693 ) GİZLİ İLİMLER, GİZLİ BİLGİLER, HURAFELER !…

    

Refik Halid Karay, İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında, 4 Ekim 1942 tarihli “Tan” gazetesinde, “hurafeler” konusunda eğlenceli bir yazı kaleme almış..
Usta kalem şöyle yazıyor :

Savaş uzayıp sefalet ve felaket baştan taşkın hale gelince eskilerin “ulumu hafiye” (gizli ilimler) dedikleri gizli bilgilere karşı merak arttıkça artıyor ; çürük ve saçma sapan inanlara kapılanlar gittikçe çoğalıyor..
Acı, açlık, devamlı heyecan, ölüm korkusu, bunların sonucu olarak sinir zafiyeti ve akıl karşılığı 20. yüzyıl insanını tarihin en karanlık, daha doğrusu dünyanın tarihsiz devirlerindeki cinsdaşlarına benzemektedir. Uçakların okyanusları aşarak bir kıt’adan diğerine havadan asker taşıdığı, dağ yarması tankların engel tanımadan dünyayı bir ucundan öbür ucuna kadar dümdüz edip geçtiği, bir torpilin 40 bin tonluk zırhlıyı göz açıp kapamaya vakit kalmadan sulara gömdüğü, hava dalgalarından ses ve resim nakledildiği, yani fennin, aletin, pozitif bilimlerin olgunluk derecesine vardığı bir zamanda yıldızların durum ve hareketlerinden, rakamların kendine özgü bazı şekillerinden, iskambil kağıtlarından, kahve telvesinden, el çizgilerinden, leblebi hazımsızlığıyla görülen rüyalardan ahkam çıkarmak, Samatya’daki Susuzkuyu Çıkmazı’nda oturan Mannik Dudu’dan medet ummak veya Bukalu Dede Sokağı’nda pinekleyen Hacı Gaffar Efendi’den derdine derman aramak gülünç şeydir..
Fakat yalnız olağan değil, savaş sırasında gün geçtikçe her tarafta çoğalan bir iştir..
Benim amacım bu “gizli ilimler”i araştırmak değil, bunlara inanan bazı tuhaf insanları gözden geçirmektir.. 

Bunun en çok kullanılanı, ele geçecek veya elden gidecek paraya işaret sayılan “sol/sağ avucum kaşınıyor” sözleridir. Sol kaşınırsa girecek, sağ kaşınırsa çıkacak para var demektir. Peki, ikisi birden kaşınırsa ne olacak ? Galiba o zaman denkleşecek !..
Zaten “sağ ve sol” bizce çok önemlidir. Mesela sağ gözün seğirmesi kedere, sol gözün seğirmesi sevince işarettir. Avuçta ve gözde “makbul” olan “sol”, ayak hakkında yataktan kalkarken ve evden sokağa çıkarken hiç de iyi sayılmaz. Vücudumuzun iki yan tarafı için de böyledir. Aksilik eden, işi ters giden birine “bugün sol tarafından kalkmış” deriz.. 
Bunlardan anlaşılıyor ki, kendiliğinden olan kaşınma, seğirme gibi fiillerde “sol”, bizim tarafımızdan kendi irademizle yapılanlarda “sağ” uğurlu sayılıyor..
“Tek ve çift”i de unutmamalı ; hamamda başa sabun sürünürken bunun “tek” olmasına, hele kadınlar pek önem verirler ; “Üç veya beş sabun süründüm” derler..
Vücut organlarıyla ilgili boş inanlar arasında aklıma, şunlar da geliyor :
Ayağın altı kaşınırsa yol vardır… Derler ki : “Elinde beni olanın yemeği lezzetli, ayağında beni olanın ayağı uğurlu olur..”  Ayağın uğurlusu ve uğursuzu bizi çok düşündürür.  
Avucunun içi kaşınan eski kadınlar ve mahalle kızları her defasında bir kere avuçlarını öperek derler ki : “İman ise kalbime, devlet ise başıma, kısmet ise ayağıma, para ise cebime !..”

Kulak çınlarsa adımızın geçtiğine hükmederiz… Kapı eşiğine oturulmazdı.. İftiraya uğramak korkusu ile !.. Vaktiyle, gece olduğunda aynaya da bakılmazdı. Sebebini bilmiyorum ; fakat çocukluğumda (yazar 1888 doğumlu) bazı evlerde güneş battıktan sonra aynaların tüllerle örtüldüğünü görmüştüm !.. 
Henüz kucakta bulunan veya yürüdüğü halde bir yerde uyuyup da başka tarafa götürülen çocuk kapıdan sokulduğu veya çıkarıldığı sırada dikkat etmeli : İlk önce başı değil, ayakları kapıdan geçmeli. Neden ? Ölünün baş tarafından nakli adet olduğundan buna benzetmemek için…
Yatak hakkında da aynı benzeyişten dolayı değişmez kural şudur : Yatak, yorgansız olsa bile yastıkla durabilir ; fakat yastık yoksa, yorgan örtülemez.. Biri ölünce başından yastık çekilip üstüne yorgan kapatıldığından dolayı..
El tırnağıyla ayak tırnağı aynı gün kesilmez.. Sebebi varmış : İnsanın sevinciyle kederi aynı güne rastlarmış !.. El tırnaklarınızı kırk sefer pazar günleri keserseniz zengin olursunuz. Yine, ara vermeden her hafta perşembe günleri keserseniz hediye alırsınız. Çarşamba günleri ne tırnak kesmeli, ne saç kestirmeli. Ayın son çarşambası kimine yarar, kimine yaramaz ; iki bayram arası nikah olmaz ; cuma günü örümcek alınmaz ve sala zamanından sonra ev işi görülmez. Güneş batınca ortalık süpürülmez ve faraşdaki süprüntü dışarı atılmaz. Vesaire, vesaire…
Birinin elinden başkasının eline doğrudan doğruya makas, bıçak, çakı, sabun verilmez. Ama alırken “tuh ! tuh !” der ve tükürme taklidi yaparsınız ; yahut da avuç içiyle değil de el üstünden alırsanız ziyanı yoktur.. Aksırana “çok yaşa!” demeyi unutmayınız.. Fakat o zat da size şu cevabı vermelidir : “sen de gör !”
Birçok hareketlerden önce “destur” demek gerekir. Hele geceleyin ev dışında kirli su kabı dökecek, öteberi atacaksanız hiç de unutmaya gelmez. Bu “destur” ile, karanlıkta fink atıp oynayan görünmez ecinnilere : “savulun !” demiş, zavallıların birdenbire ıslanmalarını veya tozlanmalarını önlemiş olursunuz !..
Birine karşı kuşağınızı bağlamak, düğmelerinizi iliklemek, onun kısmetini bağlamaya neden olur. Kadınlar dikecekleri bir elbise kumaşını biçerken isterler ki uğuru denenmiş bir şahıs koşarak içeri girsin, “kolay gelsin !” desin. Bazısı bu şahsın çok hamarat, bazısı da çok tembel olmasını ister. Hamarat, dikişin çarçabuk bitmesine yarar ; fakat tembel de yerinden kalkmadığı için dikiş dikecek hanıma huyu geçer, köşede oturup kımıldamadan, ara vermeden işi zamanında bitirmeyi başarır !..
Yumurta kabuklarını parçalamak lazımdır. Parçalamadan atarsanız son nefesinde şeytan bunu kadeh gibi tutarak insanın başı ucuna gelir, “imanını ver, sana su vereyim !” der !..
Köpek uluyunca, susturmak için terlikleri ters çevirirler. Kendiliğinden ters dönmüş terlik ecel işareti imiş !.. Sacayağını, üstünde tencere bulunmazsa yan koyarlar ; düz ve boş durursa kapıya alacaklılar gelir !.. Ev içinde şemsiye açılmaz, maazallah ölü çıkar.. Tuz yere dökülürse bir tutamını ateşe atmalıdır. Yıldız kayarken, izi kaybolmadan, çarçabuk ne isteyebilirseniz o olur.. 
Eve dışarıdan başıboş kuş girmesi uğurdur. Kuş azat edilirken, “Azat buzat beni Cennet kapısında (veya Sırat Köprüsü’nde) gözet !” demek adettendir..

Misafir geleceğini nasıl anlarız ?.. Göz dalınca, kedi patisini kulaklarının arkasından aşırarak temizlenirse, küçük çocuk el ve ayakları üstüne basarak kuzu gibi yürürse, mangalda kömür dikine durursa !…
Misafirin çabuk gitmesini istersek pabuçlarına, pabuçlarını kapıda bırakmamışsa oturduğu yerin arkasına usulcacık, gizlice tuz ekeriz !..
Birisinin gelmesini isteyince mindere sipsivri bir iğne saplamalıdır. Bunun etkisi nedir ? O şahıs nerede oturuyorsa bu iğne kaba etine saplanmış gibi olur, kalkar, dosdoğru size koşar !..
Geri dönmesinden korkulan tatsız bir yolcunun arkasından taş atarlar.. Taş gibi yerinde kalsın, bir daha gelmesin diye !.. Çabuk dönmesi istenilen yolcu için, evden çıkar çıkmaz kapı önüne bir kova su dökerler. Bunun bir anlamı daha vardır : Su gibi aksın, rahatça gitsin, zahmet çekmesin !.. Testi kırarsanız bu, onun aleyhine bir büyüdür..
Bir şey kaybolunca bir mendilli bez ya da sicim düğümlemelidir, şeytanın idrarı düğümlensin de kaybedilen şeyi buldurup o düğüm açılsın, rahatlasın diye !.. “Şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi” demek de faydalıdır..
Yeni ayı görünce altına veya uğurlu birine bakar ve “Ay gördüm Allah ! Amentü Billah ! Aylar mübarek ! Elhamdüllah !” derseniz bütün ayı rahat, sevinçli ve paralı geçirirsiniz !..
Bütün bunlar ve daha birçoğu yetmiyormuş gibi Frenklerden de bir sürü acayip adetler ve kof inanlar almışızdır. Dört yapraklı yonca mutluluğa, ayna kırmak yedi yıl felakete, bir kibritle üç kişinin sigarasını yakmak en gencinin ölümüne, dayanmış merdiven ve yapı iskelesi altından geçmek hastalığa işarettir.. Yere düşüp de kırılmayan kadehi zorla kırmalı, sofra üstüne dökülen içkiye parmak dokundurup alnına sürmelidir !..
İşte insan budur.. Böyle bir mahluktur.. En medenisi bir Papua sihirbazı kadar soytarıdır..
Şükredelim ki doğa, hayvanlara şu gülünç hallerimizi fark ettirecek bir seziş gücü vermemiş.. Böylece tuhaflıklarımız kendi aramızda kalmıştır !..   

KAYNAK : REFİK HALİD KARAY, “Memleket Yazıları-11, İnsanlık Halleri Huy Arabeskleri”, İnkılap Kitabevi,2015

Leave a reply:

Your email address will not be published.