698 ) KEYİF ERBABI OSMANLI’NIN TÜTÜNE ALIŞMASI !..

Yazılan tarihle yaşanan arasında bazı farklılıklar ya da uçurumlar olduğu tartışma götürmez. Çarpıtma ve tahrifatların, birilerinin işine geliyor diye tarih olarak yutturulması ise bambaşka bir inceleme konusu..
Gel gelelim gerçeğin yerini sahtesinin aldığı tarih konusu, bir gayya kuyusu.. Herkes bir şey söylüyor ama kaynaklara başvuran ve konunun uzmanlarına soran çok az nedense. Aslında neden belli : “Yeni” diye eskisini, hatta eskisinden de beterini ve kof olanını dayatmaya uğraşanlar, “şanlı” tarihten parçalar koparıp bunları kendince birleştiriyor. Üstelik elinde tuttuğunu yorumlamaktan kaçınarak.. 
Bu aralar Osmanlı konusu tavan yapmışken geriye yaslandığımız ve referans alıp pek bir moda ettiğimiz o parçaları daha dikkatli okumamız lazım. Geçelim yakın tarihi, uzaktaki hakkında ne biliyoruz ? Ne kadar biliyoruz ? Daha da önemlisi, bildiklerimizin ne kadar bilgi ?.. Konu netameli, dallı budaklı. En iyisi biz kültür tarihinden yürüyüp bugün bir sürü insanın öykündüğü 17. yüzyıla uzanalım. 

Hristiyan ailenin oğlu olarak Kıbrıs’ta doğan ve çocuk yaşta devşirilip Osmanlı evladı yapılan Ahmed er-Rumi el Akhisari, adından da anlaşılacağı gibi Akhisar’da yaşamış Hanefi alimiydi. “Anadolu püriteni” (Püriten : 16. ve 17. yüzyıllarda Kraliçe I.Elizabeth’in İngiliz Kilisesinde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendini “saflığı aramak” olarak tanımlayan bir Protestan doktrini ve ibadet şekli) olarak bilinen bu zat, kimilerine göre kendi halinde bir alim, kimilerine göre Osmanlı topraklarını Vahhabilik ile tanıştıran Kadızadeli hareketinin hızlı bir üyesi..
Din alimi ve risale üstadı olarak nam salan Akhisari’nin birbiri ardına yazdığı risalelerde İslam’ın hemen her sokağına girip çıktığı görülüyor. Katip Çelebi, onu “Fanatiklik yüzünden çıkan ve hiçbir yararı olmayan münakaşalardan uzak durmayan biri” şeklinde niteler ; katı ulemanın ve yasakçıların yanında saf tutan Akhisari’nin, Osmanlı sokaklarında hızla yayılan tütün içmeye kafayı takıp “Risaletü’d Duhaniye”yi (Tütün Risalesi) yazmasını, durduğu bu yere bağlayabiliriz..
Osmanlı’nın, hem mali hem de manevi çöküş yaşamaya başladığı 17. yüzyılda adı duyulan Akhisari, aynı dönemde “Osmanlı elden gidiyor” deyip harekete geçme gereği gören başkaca ulema ve alimlerle kol kola girer.
Gerçekte bunu, Osmanlı’nın 17. yüzyılda geçirdiği evrimden duyduğu kaygıyla yapar ama musikide olduğu gibi pek çok yeniliği günah ve küfürle eşleştirmesi de durumun abesliğini gösterir..
Akhisari’nin yer aldığı grup, yine Katip Çelebi tarafından “Sultanın disiplin altına alması gereken fanatikler” içine yerleştirilir. Denetlenmediği taktirde devletinki değil imamların yetkisi konuşmaya başlar ve onlar her konuda “icat çıkarır”..
Akhisari ise yenilikler getiren ve bunların uygulayıcısına dönüşen devlet yetkililerini şeriata uymamakla suçlar. Ona göre şeriat, “zorbalığı engellemenin yoludur.” Kendisi de bu yola gönülden bağlıdır. Bu nedenle Osmanlı topraklarına giren tütün, ona göre toplumsal felaketin ayak seslerinden yalnızca biridir. 
Tütün, Osmanlı’da herhangi bir anlama sahip değilken afyon ise tam tersi bir yerde durur. Batı’ya Osmanlı’dan giden afyona karşılık İngilizler de Osmanlı’yı tütünle tanıştırır ve olanlar olur. Dördüncü Murad’ın keskin yasaklarının dışında tütüne nasıl tepki verildiği ya da onun ne şekilde algılandığı önemli. Haz alınan, rahatlatan ve alışkanlık yaratan bu ürün, kahvehanelerin vazgeçilmezi haline gelince ulemanın dikkatini çekmeye başlar. Arka arkaya fetvalar verilir. Akhisari’nin risalesi de bu fetvalara dahil edilebilir..
Şarap, afyon, kahve ve kenevirde olanın aksine, tütüne haram diyen bir ayet veya hadis bulunamayınca ulema da tütünü yasak kılmanın yollarını arar. Kültürel, sosyal ve dini tartışmalar açmayı hedefleyen Akhisari, “Duhaniye” ile bir anlamda ortam yaratır veya hazırlar. Sağlığı, başka yasaklayıcı hadisleri ve Batı’ya duyduğu güvensizliği öne süren Akhisari, tütün için kalemini sivriltir ve haram müessesesini çalıştırır.. Tütünün “zararlı ve kötü kokulu olduğu için” haram sayılması gerektiğini söyler ve tezini Kur’an’la, hadislerle ve farklı ulemaların görüşleriyle destekler. Sis çökmüş kahvehaneler ve sokak sokak gezen tütün dumanı, Akhisari ve onun ulema dostlarını günden güne rahatsız eder. “Ahlak dışı” ve “yozlaştırıcı” dediği kahvehaneleri sıkı takibe alırlar. Katip Çelebi’nin “kenar müftüleri” dediği ve Dördüncü Murad’a tütünü yasaklaması için fikir verenlerle yan yana bir isim Akhisari.. Fakat tüm çabasına ve püriten tavırlarına karşın o ve arkadaşları, tütünün Osmanlı ahalisi arasında yayılmasına engel olamaz ; çünkü Akhisari gibi düşünenlerin “reform” dediği yasaklama “kültürü”, hemen tepki görür ve tütün daha çok içilir..
Şaraba benzetilen ve bu nedenle günah sayılan tütün, bazı Sufiler tarafından da içilmeye başlayınca kimi ulema tarafından usta bir manevrayla önce “mubah” (Dince günah ya da sevap olmayan), sonra da “mekruh” (Dinen yasak olmamasına rağmen yapılmaması istenen) ilan edilir. Burada halkın alışkanlıklarına göre görüş değişir ; tütünün haramdan mekruh sayıldığı döneme kadar geçen sürede tiryakilik çoğalır. Alimler ve ulema da buna göre vaziyet alır.
Akhisari, fetva verircesine kaleme aldığı risalesinde tütün içmeyi daha çok dini gerekçelerden hareket edip zevk vermesinden ya da kişiyi sorumluluklarından alıkoymasından dolayı haram sayar. Çoğunlukla net konuşmasına rağmen, ulemanın tütünle ilgili kafa karışıklığı Akhisari’ye de yansır. Kiminin “şifa veriyor” dediğine bir başkası karşı çıkar, kitaptan ve hadisten söz açar ama yine de kimse tezini sağlam bir yere oturtamaz. Çünkü ne kadar yasaklanırsa yasaklansın ve “haramdır” diye fetva verilirse verilsin tütün, 17. yüzyılda Osmanlı’da hızla yayılır. Akhisari, tütün kullananın kullanmayandan ayrılması, hatta neredeyse toplumdan dışlanması gerektiğini ima eden cümleler kurar. Ona göre, “Mümin insana düşen, azap ehline benzememesi ve azap aracı olan böyle bir şeyi kullanmamasıdır.”
Afyon ve kahve gibi tütün de “kişiyi yozlaştırdığı” gerçeğiyle “insanın dürüstlük, cesaret ve namus gibi asli özelliklerine zarar veren” tehlikeli madde kategorisine sokuluyor Akhisari tarafından. Bir bakıma o, kıyas yoluna gidip yürüttüğü “mantıkla” birtakım çıkarımlara varmayı deniyor, dolayısıyla bir “içtihadı(görüşü) takip ediyor.” Bu anlamda Akhisari ters reformcu kimliğiyle öne çıkıyor. 
Akhisari’nin risalesinin bugün de güncelliğini koruduğu ortada çünkü benzer tartışmalar bu topraklarda hemen hemen aynı gerekçe ve bahanelerle sürüyor. O dönem gücü elinde tutanlar, kimi alimlerin ve ulemanın etkisiyle tütünü yasaklama yoluna gitti. Tartışma büyüdü. Ancak halk arasında algı farklıydı. 

KISSADAN HİSSE : Tütünün kokusu ve dumanı, Akhisari ve arkadaşlarını neredeyse gücendirecek ölçüde etrafa yayıldı. O ünlü kahramanlık marşının tersine insanlar, duhana (tütüne) karşı olan alimleri ve ulemayı çok da ciddiye almadan, bir elde tütün bir elde kahve Osmanlı sokaklarında boy göstermeye devam etti..

ALİ BULUNMAZ’IN, CUMHURİYET KİTAP’TA YER ALAN, “KEYİF VERİCİ MAMULATIN OSMANLI SERÜVENİ” BAŞLIKLI YAZISINDAN ALINTIDIR..

Leave a reply:

Your email address will not be published.