715 ) TÜRK GAZETECİLERİ, NAZİ ALMANYA’SINDA..

1935 yılının Nisan ayında, “Milliyet” gazetesinden Ahmet Şükrü Esmer, “Cumhuriyet” gazetesinden Abidin Daver, Türk Basın Ofisi’nden Burhan Belge ve “Vakit” gazetesinden Mehmet Asım Us’un oluşturduğu dört kişilik bir gazeteci grubu, resmi karakterli bir bilgilendirme gezisi kapsamında, Almanya’ya gönderildi..
M. Asım Us, “Hatıra Notları / 1930’dan 1950 Yılına Kadar, Atatürk ve İsmet İnönü Devirlerine ait Seçme Fıkralar” adlı kitabında bu gezi ile ilgili satırlara da yer verir..

     

Hitler’in Münih’teki çalışma odası, Berchtesgarden’deki evi ve Parti Gençlik Okulu gibi Nazi “mabetleri” ziyaret edildikten sonra ; grup Mayıs başında Berlin’e gelir. Orada, Hitler Gençliği’nin büyük organizasyonunda Göring ve Goebbels arasında oturan Hitler‘i de görmektedirler..
Nutuk, radyo ile her tarafa neşredildi. Hitler’in özel locası olduğu halde halk arasında oturması dikkati çekti. SA teşkilatı yollarda inzibatı idare ediyor. Teşkilatın üyeleri yollarda iki sıra dizilmiş ; biri kaldırıma, diğeri caddeye bakar şekilde duruyorlar..
2 Mayıs günü, delegasyona Adolf Hitler’in yemekten önce Türk gazetecileri kabul edeceği bildirilince, grup hızla Başbakanlığın yolunu tutar :
Burası gayet sakin bir binadır. Üç yıl önce yeni yapılmış. Hitler’in yanına girdiğimizde orada Goebbels vardı. Hitler, ne zamandan beri ve nerelerde gezdiğimizi sordu. Biraz da havadan sudan bahsettikten sonra gazeteciliğe değindi.. ‘Gazetecilik, gerçeği yazmak koşuluyla şerefli bir meslektir. Fakat bir süre sonra yalanı meydana çıkacak şeyleri yazanlar var. Örneğin benim hastalığımdan, tedavi edildiğimden, sinir krizi geçirdiğimden bahsedilir.. İşte görüyorsunuz, burada çalışıyorum !’ dedi..
“Goebbels söze karıştı, ‘Birkaç memleketin gazetecileri doğruları yazıyorlar, Türk gazeteciler bunlardandır’ dedi. O vakit Hitler teşekkür etti, minnettarlığını belirtti ve sonra devam ederek, ‘Ben basın özgürlüğüne müdahale etmedim. Gazeteler bugünkü cereyanı kendi kendilerine aldılar’ dedi..

1942 yılının yaz mevsimine doğru Alman yönetimi bir Türk basın delegasyonunu daha, üç haftalık resmi bilgilendirme ziyareti için Almanya’ya ve kontrol altına alınmış sahalara davet ettiğinde ; o dönem yedek subay olarak askerlik görevini yapmakta bulunan Nadir Nadi de, hükumetin bir aylık özel izin vermesiyle katılımcı listesine koyulmuştur.. 
Delegasyonun başkanlığını “Akşam” gazetesinin baş editörü Necmettin Sadak üstlenmiştir ; diğer katılımcılar ise, yine “Vakit” gazetesi baş editörü Mehmet Asım Us, Adana’da yayımlanan “Türk Sözü”nün yayımcısı Nevzat Güven ve Türk Basın Ofisi Başkanı Selim Sarper’den oluşmaktadır. 
Heyet, 16 Temmuz 1942′de İstanbul Sirkeci garından trenle yola çıkar..
Delegasyonun geri dönüşünün ardından doğrudan 19-30 Ağustos 1942 tarihlerinde, Nadir Nadi’nin Almanya seyahati röportajları “Cumhuriyet” gazetesinde yayımlanır..
Nadi’nin genç, sevimli, alçak gönüllü bir adam olarak tasvir ettiği Hitler Gençlik Lideri Arthur Axmann ile yan yana oturduğu, Basın Şefi Otto Dietrich tarafından verilen bir yemek sonrasına ; delegasyonun gezisinin doruk noktasını teşkil eden Goebbels ile bakanlıkta yapılacak olan görüşme konulmuştur :
Önde delegasyonun başkanı Necmettin Sadak, sıra halinde yağlı boya ile boyanmış bir kapıdan içeri girdik. Açık renkli bir paravan, ilk başta içeriyi görmemize engel oluyordu. Onu aşınca kendimizi az eşyalı, fakat son derece geniş bir salonda bulduk. Dr. Goebbels, paravanın hemen yanında ayakta duruyordu. Kısa boylu, zayıf, temiz giyinmiş, resimlerinde olduğundan daha sevimli idi. Özel Kalem Müdürü olduğunu sandığımız bir zat, bizi teker teker adlarımızla bakana tanıttı. Ellerimizi sıkarken gözlerini bir süre üzerimizden ayırmıyor, zeki bakışlarıyla yüzümüze gülümsüyordu..
Görüşme bakanın bir monologu tadında gerçekleşir. Goebbels, bağırmayan, heyecana kapılmayan, musikili sesiyle; adımız çıktığı için biz ağzımızı açsak derhal propaganda yapacağımızı sanırlar ! diyerek klasik propaganda tekniğine uygun şekilde başladığı konuşmasında ; yaklaşık bir saatlik konuşma süresince, Türk delegasyonuna üç ana konudan söz etmiştir. İlk olarak ; savaş Avrupa’dan Almanya’ya dayatılmıştı, fakat buna karşın Doğu’da hali hazırda fetih seferi gerçekleşmeyecekti. Aksine Almanya yalnızca Rus ordusunu zararsız hale getirmek niyetindeydi. Ve Goebbels, kış başlamadan önce, Rus ordusunun Almanya ve Avrupa için daha fazla korku yaratabilecek bir gücünün kalmayacağı umudundaydı. İkincisi olarak, durmadan alevlendirilen ikinci cephenin açılması meselesi üstüne konuşuyor, Almanların üstünlüğünden bahsediyor ve İngiltere’nin Manş Denizi’ni geçerek yapacağı bir hamleye Almanya tarafından izin verilmeyeceğinden emin olduğunu belirtiyordu. Üçüncü ve son olarak ise, sivil cephede hüküm süren yüksek morale değinir :
Her Almanın kendisini, ölüm ve yaşam üstüne olan savaşa bağlı hissettiğini ; hiç kimsenin savaştan mutluluk duymadığını, ancak her birinin bunu bir zorunluluk olarak kabul ettiğini, söylüyordu..

Goebbels delegelere halk ile konuşmalarını tavsiye eder. Temsilcilerin, kendisinin onlara sunduğu tasvirlerden farklı bir görüntü, başka bir izlenim edemeyeceklerinden emindir. Son olarak ; emrindekilere, Türk gazetecilerin istedikleri her kişi ile tamamen serbest bir şekilde konuşabilmelerinin mümkün kılınmasıtalimatını verdikten sonra ; hiçbir şekilde soru yöneltmelerine fırsat vermediği Türk misafirlerini, sıcak bir şekilde tokalaşarak uğurlar..
Propaganda Bakanlığı ; gıcır gıcır yeni bir otobüsün yanı sıra, ikisi Dışişleri, biri kendi bakanlığından üç de memur tahsis ettiği Türk delegasyonunu, Batı Almanya, Lüksemburg, Fransa ve Avusturya’yı içeren, doğu sınırına kadarki bölgede bilgilendirme gezisine gönderir. 
Uğradıkları yerlerde birçok tutsak kamplarına da rastlarlar. Buralarda en iyi durumdakiler Fransızlar, en kötü haldekiler ise Ruslardır.. Zorla çalıştırılanların yanında, Nadir Nadi, Fransa, İtalya ve diğer Avrupa devletlerinden, Alman çalışma kamplarında kendi istekleriyle bulunan yüz binlerce işçi de görür..
Nadir Nadi ve gazeteci grubu ; tam bir ay sonra, Alman disiplini, propagandası ve savaş rehberliğinden etkilenmiş olan Almanya’nın müttefikleri Macaristan ve Bulgaristan’ın üzerinden, 16 Ağustos 1942′de İstanbul’a dönerler..
Tarafsızlık konumunun gereklilikleri dolayısıyla hükumetin hissedilebilir engellemelerine rağmen ; gezi dönüşü, sıcağı sıcağına yayınlanan gezi röportajlarında, Nadir Nadi’nin Nazi Almanya’sına olan coşkunluğu hemen hemen hiç gizlenmemektedir. Türk çağdaş gazeteciliğinin en dikkate değer kişiliklerinden biri olan ve 1950’den itibaren aktif politikaya da atılan Nadir Nadi, bu özel zamanlarda haykırdığı Alman hayranlığından hiçbir zaman tamamen vazgeçememiştir..   

Leave a reply:

Your email address will not be published.