711 ) HÜNKAR (KARŞILAMAYI) BEĞENDİ !..

   

Osmanlı’da resmi şenlikler pek çok amaca hizmet ediyordu. Bazı padişahlar, seferden ya da seyahatlerinden dönüşlerinde yapılan karşılama törenleri hoşlarına giderse, bu, bazen halk için doğrudan faydalı da olabiliyordu..
Daha genel olarak, bu ayrıca hem eğlence hem de gündelik baskılardan sıyrılıp rahatlama fırsatı sağlıyordu halka.. 
Refah getiriyordu : Yiyecek ve parasal bağışlarla maddi, toplu dualarla manevi refah edinilmesi söz konusuydu. Halk bu şenliklerle kolektif bir birim haline getiriliyor ve bunlar aracılığıyla, imparatorluğun başarılarıyla kendini bütünleştiriyordu.. 
Debdebeli bir şehir olan İstanbul, aynı zamanda imparatorluğun başkenti, gücün odağı ve padişahın ikamet yeriydi. Padişah, mesafeli bir figür ya da mutlak otoriteye sahip bir hükümdar olmaktan uzaktı. Çoğunlukla görevden hızla gelip geçen vezirlerin birçoğundan kuşku duyulan Osmanlı siyaset dünyasında, tehlikeli karışıklıklar içinde varlığını sürdürürken, Padişah, gücünü incelikle koruyordu. Şehir halkıyla uzlaşılması, onun devlet işleri ve onu yöneten, özdeşleştiği hanedanla bütünleştirilmesi ve refahının padişah tarafından temin edilmesi gerektiğinin gayet farkındaydı.. En önemlisi de, padişah, halkın görüp erişebildiği, adalet sağlayıcı ve belki apaçık ifade edilmeyen, ama örtük bir biçimde hissedilen, ruhani bir figür idi..
Etkin ve coşkulu katılım, genellikle halk için, tatmin edici sonuçları sağlayabiliyor idi. Sultan Abdülaziz, halk gösterileri ve gürültü patırtıyla çok sıcak karşılandığı Mısır’dan İstanbul’a dönerken İzmir’e uğradı. Burada farklı milletlerin hepsi onu büyük sevgi gösterileriyle karşıladı ; hatta, Madamlar ve Matmazeller sokaklarda diz çökerek : ‘Vive le Sultan’ (Yaşasın Padişah) diye tezahürat yapmışlardı..” 
Böyle bir karşılamadan memnun kalan Padişah, Mısır ve İzmir’de gördüğü gibi sevgi gösterilerini İstanbul halkından görmediğini bildirdi.. İşte bundan sonradır ki ; Ahmed Cevdet Paşa’nın, “Yüceltme ve saygı göstergesi olarak padişahın huzurunda sükunetle durulması şeklindeki eski gelenek” diye söz ettiği tavırdan, o andan itibaren İstanbul’a sızan bu yeni ve coşkulu, gürültülü karşılama üslubuna geçiş hızlanmıştır. Ancak, en azından Ahmed Cevdet Paşa’ya göre, arada önemli bir fark vardı ; zira İstanbul halkı her ne kadar alkışlamaya başlasa da, bunu çok edepli ve kibar bir biçimde yapıyordu. Paşa’ya göre, İstanbul halkı şehir kutlamaları konusunda Mısır ve İzmir halkından kat kat daha iyiydi..

Sultan Abdülaziz’in dönüşü için yapılan üç günlük şenlik kuşkusuz görkemliydi. Zanaatkarlar en çarpıcı vitrini döşemek için birbirleriyle yarıştılar. Saksılar dolusu minik çiçek bahçeleri hazırlanmış, limon ağaçları dikilmiş, dükkan cepheleri defne dallarıyla bezenmiş ve bunlar hanların girişlerine sarkıtılmış, dükkanlar fenerlerle süslenmiş, bu hummalı gösteriş arzusuyla her yer öyle aydınlatılmıştı ki, piyasada fener kalmamıştı !..
Sokaklar muhteşem yalı bahçelerine, dükkanlar gelin odalarına dönmüştü. Normalde geceleri kapalı olan ancak Sadrazam Fuad Paşa tarafından bu kutlama vesilesiyle açık kalmasına izin verilen Kapalıçarşı ışıl ışıldı ve öyle kalabalıktı ki, civarında yürüyebilmek neredeyse imkansızdı. Müzisyenler müzik yapıp askeri bando sokakları dolaşırken, şehir çalgı sesleriyle inliyordu.. 
Tüm bu insan kalabalığına rağmen (öyle ki, kalabalıktan Kapalıçarşı’dan Asmaaltı’na ulaşmak imkansızdı) kadınlar belli ki rahatsız edilmiyor ve yakışıksız bir davranışa rastlanmıyordu ; kısacası tüm İstanbul halkı, birbirlerini gözeterek, öyle bir şehir şenliği düzenledi ki, “daha önce böylesi görülmemişti,” diyerek hayranlıklarının kelimelerle anlatılamayacağını düşünen Ahmed Cevdet’in kuşkusuz biraz pembe gözlüklerle yansıttığına göre, herkes neşeyle gezinerek kendince eğleniyordu. Padişah da doğal olarak durumdan memnundu..
Ahmed Cevdet’e göre, bu kutlamalar Fuad Paşa’nın parlak bir fikriydi. “Padişah-perest”, ama aynı zamanda çok yenilikçi bir insan olan Fuad Paşa, padişahı halka sevdirmek gibi faydalı bir etkisi olan bu benzersiz kutlamaları düzenlemişti. Bu sevgi, karşılıksız kalmıyordu.. Bazı vergi imtiyazlarını ve İstanbul halkının zorunlu askerlikten muaf tutulması gibi kanunları kaldırma kararı alan nazırlar artık fikir değiştirmişlerdi !.. Başkent halkının hükümdarlarına sergilediği bu sevgi ve duygu gösterisinden sonra, bu uygulama bir başka zamana bırakıldı..

KAYNAKÇA :  
AHMED CEVDET PAŞA, “Ma’ruzat” ; EBRU BOYAR-KATE FLEET, “Osmanlı İstanbul’unun Toplumsal Tarihi”

Leave a reply:

Your email address will not be published.