706 ) OSMANLI MEMLEKETİNE ÜŞÜŞEN YABANCILAR !..

1800 yıllarında Batı, sanayi devrimini gerçekleştirme yolundadır. Özellikle İngiltere başı çekmekte, gelişen endüstrisine dünyanın dört yanında hammadde kaynağı ve pazar aramaktadır..
19. yüzyılın bu ilk döneminde bütün Avrupa ülkeleri sıkı bir himaye sistemi uygulamaktadır ; biri, Osmanlı ülkesi hariç. Öteki memleketler yeni kurulan sanayilerini dış malların rekabetinden korumak amacıyla gümrük duvarları çekerlerken, Osmanlılar kendi özbenliklerine yabancılaşmanın doruğuna varmışlar, liberalizmin en sadık uygulayıcısı durumuna gelmişlerdi.. Yabancı malları, % 3 gümrük ödeyerek rahatça memlekete girmektedir. Değerli hammaddelerimiz çok düşük resimler karşılığında ya da kaçırılarak Avrupa’ya yollanmaktadır. Dış ticaret tamamen yabancıların elinde olup yerli işbirlikçilerin yardımıyla yürütülmekte, Osmanlı zanaatlarını günden güne çıkmaza sürüklemektedir..
O günlerin Batı kapitalizmi, sistemin içsel mantığı uyarınca, elde ettiği ile yetinmektedir ; bu verimli pazarı daha geniş ölçülerle sömürmek amacındadır. Sömürebileceği az sayıdaki büyük ve zengin ülkelerden biridir, Osmanlı memleketi..
Gelişen kapitalizmin ve onun güçlü temsilcisi İngiltere’nin şikayetçi olduğu birkaç konu vardır : İlki, Osmanlı topraklarında yabancı tüccarın ticaret yapmasına, daha doğrusu iç ticaret yapmasına kanunların el vermeyişidir. Yabancı tüccar malını Osmanlılara satmakta, malın ülkedeki dağılım ve satımı ise yerli tüccarın aracılığıyla yapılmaktadır. Bu durum, özellikle İngilizlerin gönüllerince Osmanlıları sömürmelerini engellemekte, onları birtakım işbirlikçilerine pay vermek zoruna koşmaktadır..



Yabancıların şikayetçi oldukları bir diğer konu, Osmanlı Devleti’nin uyguladığı “yed-i vahit” usulüdür. Devletin belirli malın mübayaası için bazı tüccara tanıdığı tekel niteliğindeki bu sistem yabancı tacirlere engel yarattığından, İngilizlerin sürekli yakınmalarına neden olmaktadır..
Yabancıların üçüncü büyük tutkusu, topraktır. Gayrimenkulün Osmanlı tebaasından başkasının tasarrufuna geçmesini önleyen kanunları kaldırtmak, bu kaynağa da el atmak amacındadırlar. 
İşte Batı sermayesi, çökmek üzere olan bir imparatorluğun aczinden yararlanacak ; çeşitli baskılar yaparak ona değişik anlaşmalar imzalatacak fermanlar yayınlatacaktır. Onu tam bir sömürge durumuna sokarak kaçınılmaz sonuna, iflasına sürükleyecektir..
İngilizler, Osmanlı ticaretinde kendilerine ters gelen hükümlerin kaldırılması için 1833′den beri, ünlü Palmerston’un aracılığıyla uğraşmaktadır. İngiliz sefiri Ponsonby yed-i vahit usulüne, ticaret serbestisine konmuş engellere şiddetle çatmakta, “Türkiye’de mahsulleri vücuda getirenler, bunları fiyatlarını tespit etmekte yegane hakim olan imtiyazlı kimselere satmak mecburiyetinde kaldıkça, Türk sanayiinin geriliğe mahkum olduğunu,” savunmaktadır. Yani devlet, Avrupa’nın dikkatle kaçındığı bir “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” siyaseti izlemeli, yabancılara kendini teslim etmelidir..
Batı’nın bu yoldaki taleplerine bir süre göğüs geren Osmanlı Devleti, Mehmet Ali Paşa ile uğraşırken bir de İngilizleri gücendirmemek için, ünlü “1838 Ticaret Anlaşması”nı imzaladı. Memleketteki “Batılaşma” heveslerine denk düşen ve onun ekonomik alandaki uzantısı olan bu anlaşmayla, Osmanlı memleketi, kendini paylaşmak için hazır bekleyen Batı sermayesinin insafına terk ediliyordu. Bu anlaşma gereğince :
1 ) İngiliz tebaasına daha önce tanınmış olan haklar onaylanmaktaydı.
2 ) Anlaşma hükümleri, Osmanlıların Avrupa ve Asya’daki topraklarının yanı sıra Mısır ve Afrika’daki eyaletlerinde de geçerli olacaktı.
3 ) İç ticaretteki tekel (yed-i vahit) usulü kalkacaktı. İngiliz tüccarı ülkenin her yanında her çeşit tarım ya da sanayi ürününü alıp satabilecekti. Ödeyeceği vergi ve resimler en imtiyazlı İslam tebaadan fazla olmayacaktı.
4 ) İngiliz tüccarı memleketten mal götürürken Osmanlıların ödedikleri vergilerin yerini tutmak üzere % 9 resim ve % 3 ihraç vergisi ödeyecek ; dışarıdan getirdiği için ise % 3 gümrük resmine tabi olacaktı..
1833 Anlaşması kapitülasyonların yabancılara tanımış olduğu öncelikleri genişleterek onları yerli tüccarla eşit duruma getirmiş ; ülke dahilinde de ticaret yapmak imkanı vermişti. Ancak, yerli meslektaşlarından sermaye ve bilgi olarak çok üstün durumdaki Avrupalılar, kısa zamanda Osmanlı yurdunun o güne dek görmemiş olduğu bir talanı başlattı. Bu anlaşma İngiltere ile 16 Ağustos 1838′de imzalanmıştı ; bir eşini Fransızlar aynı yılın Kasım ayında Osmanlı Devleti’ne imzalattılar. Fransa’yı Löbek, Bremen ve Hamburg şehirleri (18 Mayıs 1839) ; Sardunya (2 Eylül 1839) ; İsveç ve Norveç (31 Ocak 1840) ; İspanya (2 Mart 1840) ; Felemenk (14 Mart 1840) ; Belçika (30 Nisan 1840) ; Prusya (22 Ekim 1840) ; Danimarka (1 Mayıs 1841) ve Toskana (7 Haziran 1841) izledi..
Türkiye “Tanzimat-ı Hayriye”den iyileşme beklerken, Avrupa’nın bütün ülkeleri “hasta adam”ın başına üşüşmüş, mümkün olan en büyük lokmaları ondan koparmaya uğraşmaktadır…



Leave a reply:

Your email address will not be published.