714 ) YAKILAN VE YASAKLANAN KİTAPLAR..

    

Yazının icat edildiği dönemlerden itibaren devleti yönetenler ve çoğu zaman da Kilise ve din adamları sadece sansür yoluyla gerçeklerin halk tarafından öğrenilmesini engellemekle yetinmemişler, aynı zamanda kendilerinden önce yayınlanan veya onların görüşleriyle uyum içinde olmayan kitapları ve belgeleri yakarak imha ettirmişlerdi. Tarih boyunca sansüre başvuran yönetimler hep halkın zararlı cereyanlardan korunması, toplumun ahlaki değerlerinin muhafazası gibi gerekçelerin arkasına saklanmışlardır. Doğrusu bu gerekçeleri haklı gösterecek örnekler azdır. İnsanları din düşmanlığına, ahlaksızlığa, şiddete başvurmaya yönlendiren kitap ve yayınların sayısı, sansürlenen veya yakılan kitapların pek küçük bir kısmını oluşturmaktaydı. Herhalde on binlerce kitabın birden yakılmasını emredenlerin böyle titiz bir eleme yoluna gittiklerini düşünmek mümkün değil..
İşin gerçeği şu ki, farklı düşüncelere tahammülsüzlük daha eski çağlarda başlamıştı.. Sadece devletin başında, yani iktidarda olanların görüşleri, ideolojileri, felsefeleri bilinecek ve benimsenecek, farklı görüşlere halkın ulaşması engellenecekti.. Yüzyıllar boyunca bu anlayış egemen olmuş ve bu nedenle, bazı kısa dönemlerin dışında, gerçek demokrasi ve düşünce özgürlüğü bir türlü gelişememiştir. Bu durum liderlerin iktidar hırsından mı kaynaklanmıştır, dar görüşlülüğünden mi, kültür eksikliğinden mi ?.. Belki de hepsinden birden..
Geçmişte yaşanan örnekler bu tahrip edici yaklaşımın ve tahammülsüzlüğün dünya medeniyetinden, dünya kültüründen neler alıp götürdüğünü açıkça ortaya koyuyor..

    

Bu kültür katliamının birkaç örneği :
MÖ 213 yılında Çin İmparatoru’nun veziri Li Si, başta Konfüçyus’un eserleri olmak üzere, çok sayıda tarih ve felsefe kitabını imha ettirdi. Kitap yasakları Han Hanedanı’nın işbaşına gelmesinden sonra, MS 191 yılında kaldırıldı. Ancak daha sonra, MS 300 yılında ilk resmi sansür yasası kabul edilerek, Hanedanın benimsemediği görüşlerin halka ulaşması engellendi.
Roma İmparatoru Augustus, dönemin ünlü şairi Ovidius’un özgürce yazdığı şiirlere tahammül edemedi. Eserlerini yasakladı ve kendisini imparatorluğun en uzak köşelerinden olan Karadeniz kıyısına sürgüne gönderdi. Ovidius, bugün bile Avrupa edebiyatının önemli eserlerinden sayılan ve dünyanın oluşumunu anlatan “Metamorfozlar”ı orada bitirdi..
Roma imparatorlarından Caligula da, Homeros ve Virgil gibi ünlü yazarların eserlerini yaktırdı..
Ünlü düşünür Protagoras’ın eserleri de “demokrasinin kaynağı” olarak kabul edilen Atina’da yakıldı..

Eski çağlarda, MÖ 50 yılından itibaren dünyanın en değerli eserleri İskenderiye Kütüphanesi’nde bulunuyordu. Nasıl çıktığı kesin olarak bilinmeyen bir yangında yüz binlerce çok değerli el yazması eser tahrip oldu. Bazı kaynaklar kütüphanede 700 bin kitap ve belge bulunduğunu kaydediyorlar. Yangını kimin çıkarttığı yolunda çeşitli rivayetler var. Bazıları Julius Caesar’ın İskenderiye’deki Mısır donanmasını yakması sırasında şehre sıçrayan yangının kütüphaneyi de yaktığını söylerken, bazı yazarlar şehirdeki bir dini ayaklanma sırasında Bizans İmparatoru Theodosius’ün emriyle kütüphanenin yakıldığını ileri sürüyorlar. Hatta kütüphaneden kalan bazı eserlerin daha sonra Müslümanlarca yakıldığını ileri sürenler bile var..
Daha sonra, MS 364 yılında Antakya Kütüphanesi Hristiyanlığı kabul eden İmparator Jovian’ın emriyle yakıldı. Bu kütüphanede Hristiyanlık öncesi döneme ait çok değerli eserler vardı..
MS 367 yılında, gene İskenderiye’de Athanasius adlı bir piskopos, içeriğini onaylamadığı bütün dini eserlerin imha edilmesini emretti.. 
MS 372 yılında, yine Antakya’da, İmparator Valens, Hristiyanlıkla ilgili olmayan bütün eserlerin yakılmasını emretti. Bu kitaplar arasında hukuk ve güzel sanatlar alanlarında yazılmış pek çok değerli eser de vardı. İmparatorun bu konudaki tavrından etkilenen bazı şehir ve kasaba yöneticileri de kendi kütüphanelerini imha ettiler. Demek ki, biat kültürü, lidere körü körüne itaat etme adeti o zaman da varmış..
Kitap yakılması geleneğinin yaratıcıları arasında Kilise ön planda geliyor. Bazı papalar bu konuda çok ileri gittiler. Örneğin 540 ile 604 yılları arasında yaşayan Papa I. Gregory (altta), eski Roma eserlerinin neredeyse tamamının imha edilmesi emrini verdi..

Daha sonra yüzyıllar boyunca Kilisenin bu kitap yakma alışkanlığı devam etti. Haçlı orduları 1109 yılında Trablus’u işgal ettikleri sırada, dünyanın en değerli İslam eserlerini barındıran Banu Ammar Kütüphanesi’ndeki yaklaşık 100 bin kitabı yaktılar. 1204 yılında İstanbul’a giren haçlı ordularının hedeflerinden biri de oradaki değerli klasik yazılı eserlerdi..
İnsanlık Yeniçağa girdikten sonra da bilgilerin halka ulaşmasını engelleme alışkanlığı devam etti. Bu bazen sansür, bazen de kitapların imhası şeklinde ortaya çıktı. 1534 yılında İngiltere Kralı VIII. Henry, Anglikan Kilisesi’nin başına geçtikten sonra herhangi bir kitabın yayınlanmasından önce kendi özel danışmanlarının onayının alınması zorunluluğunu getirdi.
Aynı yıl Fransa Kralı I. François de yazarlara, yayınevlerine ve kütüphanelere karşı katı bir baskı uyguladı. John Calvin başta olmak üzere birçok Protestan, baskılar nedeniyle ülkeden kaçtı..    

(ONUR ÖYMEN, “Bir Propaganda Silahı Olarak Basın / Dünyada ve Türkiye’de Sansür, Baskı ve Yönlendirme”)

Leave a reply:

Your email address will not be published.