692 ) TARİH SAYFALARINDAN BİR “YANDAŞ” GAZETECİ..

    

Babıali’de “Baba Tahir” lakabıyla anılan Mehmet Tahir Bey (1864-1912) Şehzadebaşı Direklerarası’nda çaycılık yaparak başladığı hayatına, “Servet-i Fünun” sahibi Ahmed İhsan ile kurduğu ilişki sayesinde “Vakit” gazetesinin Direklerarası muhabiri olarak yeni bir yön verir. “Tercüman-ı Hakikat”, “Saadet” gibi gazetelerde habercilik yapan Baba Tahir 1883 yılında “Bahar” isimli bir dergi çıkarmış, 1895′de kendisine büyük şöhret kazandıracak olan “Malumat” dergisini kurmuş, 1903 yılına kadar, 423 sayı, yönetmiştir. Kendisine “Malumatçı” lakabının verilmesine neden olan bu süreli yayın bol resimli, kaliteli kağıda basılan, reklam, nota gibi ilave sayfaları ve Fransızca bölümü bulunan çok önemli bir yayındır..
Sultan İkinci Abdülhamid’i hemen her sayısında öven, padişahın doğum, tahta çıkış günlerinde, kandil, bayram gibi dini vakitlerde padişaha övgüler, şiirler, naatlar, hayır dualar ile kapakları süslenen “Malumat”, yayınladığı notalar, içeriğindeki fotoğraflar ile günümüzün en önemli kaynak eserlerindendir. Yönettiği süreli yayınlar, sahibi olduğu matbaa ile Türk basınının en önemli şahsiyet ve ekollerinden biri olarak kabul edilen Baba Tahir, basın ile devlet ilişkisi açısından üzerinde durulması gereken bir kişiliktir. Çıkardığı gazeteler ile sürekli iktidarın ve padişahın yanında yer alan Baba Tahir hakkında meslektaşlarının yazdığı hemen hemen hiçbir iyi yazı yoktur…
Mehmet Tahir’in hayatı 1903 yılından itibaren inişe geçer. Padişahtan rütbe alma, sahte nişan üretme işinde uzmanlaştığı kabul edilen Mehmet Tahir 1903 yılında yargılanır, önce eski Mehterhane’deki hapse oradan da 15 yıl kürek cezasıyla Sinop’a gönderilir. Bu durumu Münir Süleyman Çapanoğlu, 
Baba Tahir nişan ticaretini o kadar artırdı ve işi azıttı ki Abdülhamid’den kopardıklarıyla kalmadı, kalpazanlığa başladı. Bir İtalyan hakkak (oymacı) bularak taklit nişanlar yaptı, beratını bastı, Avrupalılara sattı. Ve nihayet yakalanarak mahkemeye oradan da Mehterhane’ye gönderildi diye anlatır..
İkinci Abdülhamid devrinde paye almak, Nişan sahibi olmak, göğsü nişan ve madalyalarla dolu fotoğraflar çektirmek moda halini almıştı. Bu talebi iyi okuyan Baba Tahir, “Malumat”ın da gücü ve forsuyla hem kendisi birinci rütbelerden nişanlar aldı hem de devletin nişanını taklit ederek bazı hevesli yabancılar ve şuna buna para karşılığı satmaya başladı..
Baba Tahir’in elinde bulundurduğu basın-yayın gücünü bir çıkar tezgahına çevirdiği, dönemin iktidarının da teşvikiyle ticari bir alana dönüştürdüğünü bütün kaynaklar doğrulamaktadır. Bu paye alma, nişan takma hırsını Baba Tahir ve bu konuda çok istekli olduğu bilinen Ahmed Midhat Efendi’nin şahsında Şair Eşref bir hicvi ile çok keyifli anlatır :
Can vermeden etme heder (ziyan)
Sanma hayatı muteber (güvenilir)
Dünyada rahat yok meğer
Nadan (cahil) ve ahmak olmalı !

İnsan isen ümidi kes,
Yükselmeye etme heves,
Balalık (yücelik) isteyen teres
Gayetçe alçak olmalı !..

     

Cezasını çekmekte olduğu hapisten 1908 affıyla çıkan Mehmet Tahir tekrar yayıncılık yapmak istemişse de başarılı olamamış, 31 Mart olaylarına karışarak Trablusgarp’a sürülmüştür. Oradan Napoli’ye kaçan ve daha sonra Paris’e yerleşen “Malumatçı” 1912 yılında orada ölmüştür..

Gelelim Baba Tahir’in dilden dile dolaşan en ünlü hikayesine.. 1900′lerin başı.. İstanbul’da Terkos Sular İdaresi Fransızların kontrolünde. Bir gün şirketin başına Fransa’dan yeni ve sert bir müdür atanır. Müdür ilk iş masraflarda kısıntıya gitmek ister. Muhasebecisini çağırıp maaş listesindeki bir ismi sorar : “Tahir Efendi-Gazeteci ?”.. Muhasebeci zaman zaman şirket lehine haberler yapan faydalı bir gazeteci olduğunu söyler. Müdür serttir. “Kesin bu maaşı !” diye emreder. Maaş kesilir. Baba Tahir bir iki ay bekler, maaş gelmeyince nedenini öğrenir. Hiç ses etmez, matbaasına gider.. Gazetesi “Malumat”da manşetten bir haber patlatır : “Yaralı domuz Terkos gölüne düştü” !.. Habere göre avcılar tarafından vurulan bir domuz koşarak göle düşmüştür. Haber araştırılmaktadır. O dönemde İstanbul’un tek suyunun Terkos’tan geldiğini de anımsatalım !..
Ertesi gün kızgın bir kalabalık Fransız Terkos İdaresi’nin kapılarına dayanır. İdare paniktedir. Olayın Saray’a yansıyıp büyümesinden endişe ederler. Yeni müdür durumu anlar. Baba Tahir çağrılır, rica minnet “geciken maaşı” verilmek istenir. Baba Tahir eski kulağı kesiklerdendir. Bunu yemez ! Ancak maaşı dörde katlanınca razı olur..
Ertesi gün “Malumat”da, “Domuz göle varamadan telef olmuş, gölde görülen eski kütüklermiş” haberi yer alır. Ahali yatışır !..   

Ünlü yazar Hüseyin Rahmi de Baba Tahir‘in hışmına uğrayanlar arasındadır. 1901 yılında Hüseyin Rahmi’nin “Alafranga” adlı romanı “İkdam” gazetesinde tefrika edilmeye başlar. Ancak Baba Tahir “Malumat” gazetesinde romanın ilk bölümünde geçen “haşerat” ve “mikrop” sözcüklerinin Abdülhamid’in hafiyeleri anlamına geldiğini öne sürer. Sansür Kurulu bunu ciddiye alır. Roman yasaklanır. Hüseyin Rahmi (Gürpınar) bu olaydan sonra Mehmet Tahir için “Basın haydudu” diyecektir..
Bu arada Baba Tahir’in bir dönem kendi matbaasında o zaman yasak olan çeşitli yayınları ve bildirileri bastırarak, Abdülhamid’e bunları Mısır’dan gelmiş ihtilalci yayınlar diye gösterip para ve ödül kopardığını da eklemeden geçmeyelim. Belki de bu yüzden daha sonra 1909′da Abdülhamid’in hafiyelerini anlatan “Mahmud” imzalı bir broşürde Baba Tahir için “istibdat döneminin bile havsalasına sığmayacak işler yapan kişi” tanımı yapılacaktır..

1908 yılında II.Meşrutiyet ile birlikte ilan edilen genel af sonucu Mehmet Tahir hapis cezasından kurtulur. Bundan sonrasını Abdülhak Şinasi’den okuyalım :
“Baba Tahir’in kız kardeşi, kendisi gibi ilkel fakat etkin ve girişimci bir kadın, kardeşinin hapishaneden çıktığı anda 300 mecidiye ile bir kısmı hapishane kaçkınları olan 300 adamı hazırlatmış, onlar sokaklarda davul zurna ile gezerek ve güya Meşrutiyet taraftarlığı ile yine ‘Padişahım çok yaşa !’ avazesini nakarat edinerek ve arada ‘Yaşasın Baba Tahir !’ diye haykırarak, şiddetle el çırparak ve kendisini omuzları üstünde tutarak, hapishaneden kendi evinin önüne kadar onu bir hürriyet kahramanı gibi taşımışlar..” 

#tarih dergisinin Kasım/2015 sayısında, Kerem Çalışkan ve Emin Nedret İşli yazılarından bir derlemedir..

       

Leave a reply:

Your email address will not be published.