707 ) FUTBOLUN TARİHİ !..

   

Çinlilerin topu deridendi ve ketenle doldurulmuştu. Firavunlar zamanında Mısırlılar onu samanla ve tohum kabuklarıyla doldurup renkli kumaşlarla kapladılar. Yunanlılar ve Romalılar şişirilmiş ve dikilmiş öküz mesanesi kullanıyorlardı. Ortaçağ ve Rönesans dönemlerinde Avrupalılar at yelesi doldurulmuş oval bir top kullanıyorlardı. Amerika’da kauçuktan yapılan top, hiçbir yerde olamayacağı kadar sıçrama kabiliyetine sahip oldu. 
Şişirilmiş, deri kaplı lastik top, Kuzey Amerika’nın Connecticut eyaletinden Charles Goodyear’ın yeteneği sayesinde geçtiğimiz yüzyılın ortalarına doğru doğdu ve Cordobalı üç Arjantinli olan Tossolini, Valbonesi ve Polo’nun yetenekleri sayesinde yanında yarığı olmayan top oluştu. Çünkü onlar, supaplı ve enjektörlü pompa ile şişirilebilen topu icat ettiler. Böylelikle 1938 Dünya Kupası’ndan beri, topun şişirildiği geniş yarığın üzerine sarılı iplerin verdiği acıyı duymadan, topa kafa vurma imkanı doğmuş oldu..
1950’li yıllara kadar top kahverengiydi. Sonra beyaz oldu. Günümüzde değişik modeller görülüyor. Şimdi çevresi 70 cm ve polietilen köpük üzerine poliüretan kaplı. Su geçirmez, yarım kilodan daha hafif ve yağmurlu günlerde oynanması imkansız olan deri kaplı eski toplardan daha çabuk hareket ediyor..

    

Futbolda da, hemen hemen öbür dalların tümünde olduğu gibi öncülüğü Çinliler yaptılar. 5000 yıl önce Çinli hokkabazlar topu ayaklarıyla dans ettiriyorlardı ve daha sonra ilk oyunlar da yine Çin’de düzenlendi. Sahanın ortasında bir çit vardı ve iki taraftaki oyuncular ellerini kullanmaksızın topun yere değmesini engelliyorlardı. Bu gelenek, hanedandan hanedana aktarılarak sürdü. Milattan önce yapılmış bazı kabartmalarda da görüldüğü gibi Ming Hanedanı’na mensup Çinliler bugünkü toplara benzeyen toplarla oynuyorlardı..
Eski zamanlarda Mısırlıların ve Japonların topu tekmeleyerek “oyalandıkları” biliniyor. Milattan 500 yıl önceye ait bir antik Yunan mezarının mermerindeki bir adam topa diziyle vururken görülüyor. Antiphanes’in komedilerinde bunu ortaya koyan parçalar var : Uzun top, kısa pas, ileriye uzatılan top gibi. Söylenene göre İmparator Julius Caesar her iki ayağını da ustalıkla kullanıyordu ! Neron ise yalnızca birini kullanabiliyordu. Kesin olarak bildiğimiz, Hz. İsa ve havarileri çarmıhta eziyet çekerek ölürken, Romalıların futbola oldukça benzeyen bir oyunu oynadıklarıdır..
Romalı lejyonerlerin ayağıyla Britanya adalarına da bu yenilik ulaştı. Yüzyıllar sonra 1314′de Kral II. Edward bu gürültülü ayaktakımı oyununu, Tanrı’nın izin vermediği birçok kötülüğe neden olan, büyük topların peşinde koşularak yapılan mücadele olarak niteleyen bir kraliyet fermanına mührünü vurmuştur. Bu dönemde oyun artık “futbol” olarak adlandırılıyordu ve ardından birçok kurban bırakıyordu. Atlı haydutlar arasında da oynanıyordu. Ne zaman, ne oyuncu, ne de başka bir açıdan bir sınırlama vardı. Bir köy halkı öbür köy halkına karşı, topu tekmeleyerek, yumruklayarak hedefe doğru sürüklüyordu. O dönemlerde top yerine bir değirmen taşı kullanıldığı da görülüyordu !.. Karşılaşmalar günler boyunca sürüyor, birçok cana mal olarak geniş alanlara yayılıyordu. 
Krallar bu kanlı mücadeleleri yasakladılar. 1349′da III. Edward futbolu “işe yaramaz ve aptalca” oyunlara dahil etti. 1410′da IV. Henry ve 1547′de VI.Henry tarafından imzalanan futbol aleyhinde fermanlar da vardır. Futbol ne kadar çok yasaklanırsa o kadar çok oynanıyordu. Bu da yasaklamanın kışkırtıcı yönünü doğrulamaktan başka işe yaramıyordu..
1592′de Shakespeare, “Yanlışlıklar Komedyası”nda bir karakterin şikayetini belirtirken futbolu kullanıyordu :
Yuvarlak bir şey miyim ki, 
Beni böyle ayaktopu gibi tekmeleyip duruyorsunuz !
Siz tekmeyle beni yollayacaksınız,
O bir tekmeyle beni eri postalayacak.
Eğer böyle hizmet vereceksem beni meşinle kaplatın bari..

  

Floransa’da futbol şu anda da olduğu gibi “calcio” olarak adlandırılıyordu. Leonardo da Vinci de koyu bir futbol taraftarıydı. Machiavelli ise bizzat oyuncu idi. 27 kişilik ekipler üç sıraya dağılmış şekilde oyuna katılıyorlardı ; ellerini ve ayaklarını topa vurmak ve rakiplerinin karnını deşmek için kullanabiliyorlardı. Arno’nun donmuş suları üzerinde ve geniş meydanlarda düzenlenen maçlara çok sayıda insan katılıyordu. Floransa’dan uzakta, Vatikan bahçelerinde Papa VII. Clemens, Papa IX.Leo ve Papa VIII. Urbanus da “calcio” oynamak için resmi giysilerinin kollarını ve paçalarını sıvamayı alışkanlık haline getirmişlerdi..
MÖ 1500′de kauçuk top, Meksika ve Orta Amerika’da kutsal bir törenin güneşi gibiydi ; ama Amerika’nın birçok yerinde futbolun ne zamandan beri oynandığı bilinmiyor…

    

Yıllar süren yasaklamalardan sonra Britanya adaları, alın yazılarında bir top olduğunu kabul etmek zorunda kaldı !..Kraliçe Victoria döneminde futbol yalnızca halk tabakası alışkanlığı olarak değil, aynı zamanda aristokratlara özgü bir erdem olarak genelleşmişti.
Geleceğin yöneticileri, yenmeyi, okulların ve üniversitelerin avlularında futbol oynayarak öğreniyorlardı. Orada üst sınıflardaki öğrenciler gençlik ateşlerini hafifletiyorlar, disiplin ediniyorlar, taşkınlıklarını dizginliyorlar ve zekalarını keskinleştiriyorlardı. Toplumun öbür kesimi olan emekçilerin, bedenlerini zayıflatmaya ihtiyaçları yoktu ; çünkü atölyeler ve fabrikalar bunu fazlasıyla yapıyordu. Öte yandan sanayi kapitalizminin anayurdu, yığınların tutkusu olan futbolun fakirleri oyalayıp yatıştırdığını, zihinlerini grevden ve öbür kötü fikirlerden uzak tuttuğunu keşfetmişti..

Futbol bugünkü şekline on iki İngiliz kulübünün 1863 yılında Londra’daki bir lokalde imzaladıkları centilmenlik anlaşmasından sonra kavuştu. Kulüpler, Cambridge Üniversitesi’nin 1846 yılında belirlediği kuralları benimsediler. Cambridge’de futbol “rugby”den tamamıyla ayrılmıştı : Elle dokunulabilse de topun elle taşınması yasaklanmıştı. Ayrıca rakibe tekme atmak da yasaktı. 
Londra’da imzalanan anlaşma ne oyuncu sayısını, ne sahanın genişliğini, ne de maçların süresini sınırlıyordu. Maçlar iki-üç saat sürüyor ve top uzaklara kaçtığında oyuncular aralarında sohbet edip sigara içiyorlardı !. Ofsayt kuralı ise o zaman bile uygulanıyordu..
O dönemlerde hiç kimsenin sahada belli bir yeri yoktu. Her oyuncu istediği yöne gidiyor ve canı nasıl isterse o şekilde yer değiştiriyordu. 1870 yılına doğru takımlar savunma, orta saha ve hücum açısından organize olabildiler. O döneme gelindiğinde oyuncu sayısı da 11 kişi ile sınırlandırılmıştı. Hiçbiri, topu durdurmak ya da ayaklarına yerleştirmek için bile olsa topa elle dokunamıyordu. 1871′de kaleci ortaya çıktı. O, kalesini tüm bedeniyle koruyabiliyordu. Kaleci, kare şeklinde bir kaleyi koruyordu. Günümüzdekinden daha dar ve çok daha yüksek olan kale, 5 buçuk metre yüksekliğinde bir kemerin birleştirdiği iki tahta direkten oluşuyordu. 1875′de kemerin yerini çapraz bir tahta aldı. Yan direklere küçük çentikler atılarak goller işaretleniyordu. Dik açılı köşelere sahip olan kale, kemer şeklinde olmasa da hala bazı ülkelerde “yay” olarak adlandırılıyor. Bu yüzden kaleyi koruyan oyuncuya da “yaycı” diyoruz (arquero). Bunun nedeni belki İngiliz öğrencilerin bir zamanlar avlularındaki yay şeklindeki çitleri kale olarak kullanmış olmalarıdır..

1872 yılında ise “hakem” ortaya çıktı. O zaman kadar oyuncuların kendileri hakemlik yapıyorlar, yaptıkları hataları kendileri cezalandırıyorlardı. 1880′de hakemler artık ellerinde kronometreyle maçın ne zaman bittiğine karar veriyorlardı ve uslu durmayanları sahadan atma yetkileri vardı. Ama maçı sahanın dışından seslenerek yönetiyorlardı. 1891 yılında hakemler ilk kez sahaya girdiler. Bir düdük çalarak ilk penaltı cezasını verdiler 12 adım atarak vuruşun kullanılacağı yeri belirlediler.. Zaten bir süredir İngiliz basını, penaltı cezasının uygulanması için bir kampanya başlatmıştı…
1882 yılında İngiliz yöneticiler taç atışının elle yapılmasına izin verdiler. 1890′da ise sahanın sınırları kireçle çizildi ve ortasına bir daire yerleştirildi. Aynı yıl kalelere ağ da gerildi…
Bir süre sonra yüzyıl sona erdi ve İngilizlerin futboldaki tekeli de yüzyılla birlikte son buldu. 1904 yılında FIFA, diğer bir deyişle Uluslararası Futbol Federasyonu doğdu. Bu örgüt o zamandan beri tüm dünyada ayak-top ilişkilerini yönetiyor. FIFA, gelmiş geçmiş dünya şampiyonaları boyunca, vaktiyle İngilizler tarafından oluşturulan kurallarda pek az değişiklik yapmıştır..

EDUARDO GALEANO’nun “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabındaki yazılardan derlenmiştir.. 

Leave a reply:

Your email address will not be published.