72) RÜYA GİBİ HER HATIRA …

   On günlük bir dinlenmeden sonra tekrar merhaba !.. Sessiz, sakin, İda Dağlarının o muhteşem esintisinin eksik olmadığı, hatta bazen fırtına gibi estiği Çandarlı’daydım..”Rüzgar Vahası” adını taktım ben oraya !.. Çünkü sıcak yaz günlerinde orası, tam anlamıyla çöl ortasındaki bir vaha gibi.. Muhteşem bir tembellik. TV’yi hemen hiç izlemeden, her gün gazete okumadan, ramazanın da etkisiyle daha da sakinleşen sitede ve kumsalda geçen, büyük şehrin insanın beynini oyan gürültüsünden sonra, rüya gibi on gün…

  

   Bir yerde okumuştum ; “Vahiy peygamberlere, keşif de ermişlere nasip olur, ama rüya nispeten eşitlikçidir, herkes tarafından görülebilir” diyordu.. Yine de tam anlamıyla “demokratik” olduğu söylenemez. İbn Arabi’ye ait bir tabirname, “Daima nafakasını ve günlük yiyeceğini düşünen ve aklı fikri onunla meşgul olan” yoksulların rüyalarına fazla kulak asmamak gerektiğini yazar !..
   Ama en dikkat çekici olan rüya seçkinciliği “Mesnevi” de çıkar karşımıza. Akli melekeleri göreli olarak düşük olduğu için, kadınların düşlerinin erkeklerinki kadar gerçek olmadığını ima eder Mevlana.. (Beyit 6 : 4330)
   İslami kaynaklarda sık sık karşımıza çıkan bir sınıflandırmaya göre, rüyalar ya Allah’tan gelirler ya da Şeytan’dan.. Hıristiyanlığa dayalı kültür geleneklerinde şeytani düşler çok daha ciddiye alınır. Zira Hıristiyan geleneklerinde genellikle Şeytan daha çok ciddiye alınır..
   Öte yandan özellikle Hazreti Muhammed’in görüldüğü rüyaların en çok üzerinde durulan ve yazılan rüyalar olması şaşırtıcı değildir..
   Düşünüşe göre insanın rüyası çok değerlidir ; olur olmaz kişiye aktarmamak gerekir. Çünkü rüya yorumlanmadığı sürece bir şey söylemiş sayılmaz, dolayısıyla insanın davranışına yön vermez, kaderini çizmez. Ancak yorumlandığı anda, yorumlayan ister bilgili ister cahil olsun, ister hayra ister şerre yorsun, “tabir edilmesiyle birlikte gerçekleşir”.. Artık rüyanın mantığı yorumlandığı haliyle işlerlik kazanır ve bütün idealist düşünce sistemlerinde olduğu gibi, ancak bir özne tarafından algılandığında ve anlamlandırıldığında gerçeklik kazanır. Dolayısıyla aynı rüya değişik kişiler tarafından görüldüğünde değişik anlamlar taşıyabilir..

   Osmanlı hanedanında rüyaya hürmet, kuruluş efsanelerinden, bazı kaynaklarda Osman Gazi’ye, bazılarında babası Ertuğrul Gazi’ye yakıştırılan devlet kurma rüyasından ; 2. Abdülhamid’in emriyle El-Nabulsi tabirnamesinin çevrilmesine kadar çeşitli örneklerle karşımıza çıkar.. Bunların belki de en ilginci 3. Murad’dır. Şehzadeyken Manisa’da gördüğü bir rüyasını tabir ederek cülusunu haber veren Şüca Dede’ye, tahta çıktıktan sonra büyük iltifatlarda bulunması bir yana, rüyalarıyla olan yakın ilişkisini ömür boyu sürdürmüş, gördüklerini Şeyh Şüca’ya yazılı olarak iletmiş ve bunlar geleceğin araştırmacılarını düşünürcesine, bir kitapta derlenmiştir. Aynı sultan daha sonra rüyalarını, yıldızı yeni yeni parlamaya başlayan Şeyh Mahmud Hüdai’ye gönderme
yolunu seçmiştir…
..

   Açık olan şu ki, rüya anlatıları bağlamında siyasal bir söylem geliştirilir ve güç ilişkileri ağında kimin nereye oturacağı konusunda taraflar arasında bir tartma, bir gözden geçirme, bir “pazarlık” sürdürülür. Bu yüzden rüyanın gerçekliği konusunda şüpheciliğe fazla prim vermeyen toplumlarda bile düşler ve yorumları siyasal açıdan her zaman tekin olmamıştır. Tabir yoluyla elde edinilen “bilgiler”, siyasal rejimleri ve sosyal yapıların içerdiği baskı unsurlarını tehdit edebilir. Buradan, görüldüğü anlatılan rüyaların başka amaçlarla uydurulduğu sonucu çıkmaz : İnsanlar gerçekten fetih, zafer, kargaşalık, isyan ya da kurtuluş rüyaları görebilir elbette. Hatta rüyaların, hiç olmazsa bir yanlarıyla, kişilerin kaygılarını ve üzerlerinde hissettikleri baskı unsurlarını “gözden geçirmeye” yaradıklarını söylemek için, Freudcu olmaya gerek yoktur herhalde !.. Hükümdarın zaferi rüyası görülebileceği gibi, zulümden kurtuluşun rüyası da görülebilir. Babanın mesleğine girme rüyası görülebileceği gibi, evden uzaklaşma rüyası da görülebilir.. Bu yüzden kimi zaman, görülmüş de uydurulmuş da olsalar, düşler ve yorumlar kovuşturmaya uğrayabilir. Bizans İmparatoru Justinianus (521-565) çeşitli fal yöntemleriyle tabirciliği yasaklamıştır mesela…  Ama  2. Konstans (641-668) kendine özel bir rüya tabircisi tutar.. Birkaç yüzyıl sonra 7. Konstantin’ in (913-957) sefere götürdüğü kitapların arasında bir de tabirnameye rastlanır..

   Düş anlatıları siyaset dünyasının dışındaki kişisel ilişkilerde de karşılıklı bir gözden geçirme, bir pazarlık aracı olabilir. Bunu kağıda dökenler, yazdıklarıyla, konumunu değiştirmeyi, bir yerlere varmayı umarlar. Bu uğurda yerleşik gelenek ve kurumların kendisine verdiği olanaklardan yararlanmak konusunda azimlidirler, ama ölçüyü kaçırmış olabileceklerinden de sürekli şüphe duyarlar…
   Görülen rüyaların ya da görüldüğü iddia edilen rüyalar ekseninde geliştirilen söylemin, insanların dünya kaygılarını dile getirmekte ve çözmeye yönelmekte bir rol oynamasını mümkün kılan sosyal protokol, İslami gelenekte “İstihare” kavramında daha da billurlaşır.. Yani insanların, kafalarını kurcalayan bir konuda cevap almak ümidiyle daldıkları uykularda o konuyu aydınlatacak bir şeyler görmeyi isteyebilecekleri, bir çeşit bilinçli düş çağırma tekniğinin geçerliği, kabul edilmiştir..
   Kimse rüyasını “olduğu gibi” bir başkasına gösteremez, ancak anlatır. Dolayısıyla elimizde rüyaların, sözlü ya da yazılı anlatıları, yani kurgulanmış metinler olabilir ancak..Bu nedenle tarihi rüyalar edebiyat tarihinin de ilgi alanına girerler..
   İyi olanlarının gerçekleşmesi dileğiyle güzel rüyalar !…            

Leave a reply:

Your email address will not be published.