727 ) İZMİR’İ KİM YAKTI ?!..

 

Ünlü yazar, gazeteci, şair ve büyük kitap dostu YAŞAR AKSOY’un bir yazısından kısaltarak aldığım, güzel şehrim İzmir’in üzücü yangınıyla alakalı ilginç bilgiler içeren biraz uzunca ama beğeneceğinizi umduğum bir yazı..


“1922 İzmir Yangını”, tarihi bir olaydır, tarihin derinliklerinde sıkışıp kalmıştır. Bu yüzden tarihçi bilimselliği ve titizliği ile ele alınması gereken bir trajik olaydır..
1922 İzmir Yangını ile 1917 Selanik Yangını garip bir şekilde benzeşmektedir. Bu, Ege’nin iki yakasındaki benzer kentlerin kaderinde benzer çağrışımlar yapmaktadır..
1917 Selanik Yangını (altta), birkaç yıl önce şehri ele geçiren Yunanistan’a büyük bir ferahlık getirmiştir. Çünkü sadece Türk, Müslüman ve Yahudi mahallelerini kül eden yangın büyük bir azınlık savuşturma harekatı olarak zihinlere kazınmıştır. 1922 İzmir Yangınında ise tersi olmuştur. Türkler Selanikli bir Başkumandan önderliğinde kenti kurtardıklarından birkaç gün sonra çıkan yangın sonucunda, bu şehirde kendilerine karşıt Ermeni ve Rum azınlıklardan kurtulmuşlar, kendileriyle uyumlu yaşayan Hristiyan Levantenler ve Yahudiler kentte yaşamaya devam etmişlerdir. Bu iki şehrin yanışı, tarihin o dönemdeki ruhunun “pek zalim” olduğuna dair önemli bir delildir..

İzmir Yangını konusunda hiçbir millet suçlanamaz..
Türkler yaktı, Yunanlılar yaktı, Ermeniler yaktı şeklinde kurulan cümlelerle başlayan her iddia, daha baştan çökmeye mahkumdur. Ermeni Tehcirinde Ermeni halkı ne kadar masumsa, o dönemde yaşayan Türk veya Doğu’da yaşayan Müslüman halklar da o derece masumdur. Olaylarda suçlu olan yöneticiler, onların silahlı güçleri ve kan kokan ideolojik düşüncelerdir. İzmir Yangını bu bakımdan ulusal suçlama haline getirilemez. Hangi terör örgütü, hangi çete, hangi vahşi ordu artığı, hangi kana susamış yönetici bunu yaptı ?
İşte bunu araştırmak gerekir…
Hele şükür ki, bu konuda elimizde binlerce sayfalık güvenlik (polis) tutanakları, dava dosyaları ve adli soruşturmalar, hüküm kayıtları tümüyle var ki, Balkan ve Birinci Dünya savaşları süresince İzmir ve çevresinde büyük bir organizasyon halinde terör faaliyetler yapan “İzmir İhtilalci Ermeni Komitesi” isimli, ünlü “Taşnak”ın bir fraksiyonu olarak çalışan ve 1900 yılından itibaren şehir içinde ve tüm ilçe ve beldelere kadar yayılan ihtilal, terör, suikast, soygun, gasp, darp ve cinayet suçlarıyla Osmanlı’nın İzmir yönetimine silahla direnen ve saldıran bir büyük organizasyonun varlığını belgeleyebiliyoruz.. (HAYRİ MUTLUÇAĞ, “İzmir Ermeni İhtilal Komitesi ve Terör” ; “SULTAN ABDÜLHAMİD DÖNEMİ HUSUSİ TAHKİKAT RAPORLARI İZMİR BÖLÜMÜ”, İÜ Kütüphanesi, Sıra No: 9640)
Ve bu organizasyonun 1922 Eylül’ünün ilk günlerinden itibaren, şehir Türklerin eline geçerse “bu şehri yakacaklarına” dair beyanlarının uluslararası belgelere geçtiğini, çeşitli raporlarda belirtildiğini yine biliyoruz. 
Yine bildiğimiz en önemli tespit, Türk Ordusu 9 Eylül 1922′de şehre girerken bu Ermeni terör örgütünün şehrin içinde bulunduğudur. Asla Yunan Ordusunun peşine takılıp Çeşme yönünde kenti terk etmemişlerdir. Bu konuda Batılı, Türk ve Yunan belgelerinde tek bir satır bilgi yoktur..

    

Burada kişisel bir anımı sunacağım… İzmir’in işgali ve kurtuluşunu yaşamış olan Meserret Hanı ciltçisi büyük dayım rahmetli İzzet Altınkalem Efendi, bana çocukluğumda Ermeni mahallesi Basmane’den başlayan 1922 büyük yangınında kendi evini kundaklayan bir Ermeni’nin, çatıya çıkarak karısına silah zoruyla emir vererek teker teker çocuklarını ateşe attırdığını, sonra karısına ateşe atlama emrini verdiğini, en sonunda elinde nargilesi ile kendisini ateşe fırlattığını anlatmıştı. Tüm aile gözlerimiz faltaşı gibi açılmış halde bu anıyı dinlemiştik. Türk nefreti o kadar büyükmüş ki, artık birlikte yaşanabileceğine inanmıyorlardı herhalde.. Ancak, 600 yıl nasıl birlikte yaşamışlardı ?..  Her şey, üç buçuk yıllık Yunan işgali esnasında mı değişmişti ?.. Bu değişikliğin suçlusu Türk komşuları mı, yoksa işgali gerçekleştiren Yunan Ordusu muydu ?..

Ermeni yazar Marjorie Housepian Dobkin’in “Smyrna 1922-The Destruction of a City (Bir Kentin Yıkımı)” (1966) isimli, kesin yanlı, daima Müslüman Türkleri suçlayıcı propaganda kitabı 2012 yılında Belge Yayınları tarafından dilimize çevrilmiştir. Kitabın yayımcısı, değerli dostum Ragıp Zarakolu, bu kitaba yazdığı önsözde “İzmir Yangını, resmi tarih tarafından, mazlum Ermeni halkının üzerine yıkılmaya çalışıldı. ‘İzmir Fatihi’ olarak daha sonra siyasal parsa toplamak isteyen Sakallı Nurettin Paşa, İzmir yangınının baş failiydi” demektedir. Zarakolu, ne yazık ki olayı tek yönlü okumaktadır..
Oysa, aynı propagandanın 1922 yılı 9 Eylül sonrasında yenik Yunan Devleti tarafından derhal özellikle Batılı ülkeler nezdinde başlatıldığını biliyoruz. İzmir Yangınının gürültüsünün ardında başka bir savaşın hazırlığı vardır. Gerçekte geniş bir “Trakya Karşı Saldırısı” hazırlığına yangının kılıf olarak kullanıldığını tarihi belgeler apaçık göstermektedir. Yunanistan, Mustafa Kemal ordularının İzmir’i ele geçirir geçirmez İngiltere, Romanya ve Sırp hükümetlerine başvurarak, İzmir’i yakan Türklerden Balkanlar’ı korumak amacıyla büyük bir saldırı planı için yardım istemiştir. Bu gerçeklerin bilinmesinde fayda vardır..

Konuyla ilgili bir irdeleme yapmak gerekirse ; 9 Eylül sabahı erken saatlerde şehri terk eden Yunan Ordusunun, 13 Eylül günü öğle saatlerinde çıkan yangınla bir ilgisi olamaz..Geride bırakılan bir kundaklama örgütünün de, bunu silahlı Türk yönetimine geçmiş bir şehirde yapabilmeleri imkansız görülmektedir.. Hele can derdinde ordularının peşine takılmak için ileri atılan yerli Rumlar, yangınla yaygın biçimde uğraşamazlar..
Gerçekte, Yunan Ordusunun hemen yanı başında her Ege şehrini yakmaya sevk edilmiş askeri kundaklama birlikleri vardır, ama bu birlikler, Yunan Ordusunun peşinde şehri çoktan terk edip, deli gibi Çeşme’ye doğru tabana kuvvet kaçmaktadır. Şehir içindeki Rum şoven örgütlerinin de önceden ciddi biçimde hazırlanarak yangını başarabilmeleri zordur, çünkü onlar hiçbir zaman Türk Ordusunun İzmir’e kadar gelebileceğine, hele kente gireceğine inanmamışlardır. Şehri Türklerin yaktığı iddiası da, birebir kesin belgeler ortaya serilmedikçe, apaçık iftiradır.. Örneğin şehrin Hristiyan asıllı İtfaiye Müdürü Paul Greskoviç, uluslararası kamuoyuna “şehri Türkler yaktı” diye bir rapor sunmuş ise, bu belge dikkate alınır. Ama böyle bir belge yoktur, tam tersine resmi raporlar vardır..
Her şeyden önce, şehre giren ve ilk demeçlerini veren, yangın üzerine görüşlerini açıklayan başta Mustafa Kemal ve önde gelen ordu ve bürokrasi mensuplarının ifadelerine göre, kazanılan bir şehri yakmanın, kazanılan bir şehirdeki en zengin semtleri feda etmenin, kazanılan bir şehirde vahşet gösterilerek dünya kamuoyu nezdinde küçük düşmenin hiçbir anlamı yoktur..
Şehir, eğer yeniden kazanılmış ise, gayrimüslim semtleri de dahil olmak üzere, baştan başa bir Türk şehridir artık..    
Savaşı kazanan bir ordunun, körfezdeki Batılı savaş donanmasının ve Batılı gözlemcilerin burnu dibinde ne yangın çıkaracak heves ve mecali, ne de yangını söndürecek becerisi o koşullarda yoktur..

Gelelim suçlananlardan Sakallı Nurettin Paşa’ya (üstte).. Bu konuda da şunu sormak lazım : Başkumandanın, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın, şehre ilk giren 15. Süvari Kolordusu Fahrettin Paşa’nın ve diğer tüm İstiklal Ordusu kumandanları ve erkanının gözü önünde, ama onlardan gizli olarak, bir Mirliva kendi başına özel gizli örgütüne dayanarak, koca bir şehri nasıl kundaklayarak yakar ?.. 
Bence Nurettin Paşa günah keçisi yapılmıştır.. 
“Şehri Ermeniler yaktı” şeklinde bir iddia da geçerli olamaz, çünkü bir milleti, bir azınlık kesimi, işinde gücünde, kendi halinde bir halkı bütünüyle suçlamış oluruz..
Ama kesin uluslararası belgelere göre, Ermeni mahallesi Basmane’den başlayıp şimdiki Fuar alanını ve Kahramanlar’ı kapsayarak, Alsancak semtini yutarak sahile uzanan ve şehrin dörtte üçünü kül eden ; 13 Eylül 1922′de başlayıp üç gün süren büyük yangında, şehri “Ermeni teröristleri” yakmıştır !..
Örgüt mensupları, bunu zaten şehre Türkler girmeden önce, birçok kesime, hatta İtfaiye müdürüne, apaçık şekilde, “şehri yakmadan Türklere teslim etmeyeceklerini” belirtmişlerdir..
Bu konuda, İtfaiye Müdürü (Osmanlı Devleti görevlisi sanılmasın, İzmir’in Hristiyan kesimini sigorta eden Batılı Sigorta Şirketleri Konsorsiyumu’nun kurduğu İtfaiye Teşkilatı müdürüdür) Paul Greskoviç’in, yangın sırasında tuttuğu resmi notlarını içeren raporu İstanbul İşgal Kuvvetleri kumandanlarından Amiral Bristol’e tevdi edilmiştir. Bu rapor, “ABD Kongre Kütüphanesi Amiral Bristol Koleksiyonu” evrakları arasında “38 Genel Yazışmalar” dosyası içinde olup, 1923 Ocak ayında Kongre Kütüphanesi’ne intikal etmiştir. Prof. Türkkaya Ataöv, bu belgeleri ilk kez, 24 Eylül 1986′da, Milliyet Gazetesinde, “Düşünenlerin Düşüncesi” sütununda yayınlamıştır..
İtfaiye Müdürü, raporunda, İzmir’in Ermeni mahallesi olan Basmane’den, tam 25 ayrı kundaklanmış binadan büyük patlamalarla çıkan müthiş yangının, rüzgarın tersine esmesi neticesinde, Kadifekale’den Bayraklı’ya doğru, tüm Hristiyan mahallesini, üç gün içinde yine rüzgarın şiddeti sebebiyle yakıp kavurduğunu belirterek, yangını Ermeni çetelerinin çıkardığını apaçık belirtmiştir..
Yukarıda belirtilen “Amiral Bristol Koleksiyonu” içindeki dosyada önemli bir belge daha vardır. ABD’nin “Ortadoğu Yardım Komisyonu” Başkanı Mark O. Prentiss, yazdığı raporda, birebir yaşadığı yangında, Greskoviç’in görüş ve tespitlerine tamamen katıldığını ve kendi raporuyla da yangın çıkaran unsurların Ermeni çeteleri olduğunu belirtmektedir. 
Üçüncü olarak, körfezde bulunan Fransız savaş gemisinde görevli Amiral Dumesnil, 28 Eylül 1922 tarihli raporunda şehri Ermeni kundakçıların yaktığını derinlikli analizlerin sonucunda açıklamaktadır..  
  

Özetle, 15 Mayıs 1919‘dan başlayıp 1922 yangını sonrasına kadar, herkesin sonsuz acılar çektiği apaçıktır. Herkes bu beladan nasibini aldı. Peki, gerçekte kim suçluydu ?..
Bu toprakları işgal edenler mi, işgale karşı silaha sarılanlar mı ?..
Ne yazık ki, geride kalan zamanın gerçeği, zamanla şekil değiştirebiliyor.. 
Peki, önümüzdeki zaman neyi kanıtlayacak ?.. 
İntikam için uydurulan yalanların zaferini mi ?.. Çıplak gerçeği mi ?..
Peki hangi gerçeği ?..
Önemli olan intikam değil, sonsuz ilahi barıştır.. Yalnızca masum Müslümanlara değil, tek bir masum Hristiyan’a, tek bir masum Yahudi’ye bile zarar vermeyen, aydınlatıcı, nefret söylemlerini söndürücü bir araştırmacı tarih yazıcılığı, geleceğimizi yazabilmeli..
“Tarih” bu olsa gerek..

Leave a reply:

Your email address will not be published.