721 ) TARIM DEVRİMİ Mİ, İNSANIN EVCİLLEŞMESİ Mİ ?!..

    

Akademisyenler bir zamanlar, Tarım Devriminin insanlık için ileriye doğru atılmış büyük bir adım olduğunu iddia ettiler. İnsan zekasıyla gerçekleşen bir ilerleme hikayesi anlattılar. Buna göre evrim, kademeli olarak, giderek daha zeki insanlar yarattı. Sonuçta insanlar o kadar akıllı hale geldiler ki, doğanın gizemlerini çözdüler ve bu sayede koyunları evcilleştirip buğdayı ekebildiler. Ve çok kısa bir süre sonra da, bir şekilde acımasız, tehlikeli ve savaşçı avcı-toplayıcı yaşamlarını memnuniyetle bırakıp, hoş ve dingin çiftçi yaşamına geçtiler..
Bu hikaye tamamen fantastiktir !.. İnsanların zamanla daha zeki olduklarına dair hiçbir kanıt yoktur. Avcı-toplayıcılar doğanın sırlarını Tarım Devriminden çok önce de biliyorlardı ; çünkü hayatta kalmaları topladıkları bitkiler ve avladıkları hayvanlar hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmalarına bağlıydı. Tarım Devrimi yeni ve kolay bir yaşam biçimi sağlamaktan ziyade, çiftçilere genellikle avcı-toplayıcılarınkinden daha zor ve daha az tatmin edici bir yaşam oluşturdu. 
Avcı-toplayıcılar zamanlarının daha büyük bölümünü, çeşitli ve insanı zihinsel olarak uyaran faaliyetlerle geçiriyorlardı, ayrıca açlık ve hastalıkla boğuşma ihtimalleri de daha düşüktü. Tarım Devrimi insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesin olarak artırdı ancak daha iyi bir beslenme veya daha çok keyifli zaman yaratmadı. Daha ziyade nüfus patlamasına yol açarak şımarık seçkinler yarattı. Ortalama çiftçi ortalama avcı-toplayıcıdan daha fazla çalışarak karşılığında daha kötü besinlere sahip oldu.. 

    

Tarım Devrimi tarihin en büyük aldatmacasıdır !..
Bunun sorumlusu kimdi ?.. Krallar da değil, rahipler ya da tüccarlar da.. Suçlular buğday, pirinç ve patatesin de aralarında bulunduğu bir avuç bitki türüydü.. “Homo Sapiens” bu bitkileri evcilleştireceğine, bunun tam tersi gerçekleşti..
Tarım Devrimini bir de buğdayın gözünden değerlendirelim. 10 bin yıl önce buğday sadece Ortadoğu’nun bazı bölgelerine sıkışmış yabani bir ottu. Birden bire birkaç bin yıl içinde tüm dünyada yetişmeye başladı. En temel evrimsel hayatta kalma ve üreme kriterlerine göre dünya tarihindeki en başarılı bitkilerden biri oldu. 10 bin yıldır tek bir buğday başağının yetişmediği Kuzey Amerika’nın büyük ovaları gibi bölgelerde, bugün yüzlerce kilometrelik buğday tarlalarında yürüyebilir ve başka hiçbir bitkiyle karşılaşmazsınız. Dünya çapında buğday 2,25 milyon kilometrekarelik bir alan kaplamaktadır, Britanya’nın neredeyse on katı.. Bu kadar önemsiz bir ot, nasıl her yerde bulunan bir bitki haline geldi ?..
Buğday, bunu “Homo sapiens”i kendi ihtiyacı doğrultusunda yönlendirerek yaptı. Bu tür 10 bin yıl öncesine kadar normal bir avcı-toplayıcı yaşamı sürüyordu, ama bu tarihten itibaren buğday yetiştirmek için giderek daha fazla efor sarf etti. 
Birkaç bin yıl içinde dünyanın dört bir tarafındaki insanlar şafaktan gün batımına kadar buğdayla ilgilenmek dışında hemen hiçbir şey yapmaz olmuştu. Bu kolay bir iş değildi. Buğday çok emek isteyen bir bitkidir, kayalık ve çakıllı arazileri sevmez, bu sebeple “Sapiens” tarlaları temizlemek için beli çatlayana kadar çalıştı. Buğday kendi alanını, suyunu ve besin kaynaklarını da diğer bitkilerle paylaşmayı sevmez, bu yüzden erkekler ve kadınlar kavurucu güneşin altında uzun saatler çalışarak ot yolarlardı. Buğday hastalık da kapabilirdi, bu yüzden “Sapiens” küf ve kurtlara karşı da tetikteydi. Buna ek olarak, buğday kendisini yemek isteyen diğer organizmalara karşı savunmasız olduğundan çiftçiler çekirge sürülerine ve tavşanlara karşı önlem alarak bitkiyi korumaya çalıştılar, çok su istediği için kaynaklardan ve derelerden su taşıdılar, hatta tezek toplayarak yetiştiği toprağı beslemek zorunda kaldılar..

    

“Homo Sapiens”in vücudu bu tür işler için evrimleşmemişti. Geyiklerin arkasından koşmaya, elma ağaçlarına tırmanmaya uygundu, kaya toplamaya veya su kovası taşımaya değil.. İnsanlar bunun bedelini omurga, diz, boyun ve bel ağrılarıyla ödediler. Eski iskeletler incelendiğinde tarıma geçişin insanlara bel fıtığı, eklemlerde kireçlenme ve diğer fıtıklar olarak geri döndüğü görülmektedir. Dahası, bu yeni tarımsal işler, o kadar çok zaman almaktaydı ki, insanlar buğday tarlalarının yakınına kalıcı yerleşimler kurmak zorunda kaldılar. Bu onların yaşamını tamamen değiştirmişti. Biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi.. 

  

“Evcilleştirmek” (domestikasyon) Latincedeki “domus” (ev) kelimesinden türemiştir. Evde yaşayan ise buğday değil, “Sapiens”tir !..
Buğday yetiştirmek, insanlara toprak miktarına oranla çok daha fazla gıda üretme şansı verdi, ve bu da “Homo Sapiens”in katlanarak çoğalmasını sağladı..  
   


Leave a reply:

Your email address will not be published.