705 ) ÇİNLİLER NEYİ İCAT ETMEDİLER ?!…

Neredeyse her şeyi icat etmiş olan bir ulusun geçmişi hakkında pek az şey biliyor ya da hiçbir şey bilmiyoruz..
İpek 5000 yıl önce orada doğdu..
Çinliler çayı herkesten önce keşfettiler, adlandırdılar ve yetiştirdiler..
Derin kuyulardan tuz çıkaran ilk onlar oldular ; gazı ve petrolü mutfaklarında ve lambalarında ilk kez kullananın onlar olması gibi..
İngilizlerin tarımlarını makineleştirmelerinden 2000 yıl önce taşınabilir demir sabanlarının yanı sıra, ekme, harman dövme ve hasat makinelerini icat ettiler..
Avrupalı gemicilerin onu kullanmaya başlamalarından 1100 yıl önce pusulayı icat ettiler..
Su değirmenlerinin demir ve çelik fırınlarına enerji sağlayabileceğini Almanlardan 1000 yıl önce keşfettiler..
Kağıdı 1900 yıl önce icat ettiler..
Gutenberg’den 600 yıl önce kitapları bastılar ve ondan 200 yıl önce de matbaalarında hareketli metal harfleri kullandılar..
1200 yıl önce barutu ve ondan 100 yıl sonra da topu icat ettiler..
900 yıl önce bobinleri pedalla hareket ettirilen ipek dokuma makineleri icat ettiler, İtalyanlar ancak 200 yıllık bir rötarla onları taklit ettiler..
Ayrıca dümeni, örekeyi, akupunkturu, porseleni, futbolu, oyun kartlarını, gaz lambasını, havai fişeği, uçurtmayı, kağıt parayı, mekanik saati, sismografı, verniği, fosforlu boyayı, misinayı, asma köprüyü, el arabasını, şemsiyeyi, yelpazeyi, üzengiyi, nalı, anahtarı, diş fırçasını ve diğer aletleri de onlar icat ettiler..

15. yüzyılın başlarında, Çin Donanması’nın komutanı Amiral Zheng, Allah’a, Şiva’ya ve Buda’ya karşı saygısını Seylan kıyılarında kayaların üzerine kazıttı. Ve bu üçünden, üç değişik dilde, komutasındaki denizcilerin kutsanmasını istedi..
Kendisini hadım ettirmiş olan imparatorluğa sadakatle bağlı olan Zheng, bütün dünya denizlerinde o güne kadar yelken açmış olan en büyük donanmanın başına geçti..
Ortada, meyve ve sebze bahçeleriyle birlikte, dev gemiler ve onların etrafında da bin tane yelken direğinden oluşan bir orman oldu :
“Yelkenlerini gökyüzünün bulutları gibi fora ediyorlar..”
Gemiler Çin limanları ve Afrika’nın kıyıları arasında Java, Hindistan ve Arabistan’a uğrayarak gidip geliyorlardı.. Denizciler Çin’den yola çıkarken yanlarında porselen, ipek, vernik, yeşim taşı götürüyor, oradan masallar, sihirli bitkiler, zürafalar, filler ve tavus kuşları getiriyorlardı. Yeni lisanlar, tanrılar, gelenekler keşfediyorlardı. Hindistan cevizinin on değişik şekilde kullanılabileceğini ve mangonun unutulmaz tadını orada öğrendiler, siyah beyaz çizgili atları ve at gibi koşan uzun bacaklı kuşları orada keşfettiler. Tütsüyü ve mür yağını Arabistan’da, “ejderhanın tükürüğü” adını verdikleri kehribar gibi nadir taşlarıysa Anadolu’da buldular. Güneydeki adalarda insan gibi konuşan kuşlar ve seks güçlerini göstermek için bacaklarının arasına çıngırak asan adamlar karşısında şaşkına döndüler..

Büyük Çin donanmasının yolculukları keşif ve ticaret amacı taşıyan görevlerdi, istila etmek için çıkılan seferler değil. Zheng, herhangi bir hükmetme arzusu taşımadığı için karşısına çıkan şeyleri hor görmeye ya da aşağılamaya mecbur hissetmiyordu kendisini. Onda hayranlık uyandırmayan şeyler, en azından merakını cezbediyorlardı. Ve her yolculuğun ardından, dünyanın bilgilerini 4000 tane kitapta toplayan Pekin İmparatorluk Kütüphanesi daha da zenginleşiyordu. O dönemlerde Portekiz Kralı’nın sadece 6 tane kitabı vardı !..

  

Marco Polo’nun el yazması seyahat notları yayımlandığında, okuyanlar okuduklarına bir türlü inanamadılar.. Bu çılgın seyyah Ağrı Dağı’na giden yolun üzerindeki Hazar Denizi’nde yanar yağlar görmüştü ve Çin’in dağlarında da yanan kayalar.. Çinlilerin kağıt para yani Moğol İmparatorunun mührünü taşıyan banknotları kullandıklarını ve binden fazla insan alan gemiler yaptıklarını söylediğinde, en hafif deyimle, bir sersem olduğunu düşünüyorlardı. Sumatra’nın tek boynuzlu atı ve Gobi Çölü’nün şarkı söyleyen kumları sadece kahkahalarla karşılanıyordu. Marco Polo’nun Taklamakan Çölü’nün ötesinde bulduğu yerleşimlerdeki ateşle dalga geçen kumaşlar ise sadece hayal ürünüydüler.. 
Yüzyıllar sonra ortaya çıktı :
Yanan yağlar petroldü..
Yanan kayalar kömürdü..
Çinliler kağıt parayı 500 yıldan beri kullanıyorlardı ve Avrupalılarınkinden on misli daha büyük olan gemilerinde denizcilere taze yeşillikler yedirmek ve böylece iskorbüt hastalığından korunmak için sebze bahçeleri bulunurdu..
Tek boynuzlu at, aslında gergedandı..
Rüzgarın, çöldeki kum tepelerine çarpması sonucu gerçekten de bir ses çıkardı.. Ateşe dayanıklı kumaşlar ise amyant idi.. 
Marco Polo’nun yaşadığı dönemde Avrupa, bunların hiçbirini tanımıyordu henüz.. 

EDUARDO GALEANO’nun “Aynalar” adlı kitabındaki yazılarından derlenmiştir..

    
    

Leave a reply:

Your email address will not be published.