta Della Sport”da bir sütundan fazla yer işgal etmedi. Alt tarafı, 1928′deki Amsterdam Olimpiyatları’nın tarihi tekerrür ediyordu. Rio de la Plata’nın iki ülkesi en iyi futbolun nerede oynandığını gösteriyorlar ve Avrupa’yı küçük düşürüyorlardı. 1928′de olduğu gibi Arjantin yine ikincilikle yetindi. İlk yarıda 2-1 yenik olan Uruguay, maçı 4-2 kazanarak şampiyonluğunu ilan etti. Final maçını yönetmek için Belçikalı hakem John Langenus (aşağıda solda) kendisine hayat sigortası talep etmişti, ama tribünlerdeki birkaç kavgadan başka önemli bir şey olmadı. Daha sonra toplanan kalabalık Buenos Aires’teki Uruguay Konsolosluğu’nu taşa tuttu..

   

Şampiyonada üçüncülüğü, kadrosunda, tabiiyetine yeni geçmiş birkaç İskoçyalı bulunan ABD, dördüncülüğü ise Yugoslavya aldı..
Karşılaşmalardan hiçbiri berabere sonuçlanmadı.. 
Arjantinli Stabile 8 golle gol kralı oldu ; ikinciliği ise onu 5 golle izleyen Uruguaylı Cea aldı…
Fransız Louis Laurent, Meksika’ya, dünya kupası tarihindeki ilk golü attı.. 



Uruguay takım kaptanı Jose Nasazzi, 1924, 1928 olimpiyatları ve 1930′daki dünya kupasında görev almıştı.. “Ondan X ışınları bile geçemiyordu” !.. Bu yüzden ona “Korkunç” adını takmışlardı. 
“Saha bir huniye benzer, huninin ağzında da ceza sahası var” sözleri ona aitti.. Orada, ceza sahasında ise, onun borusu ötüyordu.. Uruguay futbolunun ilk kralı olan Nasazzi, adeta takımının yeldeğirmeni idi ; herkes onun bağırışlarına, hatta nefes alışına göre oynardı. Hiç kimse, hiçbir zaman onun, halinden şikayet ettiğine tanık olmadı..  



EDUARDO GALEANO’nun “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabından derlenmiş bir yazıdır..



Leave a reply:

Your email address will not be published.